Annan Planı 2004 yılında referanduma sunulurken, beni “evet”e taşıyan en önemli faktör, “Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin fiili garantörlüğünün devam edeceğini” bilmemdi. Evet güç paylaşımı, toprak yüzdesi, mal-mülk değişimi vs gibi konularda önemliydi ama açıkçası ben, oluşturulacak olan çözümün garantörleri olmazsa, özellikle de bu garantörler arasında Türkiye olmazsa, uzun soluklu olamayacağını düşünüyordum. Hâlâ daha da böyle düşünüyorum.
Son zamanlarda, oluşturulacak olan çözümde garantör ülke bulundurulmaması “Avrupa Birliği garantörlüğünün yeterli olduğu” sıkça konuşulmaya başlandı. Özellikle Kıbrıs’ın Elen tarafından gelen bu yaklaşım, Yunanistan’ın “Biz garantörlükten çekilmeye hazırız” açıklaması ile ivme kazandı. Birleşik Krallık henüz bu konuda resmi bir açıklama yapmamışsa da, onların, Avrupa Birliği üyeliğinde kalıp kalmamayı referanduma götürmeyi planladıkları bugünlerde, ada üzerindeki üslerini öyle ya da böyle bir şekilde korumak ve elde tutmak dışında bir dertleri olmayacağını kestirebiliyorum. Türkiye ise garantörlük haklarının sadece beşli konferansta konuşabileceğini belirterek, konuya yönelik tezini sonraya ötelemiş görünüyor. Bir yerde “Siz esas konularda anlaşın, garantörlük hakları konuşulacağında masaya sizin yanınıza biz garantör ülkelerde katılır bu konuyu öyle görüşürüz” ya da “Bu konuda kararı Kıbrıs Türk halkı verecektir” diyorsa da aslında bu hakkından hiç de vazgeçecek gibi görünmüyor.
Kıbrıslı Elenler, Türkiye’nin garantörlüğünden neden çekiniyor? Çünkü 1974 Temmuzunda yaşadıklarını bir daha yaşamak istemiyorlar. İstemiyorlar ama görünen odur ki o sıcak temmuz ayında olanların esas hatalısının kendileri olduğunu hâlâ tespit de edemiyorlar. Tamam, 1963’teki olayları kendi tarih kitaplarında bile yer almıyor ve o dönemi yok sayıyorlar. Ne var ki 1974’teki faşist darbeyi ve adayı Yunanistan’a bağlama eylemini, Türkiye’nin de buna karşı garantörlük haklarını kullanarak adaya çıktığını unuttuklarını hiç sanmıyorum.
Kısacası garantörlük hakkının adadaki Türk ve Elen halklarından birinin yaramazlık yapması veya dış bir tehdit olmaması hâlinde kullanılması zaten mümkün değildir. Bu düşünceden hareket edersek uzun soluklu bir çözüm öngörülmekteyse, garantörlerden çekinmenin de bir gereği yoktur. İki tarafta akıllı uslu durursa, yaptıkları anlaşmaya uyarsa garantörlerden çekinmemelidirler. Aksine Türkiye’yi garantörlük kapsamı içinden uzak tutmak beni ve olaya benim bakış açımdan bakacak olan çok sayıdaki Kıbrıslı Türk’ü “Elenler uzun vadeli bir çözüm düşünmüyorlar. Anlaşmadan bir süre sonra yine bunu bozmayı deneyecekler” gailesine düşürecektir.
Kanaatim odur ki yapılacak bir çözüm anlaşmasında garantörler mutlaka bulunmalı ve bunlardan bir tanesi de mutlaka Türkiye olmalıdır. Anlaşmaya konulacak bir özel madde ile “çözümden elli yol sonra garantörler konusu bir daha tartışılacaktır” denilerek güneyde ki komşularımız rahatlatıla bilinir.
Aksi hâlde Annan Planı’nda “EVET” oyu kullanmış bir birey olarak benim oyum, ileride düzenlenecek bir referandum da, diğer maddelere bakılmaksızın “HAYIR” olacaktır…
VE ŞİİR…
Bu haftaki şairimiz Sevgi Bayar Beyköylü. Onun “Bir Deniz Masalında”yız.
Bir Deniz Masalı
Bir
Deniz masalını yazıyorum
Gecede yıldızlarla
Günde maviyle
Bazen griyle
Gök rüzgârını saldığında
Çekilirim
Derinime_/ kendime
sabırla beklerim
Dinginliğimde
Sularımdan hiç geçmeyen
martılarladır dansım
Ve gökyüzüyle vuslatım
Denizin
Göğün ve kıyının_/ masalı bu
Her koşulda yazılan
Yazdıkça çoğalan
Sahi siz dalgalardan ıslanmayı sever misiniz
Belki de bu yüzden
Maviyi bilmezsiniz
Ya derini, derinin sonsuz güzelliğini
Kuma yazılan düşleri
Ve yosun tutan kayalardaki hayalleri
Mavi bir masaldır
Suyla yazılan
Yazdıkça_/ sevgi dilinde
Derine daha derine inen
Ve yazılmaya devam edilen
Hiç bitmeyen bir sabır ve sevgiyle…
ANLAYAMADIKLARIM
Bu yıl bir türlü yaz mevsimi gelemiyor. Tam sıcaklar bastı dediğimiz anda yağmur sağanak gibi iniyor. Bu durumu anlayamıyorum ama galiba yaz “Yangın helikopteri gelmeden ben sizin oralara gelmem” demek istiyor.
































