Köşe Yazarları

Gazete mi, şirket bülteni mi belli olsun


Bu kendi içimizle ilgili bir yazı aslında.

Kamuoyunu görüntüde çok fazla ilgilendirmiyor gibi dursa da, aslında sonuna kadar ilgilendiriyor.

Konu; Kıbrıs Türk basınındaki kan kaybı ve bir Basın Yasası’na olan acil  ihtiyacımız.

Kim gazeteci, kim değil, kim özgür, kim değil, kim doğru-objektif, kim değil; hepsi birbirine karışmış

durumda.

Bu önce mesleki açıdan bizleri ilgilendiriyor.

Geçmişte, daha basın kartlarının Enformasyon Dairesi’nin yönetiminde verildiği zamanlarda, Sarı

Basın Kartı Komisyonu’nda görev yaparken, öylesine ince eleyip sık dokurduk ki, dünya kadar da

tepkiyle karşılaşırdık. Derdimiz, mesleğin onurunu korumaktı.

Kazancını basından sağlayan biriyle, başka bir işle geçinip, keyfi yazı yazanı ayırmak önemliydi.

Elimizde doğru dürüst bir tüzük yoktu, basın yasası hiç yoktu.

İngiliz zamanından kalma Fasıl 79’la yürüyorduk.

Düşünün 1949’da, o günün teknik koşullarında, basının yaygınlığının, etkisinin tartışıldığı dönemlerde çıkarılmış bir yasa.

Sonra basın kartları konusu meslek örgütlerine bırakıldıysa da, Basın Yasası hiç çıkmadı.

Ve giderek, KKTC’deki toplumsal ve ekonomik dönüşümün etkisiyle, geleneksel Kıbrıs Türk Basını

olgusu da ortadan kalktı.

Gazete sahibi bir gazeteci değil de, herhangi bir ticari şirketin sahibi olduğunda, doğal olarak onun

çıkarları söz konusudur.

Bu da, halkın doğru ve yansız haber alma hakkını direkt olarak ortadan kaldırıyor.

Çıkar çevreleri, hele de günümüzün teknolojileriyle ve psikolojik algı yöntemlerini de kullanarak

kamuoyunu yönetir hale geliyor.

Onların çıkarına haberler yapılıyor, onlara zarar verenler kötüleniyor, onların istediği siyasi partiler ya

da şahıslar parlatılıyor, basın ahlakı yerlerde süründüğü gibi, halkın özgür iradesi etki altına

alınıyor.

Medyayı kontrol eden, ülkeyi de kontrol ediyor.

Sermaye, kendine bağlı medya eliyle hükümet kurup bozabiliyor. Çıkar ilişkileri siyaseti de bozuyor.

Siz burada birkaç yıl önce verdiğiniz oyun derdine düşün, o tarafta masa başı operasyonlar, iradeyi

belirliyor.

Basın kuruluşları finans açısından özgür değilse, medya nasıl özgür olabilir ki?

Siz istediğiniz kadar halkın özgür haber alma hakkı vardır, bu anayasal bir haktır deyin. Gerçek öyle

değil.

Medya patronlarının başka iş yapanlar olmasını engellemediğiniz sürece, bunun önüne geçemezsiniz.

Hem ülke basını zarar görür, hem de halk birilerinin istediği yönde sürekli yönlendirilir.

Böyle değildik biz.

Eskiden, çok değil daha on, on beş yıl öncesine kadar bu ülkede basın “en çok güvenilenler” listesindeyken, şimdi o oran gerilemiştir.

Son dönemde, Kıbrıs Türk basını alışık olmadığımız bir şekilde giderek sermayenin güdümüne

girmiştir.

Hepinizin de izlediğiniz gibi, yanlı, operasyon kokan, çoğu kez pespaye bir dile sahip, hatta küfür,

hakaret içeren haberlerle seviye düştü, güvensizlik yükseldi.

90’lı yıllarda hem de o günlerin koşullarına göre çok da çağdaş bir şekilde hazırlanan Basın Yasa

Tasarısına basın örgütleri mesafeli yaklaştılar. Bir yasa olmaması, yasa olmasından iyidir düşüncesi

hakimdi.

O tepkinin doğru olmadığı sonradan ortaya çıktı.

Meslek, vahşi bir ormana döndü.

Kamuoyunun doğru bilgi alma hakkı ortadan kalktı.

Şimdi mesleğin geleceğini kurtarma görevi, bağımsız gazetecilere ve onların örgütlerine düşüyor.

Ellerinde hazırlanan taslaklar olduğunu da biliyorum.

Çıkartsınlar ortaya, tartışılsın, baskı grubu oluşturulsun, adam gibi bir Basın Yasası çıkarılsın.

Tabii eğer bugün geldiğimiz rezil durumdan benim gibi rahatsız olanlar çoğunluktaysa.

