Köşe Yazarları

GDO’YA, DENETİMSİZ GIDAYA, KONTROLSÜZ KİMYASALA HAYIR!


Bugün 24 Mayıs. Tüm dünyada 400’den fazla şehirde, 52 ülkede, altı kıtada GDO’ya, şeytan şirket Monsanto’ya karşı bir protesto günü.

Sakin Şehir Yeniboğaziçi-Slowfood Salamis Birliği olarak bu protestoya biz de katıldık. Türkiye’den GDO’ya HAYIR PLATFORMU’ndan Arca Atay’ın yardımlarıyla DEV MISIR BALONU protestomuza katkıda bulunmak üzere beldemize gönderildi. Slowfood Salamis Birliğimiz örgütlenerek bir sivil toplum hareketi olarak farkındalık yaratabilmek amacıyla çocuklarımızın ve insanımızın bu gıda teröründen bu hastalıklardan korunması için çalışmaktadır. İlk adım olarak ilkokullarımızdaki eğitimlerimizle işe başlamaktayız. Sakin Şehir Yeniboğaziçi Belediyesi ile birlikte insanca bir yaşam için mücadele veriyoruz.
24 Mayıs 2014 tarihinde yayınladığımız basın bildirisi ise şöyle:
BASIN BİLDİRİSİ

Dünyada 1 milyar insan aç, 2 milyar insan da beslenmeyle bağlantılı hastalıklardan muzdarip. Bu bize yaşam ve sağlık getiren bir sistem değil, aç gözlülük ve kar hırsıyla yönetilen, ölüm ve yıkım getirmiş bir üretim sistemidir. Bu talanı durdurmamız gerekli. Gıda sisteminde kimyasallar, zehirler kontrolsüz olarak var oldukça her evden bir hastalık bir kanser vakasının olmasını da durduramayacağız!
Tohumlarımızı, gıdamızı ve özgürlüğümüzü geri almalıyız.
Gıda patentlenemez.
Tohumlarımız dünya insanlığının ortak malıdır.
Tohumlarımızı ve gıdamızı, Monsanto gibi küresel şirketlerin zehirli, açgözlü ve ölümcül pençelerinden kurtarmalıyız.
Tohumlarımızı, gıdamızı, sağlığımızı, rızkımızı, kültürümüzü ve yaşamımızı elimizden alan bu beslenme düzeninden kurtulmak için enerjilerimizi birleştirme ve örgütlenme zamanıdır.
Değişim için gücümüz var. Tek tek hepimiz buna karşı koymalıyız. Sağlığımız, güvenliğimiz, yaşadığımız çevre ve dünyamız için bu çağrıya uyarak birleşelim ve örgütlenelim.
Geleneksel mutfağa EVET!
MEVSİMİNDE SEBZE MEYVE ÜRETİMİNE VE YENMESİNE EVET!
DOĞAL TOHUMLARIMIZA SAHİP ÇIKMAYA VE TÜM ÇEKİRDEKLERİ TOPRAĞA GERİ VERMEYE EVET!
ÜLKEMDE, BAHÇEMDE, SOFRAMDA GDO’YA, DENETİMSİZ GIDAYA, KONTROLSÜZ KİMYASALA HAYIR!

SLOWFOOD SALAMİS BİRLİĞİ
CITTASLOW YENİBOĞAZİÇİ BELEDİYESİ

MONSANTO ŞEYTAN ŞİRKET
Monsanto’ya karşı eylemin ilham kaynağı iki kızını korumak için hareketi başlatan bir anne olmuştur. GDO ve diğer zararlı tarım kimyasallarından çocuklarını korumak için savaşmıştır. Bu daha sonra tüm dünyada bir eylem halini almıştır, Monsanto 50 ülkede faaliyet gösteren 18.000’in üzerinde çalışanı olan borsada hisseleri değerlendikçe değerlenen bir uluslararası şirket. Şirketin ana faaliyeti genetiği değiştirilmiş ürünlerin ekimi, satımı vs. Bu şirket özellikle Güney Amerika ülkelerinde tarım piyasasına girerek yerli, geleneksel, doğal tarımın karşısına rakip olarak dikiliyor. Kimyasallarla üretilmiş ve genetiği değiştirilmiş ısırın piyasadaki fiyatı ekolojik mısıra göre çok daha ucuz olduğundan tabii ki doğal üretim yapan çiftçi bu rekabete dayanamıyor. Dünya’da biyolojik çeşitliliği ve halkların yaşamını hiçe sayan gıda tekelleri, patentini aldıkları malların kobayı olmamız için yoğun bir çaba harcıyor. Mısır ve bu mısırdan üretilen nişasta bazlı şeker başta olmak üzere pek çok ürün bu tekellerin denetiminde sofralarımıza ve tarlalara sokuluyor. Nasıl üretildiğini ve ne yediğimizi bilmiyoruz. Gıda ve tohum tekellerinin bu endüstriyel tarım politikası ile gıda üretim ve dağıtım sistemi küresel iklim değişikliğini (yüzde 47 ile 54 oranında) daha fazla tetikliyor. Gıdanın tek tipleştirilmesi ile birlikte, salgın hastalıkların ve yoksulluğun düzeyi giderek artıyor.
• GDO’lar dünyadaki açları değil, çokuluslu şirketleri besleme projesidir.
• GDO’lar tüm dünya çiftçilerini tohum ve tarım ilacı kapsamında sadece birkaç
çokuluslu şirkete bağlama projesidir.
• GDO’lar dünyadaki açlığa ya da tokluğa sadece birkaç çokuluslu şirketin karar verme projesidir.
• GDO’lar tüm insanlığı birkaç çokuluslu şirketin yönetmesi projesidir.
• GDO’lar biyolojik çeşitliliğin azaltılması, tek bir ürünün geniş alanlarda yetiştirilmesi (monokültür) projesidir.
• GDO’lar tüm insanlığın ve doğanın kobay olarak kullanılması projesidir.
• GDO’lar bilimin ticarileştirilmesi ve gerçeklerin üzerinin örtülmesi projesidir.

Tüm dünyada protestoya neden olan şeytan şirket Monsanto ve Bayer gibi şirketler hem GDO’lu tohum üretiyor hem de kanser ilacı satıyor. Bu olayın korkunç boyutunun sadece küçük bir örneği bu.
TÜRKİYE’YE GDO’LAR MONSANTO İLE GİRDİ
GDO’lar aslında 1990’lı yıllarda Türkiye’ye girmeye başladı. İznik Gölü havzasına yerleşen Cargill Şirketi, 1998’de bazı bölgelerdeki tohum faaliyetlerini, işbirliği anlaşması imzaladığı Monsanto şirketine bıraktı. Monsanto da o yıllarda tohumların çiftçiler tarafından yeniden kullanılmasını önleyecek bir çözüm bulur: Genetiği Değiştirilmiş Tohumlar.
Bu tohumları kullanarak yetiştirilmiş ürünlerden ayrılan tohumlardan bir daha ürün alınamıyor ve böylelikle çiftçilerin her dönem çokuluslu şirketlerden tohum alması zorunlu hale geliyordu. Monsanto ürünlerini satan Cargill Şirketi nedeniyle de Türkiye’de bu uygulamanın kapsamındaydı. 2005’te de Tarım Bakanlığı, ABD’den GD tohumlarının yanı sıra hibrit tohumlarını da ithal ederek, Adana’da ve Nazilli’de alan denemesine başlamıştı. Bu durum kamuoyundan gizli tutuldu. Türkiye’de GDO’lu tohumların ithali yasak da olsa Pioneer, Deltapi, Monsanto firmaları aracılığıyla tohumlar ithal edildi.
Günümüzde ise Monsanto, GD tohumların satışında ve üretiminde tekel durumunda. 1901’de kurulan ve adı “şeytan şirket”e çıkan Monsanto, 3 binden fazla tohum türünün patentine sahip ve 150’den fazla ülkede faaliyet gösteren bir şirket. Tohumdan, tarım ilacına, veterinerlikten, eczacılığa kadar onlarca şirketi bünyesinde bulunduran Monsanto, dünyadaki GDO’lu mısır ve GDO’lu soya ekimin yüzde 90’ından, GDO’lu pamuk ekimin yüzde 60’ndan, GDO’lu Kanola ekiminin yüzde 50’sinden fazlasına sahip. 50 ülkede 22 bin çalışanı bulanan Monsanto’nun 2008 yılı karı 2.01 milyar dolar. Ayrıca elinde bulundurduğu tohumların ve bitki türlerinin patentini de elinde bulunduran Monsanto, böylelikle “şirkete ait patent içeren tohumların üretilmesi”, “saklanması” ve “yeniden ekilmesi” gibi gerekçelerle çiftçilere dava açma hakkına da sahip. Ayrıca patent nedeniyle GDO’lu tohumlar ve ürünler üzerinde araştırma yapmak, inceleme hakkı da sadece Monsanto’ya ait. Yani, başka bir kurumun, kuruluşun, bilim insanlarının, ziraatçıların, çiftçilerin bu tür tohum ve ürünler üzerinde araştırma yapması kesinlikle yasak.
ARKASINDA DTÖ VAR
Dünya tohum tekelini elinde bulunduran Monsanto’ya karşı ülkelerin direnmesi ise çok zor. ABD’li çokuluslu şirketleri destekleyen DTÖ, GDO’lu tohumları kullanılması konusunda ülkelere baskı yapıyor. Nitekim baskılara daha fazla dayanamayan AB ülkelerinden Almanya, Portekiz, Fransa 2005 yılında küçük alanlarda ticari ekime başladı. Ancak AB ülkeleri de GDO’lar konusunda uzlaşmış değil. Türkiye’de ise durum AB ülkelerinden farklı değil. Monsanto Türkiye’de farklı isimlerle üniversitelerde araştırma çalışmalarına sponsor oluyor, ayrıca bazı asistanları ve profesör unvanlı araştırmacıları kurs vermek amacıyla ABD’ye getiriyor. Burada da Profesörler ve asistanlar ile bir ticaret anlaşması yapılıyor. Böylelikle Türkiye’ye geri dönen bilim insanları GDO üretmeye başlıyorlar. GDO’ya destek veren üniversiteler arasında en öne çıkanlar ise; Ankara, Ege, Sabancı ve ODTÜ üniversiteleridir. Monsanto sadece bilim insanlarını değil siyasileri için de ABD gezisi organize ediyor. 2009 Nisan ayında ABD’ye giden ve tüm masrafları Monsanto tarafından karşılanan TBMM Tarım Komisyonu üyeleri AKP’li milletvekilleri Mehmet Erdoğan, Özlem Müftüoğlu, Ali Koyuncu, CHP Milletvekili Vahap Seçer ve MHP Milletvekili Abdülkadir Akcan’ın ziyaretinin ardından GDO’ların Türkiye’de serbest bırakılması konuşulmaya başlandı. 26 Ekim’de de çıkarılan bir yönetmelikle Türkiye’de GDO’ların ticaretine izin verildi.
(haber kaynağı www.gidahareketi.org)

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı