Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Barış Burcu, önümüzdeki hafta Mısır Petrol Bakanı’nın Güzey Kıbrıs’a yapacağı ziyaret sırasında Rum Yönetimi’nin Mısır’a satılacak gazla ilgili anlaşma imzalamasının gündemde geleceğini, bunun da süreci zehirleyecek bir yaklaşım olacağını söyledi.
Evet konu önemli. Ama ne kadar gerçekçi? Orası meçhul. Çıkacak gazın miktarı, verimliliği, ne zaman çıkabileceği belli bile değil. Rum tarafının yaptığı, Doğu Akdeniz’de güç paylaşımına bir şekilde dahil olmaya çalışmak. Daha yakın bir geçmişte bizzat kendi Dışişleri Bakanları Yuannis Kassulidis, bulunacak gazın, çözümün finansmanını sağlamaya yetmeyeceğini açıkladı zaten. Şimdi yaptıkları anlaşmalarla, “ben de varım, elimde de doğal gaz kozu var” demeye getiriyorlar.
Demem o ki, şu gaz meselesi, olduğundan büyük gösteriliyor ve bizler de bu oyuna geliyoruz sanki.
Oysa aynı zamanda yürütülen bir başka propaganda var. O da garantiler konusu…
Geçtiğimiz günlerde biz de görüşümüzü yazmış, garantiler konusuyla “düğüm tarağa geldi” demiştik.
Rum tarafı, Türk tarafının bu konudaki hassasiyetlerini çok iyi bildiği için olmadık yöntemler deniyor.
Neymiş, Kıbrıs Türkleri de mevcut garanti sisteminden rahatsızmış.
Bizzat Cumhurbaşkanı Akıncı “halkım Türkiye’nin garantisinden vazgeçmez” diye defalarca söylemiş olmasına rağmen, Ankara’dan neredeyse haftada bir “Türkiye’nin garanti etmediği bir çözüm olamaz” açıklaması gelirken…
Neymiş, sözde Ankara’daki bir yetkiliden ve bir “gazeteciden” teyid etmişler de, masada üç tür garanti önerisi varmış. Bunlardan biri, NATO garantisiymiş. Bir diğeri, Türkiye’nin Kuzey’de bir üs bulundurmasıymış, üçüncüsü de Türk garantörlüğünün sadece Kıbrıslı Türkler için kalması yönündeymiş…
Maksat kafalar bulansın.
Oysa daha geçen yıl Kassulidis, Sputnik’e yaptığı açıklamada NATO’nun Kıbrıs’ta garantörlük görevi üstlenecek bir durumda olmadığını söylüyordu. Diğer seçeneklerin de Rum tarafınca kabul edilebilir olduğunu pek sanmıyoruz. Mesela, Akıncı’nın “Türkiye sadece Kuzey’in garantörü olsun” önerisine, “askerlerin tümüyle çekilmesi” şartını getirdiklerini biliyoruz.
Ancak yine de özellikle en çetrefilli konulardan olan garantiler konusunda bir medya bombardımanını bilerek sürdürmekteler…
İşte ben şahsen, Cumhurbaşkanlığı kaynaklarından, doğal gaz konusundan daha çok bu konuda halkın aydınlatılmasını beklerdim…
Doğal gaz konusuna kimsenin kafayı taktığı yok. Ama garantiler konusu öyle mi..?
O hiç Rum basını okumayan millet, bundan haberdar. Ve her nasıl oluyorsa, Rum basınında çıkan bir haberi, olmuş bitmiş gibi kabul etme eğilimimiz var…
Ne yazık ki süreci yönlendiren Rum tarafı…
Hem gaz, hem Maraş, hem Güzelyurt, hem garantiler ve toprak konularında yayılan haberler, sanki Kıbrıs Türk kamuoyunda, “hayır”cı cepheyi güçlendirme amaçlı gibi görünüyor.
Kuzey’de kargaşa çıksın, endişe, gerginlik olsun, halk Akıncı’ya tepki göstersin, bir metin çıksa bile insanlar güven duymasın…
Aslında çözümü istemeyen, dıştan bir çözüm baskısı gelmesinden korkan, onun için de müzakere sürecinin sonuçsuz bir şekilde uzayıp gitmesinden medet uman, kendileri… Ama bunu gizlemeyi öyle güzel başarıyorlar ki…
Şimdi bizim de bu oyunu deşifre etmemiz gerekiyor. Hem kendi kamuoyumuz için, hem uluslararası kamuoyu için…
Ömrünü bir anlaşmaya vakfeden Cumhurbaşkanı’nın da bu gidişi görerek, halkını aydınlatmasını beklersek, fazla bir şey istemiş olmayız herhalde…
YERİN KULAĞI VAR
TAKVİM ERTELENMİŞ:
Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı Serdar Denktaş, Türkiye ile imzalanan protokola uymadıklarını kendi söylüyor. Baykan Özdağ’a verdiği röportajda, takvime ancak Mart’ta uyabileceklerini söylüyor. Bu konuda Türkiye’nin hatırlatma yaptığını, ama baskı uygulamadığını da ekliyor. Peki ama, yıl sonunda hedefler tutmadığı için paranın serbest bırakılmama olasılığı yok mu? Yani bir önceki hükümette olduğu gibi? O ikazlar o anlama gelmiyor mu..?
HEDEF 35 BİN:
BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, UBP-DP hükümetinin bir ayda 500 vatandaşlık verdiğini iddia ederek tepki gösterdi. Bunlar daha iyi günler. Hatırlayacaksınız, dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu KKTC ziyaretinde 35 bin kişinin daha vatandaş yapılmasını istemişti. Bunlar henüz 500’deyse, 35 bine daha çok yolları var…
KOMŞU KAPISI:
Geçmiş hükümet döneminde Ankara ile ilişkiler neredeyse yok denecek kadar azdı. Bırakın bakanları, başbakan bile randevu almakta zorlanıyordu. Şimdi öyle mi, bakanlar Ankarayı komşu kapısı yapmış. Biri gidip, diğeri geliyor. Üç aylık hükümette Ankara’yı ziyaret etmeyen kalmadı neredeyse. Kimine göre bu ilşikler ‘çok iyi’ diye nitelendirilirken, kimine göre ise bunun teslimiyet politikası olduğu savunuluyor… Yaptıkları icraatın halka bir faydası olmadığından olsa gerek…
BU KÖTÜ İŞTE:
Kaçak Suriyeli taşıyan bir tekne, Çıkartma Plajına yanaşmış. 10 kişiymişler, biri enayilik edip, Ercan’dan çıkarken yakalanmış, 9’u kayıp. Eyvahlar olsun. İstenirse adanın en kalabalık en civcivli koyuna bile gelebiliyorlar demek ki… E, biz burayı bile kontrol edemiyorsak, ıssız sahiller ne olacak..?
“KURAN KURSU İZNİ VERMEDİK”:
“Bizim camilerde izin verdiğimiz Kur’an kursu kesinlikle yoktur. Zaman zaman okullarda böyle bir talep gelmektedir. Yaz aylarında okulların içerisinde ve yine öğretmenlerimizin denetimi altında olmak kaydıyla kurs izni veriyoruz. Bu yıl böyle bir talep gelmedi ama gelirse verilir” diyen Milli Eğitim Bakanı Berova, camilerde Kur’an kursu diye bir şey yapılıyorsa ve bakanlıktan izin alınmadıysa bunun suç olduğunu söyledi. Kusura bakmayın Sayın Bakan ama, ülkede kuran kursu verilmeyen cami yok gibi, benim gibi yüzlerce göz şahidi var. Siz izin vermediğinize göre, bu kurslar yasadışı ve suç teşkil ediyor…
2 AY VAR:
Hava Trafik Kontrolörleri Sendikası ile hükümet arasındaki diyalog eksikliğinin ceremesini yolcular çekiyor. Geçtiğimiz günlerde yaşanan şok grev sonucu bir çok uçuş aksamış, binlerce yolcu da bu durumdan zarar görmüştü. Sendika ile ilgili bakanlık arasındaki sorun ne tam bilmiyorum ama, talepler, binlerce turistin ülkeye gelmesinden daha önemli değildir. Tarafların önünde 2 ay gibi uzun bir süre var. Otursunlar ve sorunlarını çözmeye baksınlar.
ZİRVEDEKİLER
Necdet Ergün: “…bütçe açığı, borç stoğu ile hesaplaşmayan bir demokrasi-serbest piyasa ekonomisi yarattık ve bunu da yanlış TC yardım politikaları ile finanse ettik. Bu kurgu, birbirini besleyen bir kısır-döngü,sebepler-sonuçlar ilişkisi ile bizi oy verenle-oy alan arasında emek ve üretim üzerinden değil; ölümcül motivasyonlar ,tahribatlaryaratan ‘avanta ve kayırma’ üzerinden gelen bir ilişki biçimiyle bu vahim tuzağa iteledi. İşte biz bu vahim tuzağın esiriyiz ve bunu kıramıyoruz,çünkü henüz rotamız netleşmedi, hangi yöne kırılacağımızı bilemiyoruz. Arka bahçeye mi, yoksa ön bahçeye mi dönüşeceğiz..?”
DİPTEKİLER
Eğitimde Aynı Terane: Okulların açılmasına sayılı günler kaldı ama, eğitimdeki sorunlarda değişen bir şey yok. Her yeni eğitim yılında yaşananlar, bu yıl da devam edecek gibi görünüyor. Sadece son 3 yılda galiba 5 bakan değişti, hatta biri de istifa etti, yine de okullardaki bina, öğretmen, hademe eksikliğini yıllardır bir türlü çözemedik gitti. Öyle görünüyor ki kez de, geçmişte olduğu gibi öğretim yılına eylemlerle başlayacağız… Eğitimde tek istikrarlı durum, eylemler…
