YERİN KULAĞI VAR

EROĞLU SORMUŞ MUYDU?:

UBP milletvekili Oğuzhan Hasipoğlu, Türkiye’nin garantörlük  hakkının olmayacağı Gutterres belgesini kabul eden Cumhurbaşkanı Akıncı’nın hatalı davrandığını iddia ederek,  “Kime sordun da böyle bir maddesi olan belgeyi kabul ettin. Halktan veya Meclis’ten böyle bir yetki almadın ki. Meclis’in garantörlüğün devam etmesi için oy birliği ile alınan kararları var” eleştirisinde bulundu. İyi de kendisinin de görev aldığı bir dönemde Eroğlu’nun 11 Şubat 2014’de Anastasidis ile birlikte altına imza attığı belge için Meclis ve halktan onay almış mıydı acaba…

BU HALİYLE ZOR:

Gazetecilerin Maraş’ı asker kontrolünde gezmeleri sosyal medyada farklı yorumlara neden oldu. Hazır gündem kıtlığında bu Maraş gezisi iyi oldu. Birkaç gün bununla oyalanacağız. Ama o görüntüleri gördükten sonra, Maraş’ın iskana açılacağı konusunda hiç umudum kalmadı. Bırakın binaların yeniden tamirini, sokakları temizlemek, alt yapıyı yenilemek, yolları yapmak bile yıllar ister…

GURUR DUYSUNLAR:

Maraş madem Türk malıydı, vakıf malıydı da niye yağmaladık, içini boşalttık diye sormayacağım. Ama 1974 öncesi  10 binden fazla yatak kapasitesi olan Maraş gibi 24 saat yaşayan bir şehri, bugünkü içler acısı görüntüsüyle hayalet bir şehre dönüştürmeye, ganimete kurban etmeye sebep olanlar yarattıkları eserle gurur duyabilirler…

SİZ İSTEDİNİZ: Maraş’a basının ziyareti Rum basınında “provokasyon” olarak nitelenmiş. Müzakereler başlarken, ortamın gerildiği iddia ediliyor. E şimdi kendilerine sorma zamanı, arkadaşlar defalarca gündeme gelen Maraş önerilerini babam mı reddetmişti? Aman kuzeyin tanınması anlamına gelir diyerek elinin tersine reddeden kimdi? Hepsini bir yana bırakın, 2004 referandumunda “evet” demiş olsaydınız, şimdi Maraş diye bir konu mu kalmış olacaktı. Oturun da biraz kendi muhasebenizi yapın.

BOŞUNA UĞRAŞMASINLAR:

El-Sen’in kestiği Maliye Bakanlığı’nın elektriği, borcunu ödediği için değil ama, Kıb-Tek Yönetim Kurulu’nun kararı ile 2 saat sonra yeniden bağlandı. Sendika Pazartesi de İçişleri’nin elektriğini keseceklerini açıklamıştı. Bence bu sıcaklarda boşuna uğraşmasınlar, nasıl olmasa kestikleri gibi onu da tekrar bağlayacaklar…

NELER OLUYOR:

Özellikle Girne bölgesinde çıkıyor skandallar. Emlak skandalı, polis skandalı, siyasi skandal, sanal bet, dahaları. Neden acaba? Çünkü Girne rantiyeye teslim edilmiş bir kenttir. Dönen paranın miktarını da kaynağını da, yaşayan nüfusun ne olduğunu da bilen yoktur. Paranın, hem de kaynağı belirsiz paranın getirdiği bir ahlaki çöküş var ülkede. Başlatılan soruşturmaların sonuna kadar gitmesi en büyük dileğimiz. Dibe vurmadan kurtulmayacağımız belliydi.

 

 

ZİRVEDEKİLER

Tayfun Çağra (Yenidüzen): “Av hakkımızı koruyalım” dedi avcılar… Ne demekse bu! Avcının korumaya çalıştığı av hakkı!nın dışında o önceden kapatılan ama eylem üzerine açılan bölgelerin korunması gibi bir hak yok mu peki! Ava açık bölgelerdeki canlıların korunmaya ihtiyacı yok mu! Nefes almak, su içmek gibi çok doğal bir yaşam hakkı görünümünde sunulmaya çalışılan av hakkı (ne demekse!)nın hayvan da olsa bir canın yaşam hakkının elinden almak anlamına geldiğini unutmamak gerek”.

DİPTEKİLER

Adam Mı Kalmadı?: UBP-HP hükümeti, Vakıflar ve Kooperatif Merkez Bankalarının Yönetim Kurullarını oluşturamıyor. Çünkü önerilen isimlerden birisi ortaokul mezunu, diğerinin ise sabıka kaydı varmış. Bizim bilgimizde olan çek yasaklılar da var. Hal böyle olunca Merkez Bankası bu atamaları onaylamıyor. 12 bin üye, yüzlerce müşavir var ama, aylardır Merkez Bankası’ndan onay alacak doğru dürüst birisini atayamıyorlar. Olan da bu bankalarda işi olan vatandaşa oluyor, çünkü imza bekleyen birçok iş yapılamıyor…




Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı