Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Ganimet düzeni bitti sanmıştınız değil mi..?

 

Maalesef yanıldınız, bitmedi… Sadece şekil değiştirdi. Eskiden sadece ev, dükkan, arsa, tarlaydı, şimdi artık devletin elindeki her türlü imkandır ganimet…

Hazıra alışan bir toplumun bundan vazgeçmesi beklenebilir miydi?

Nitekim de öyle oldu.

Taşınır, taşınmaz her türlü mal, kapişari düzeniyle dağıtıldı. Kapanın elinde kaldı. Haksız, adaletsiz bir zenginlik ortamı oluştu. Ve maalesef, 1974 sonrası toplum düzeni ve de doğal olarak siyaset de, buna göre şekillendi.

Devlet eliyle menfaat dağıtımı…

Devlet olanaklarının sürekli olarak birilerine peşkeş çekilmesi.

Bunu hükümetler de sevdi, vatandaş da…

Nasıl sevmesinler. Yasalarla, kurallarla otomatik olarak, adil bir şekilde işlemesi gereken bir  sistem, siyasinin iki dudağı arasına teslim edildi… Siyasiler bundan sonuna kadar çıkar sağladılar. Yaptıkları kıyağı oya tahvil ettiler. Devletin elindeki en verimsiz kurumları bile yaşatmaya çalışmaları bundan…

Vatandaşsa, normalde hiç de hakkı olmayan, elinin uzanması mümkün olmayan nimetlere, siyasiler vasıtasıyla uzandı.. Başkasının hakkını mı yedi, yasalar kurallar mı zorlandı, adaletsizlik mi oldu, devletin çivisi yerinden mi çıktı, onun hiç umuru olmadı. O alacağını aldı ya…

Sonuçta ‘gör beni, göreyim seni’ sistemi gelişti, güçlendi.

Ne adalet kaldı, ne hak, ne eşitlik…
Çok mu abartıyorum? Hayır abartmıyorum. Bakın ganimet düzeninin bugün hala devam ettiğinin kanıtları aşağıda. Ben yazayım, siz isterseniz inkar edin…

Hala toprak dağıtılıyor mu? Kıyılar dağıtılıyor mu? Sahiller, halk plajları, orman arazileri dağıtılıyor mu? Dağıtılıyor… Neye tuta?  Tabii ki kafaya göre… Bunun devlete getirisi ne? Devede kulak… Ama doğal varlıklar, hatta sırasında eski eserler gittiğiyle kalıyor…
Ya taşocakları? Doğayı, insanları zehirleme, yok etme pahasına o izinler verilmeye devam etmiyor mu?
Kamu arazileri…
Sanayi bölgesi arsaları….
Serbet bölgede iş yapma izinleri…
Sonra maddi destekler…

Tarımsal Destekler… Ürün alımları…. İşte TÜK, bir kesimin refahı adına, halkın geneline zam zulmü… Bu arada örgütler kapılarda sıra sıra… Gerçekte hak ettiklerini, ricayla almaya çalışmaktalar…
Kamuyu geçelim. Devletin elindeki en kıymetli oy mekanizması o…

Sonra ihaleler…
Kamu bankalarından krediler… Bankaları zora sokma pahasına, geri dönüşü imkansız milyonlarca liralık krediler…
Mesela izinler… T izinleri, dolmuş, otobüs hatları, okul servisi ihaleleri,  okul kantinleri….

Aralarında belli bir mesafe olması gerekirken, dip dibe akaryakıt istasyonu izinleri…
Hepsinin yasası, kuralı, tüzüğü olsa da, yürürlükte olan, adamına göre işleyen kurallar…
Benzer şekilde inşaat izinleri… Belli bir kat izni olması gerekirken, alabildiğine… Zaten, zorlandıkları anda kuralı değiştiriveriyorlar…
Ganimet lafı sol partilerin jargonudur. 1974 sonrası kurulan düzeni eleştiren bir slogandır.

Kusura bakmasınlar ama, o sloganı kullananlar, kendi devri iktidarlarında bu düzeni değiştirecek ne yapmışlardır? Eğer yapmış olsalardı, sonradan gelenler aynı düzeni sürdürebilir miydi?

Ganimet düzeni belki başka bir boyutta, aynen devam etmektedir ve buna herkes ortak olmuştur…

Kimi kendine menfaat sağlamıştır, kimi partisine…

Ama bir baktığınızda, herkes şikayetçidir.

İnanmayın… Bunun adı statükodur ve nem’alananlar çoğunluktadır. Onun için de ortadan kalkması mümkün değildir…


YERİN KULAĞI VAR

YATIRIM DÜŞMANLARI:

İlk günden beridir yazıyoruz. Emirnemeler konusunda vatandaş ne kadar bağırırsa bağırsın, eylem yapsın, hükümet bildiğini oluyacak diye. Niyet belli, sahillerimiz çok katlı otellerle dolacak ve adına da “yatırım” diyecekler. Karşı çıkanlar da “yatırım düşmanı” olacak. İyi de “turizm yatırımı” yapan bu işadamları, bugüne kadar ne kadar vergi verdiler bu devlete, çıkın ve açıklayın. Denize sıfır arazi bizden, isterlerse kredisi de bizden, hiç bitmeyen 5 yıl da vergiden muafiyet. Bu yatırım mıdır, batırım mıdır?

 

BÖYLE GELMİŞ BÖYLE GİDECEK:

Vatandaşın tüm tepkilerine rağmen hükümet, kendi bildiğini okumaya devam ediyor. Koordinasyon Ofisi, Girne Emirnamesi, fonlara yapılan zam ve son olarak alınan makam araçları. Artık öğrendiler, sendikalar ve sivil toplum örgütleri birkaç gün ses çıkarıp tepki koyarlar veya ençok bir protesto eylemi yaparlar, ardından unutup giderler. Yılardır böyle gelmiş böyle gider, alıştık artık. UBP-DP hükümetinin 4 aylık dönemde yaptıklarının hangisini engelleyebildik söyler misiniz..?

 

SORMA GİR HANI:

Sahte para suçundan cezaevine gönderilen Kamerun uyruklu Happi’nin AIDS, Kongo uyruklu Kimbembe’nin ise HEPATİT B virüsü taşıdığı ortaya çıkmış. İyi de bu insanlar bu ülkeye nasıl girdiler, hiç mi kontrol yapılmıyor? Diğerlerini bıraktım da, bu gibi ülkelerden gelenlerden olsun bir sağlık karnesi istenemez mi? Öğrenciden, çalışma izniyle gelenden… Resmen sorma gir hanı…

 

TEFRİKA GİBİ:

UBP-DP hükümetiyle birlikte vatandaşlık konusu da hız kazandı. Neredeyse her gün gazetelerde 5-10 kişinin vatandaşlık hakkı kazandığını okuyoruz. Geçen dört aylık sürede 100 civarında yeni vatandaşlık verildiği ve bu hızla yıl sonuna kadar sayının bin civarında olacağı tahmin ediliyor. Yasal olarak hak edenlere lafımız yok ama, bu işin de bir sınırı olmalı…

 

NOKTAYI KOYDU:

Bu arabalar kişilere değil devlete alınmıştır diyen Serdar Denktaş,  “dört aya yakın bir süre içerisinde sağlığa eğitime,devlete yaptıkları işlerden dolayı alacaklı olanlara,memura, ve daha birçok kesime yönelik mükellefiyetleri yerine getirdikten sonra devletin makamlarına da bu yatırım yapıldı… Boşa harcama yapıldığını düşünmüyorum” diyerek kendince tartışmalara son noktayı koydu. Ya yollar, ya okullar, ya hastaneler, hatta dökülen devlet daireleri…

 

BIRAKIN KULLANSINLAR:

Bazı belediyelerin kademeli su fiyatlandırmasını anlamıyorum. Genelde fazla harcayanın daha düşük ödemesi gibi bir kural var. Ama bizim belediyler tam tersini yapıp, çok kullanandan çok alarak, vatandaşın su kullanımını engelliyor aslında. Vatandaş yüksek dilime girmemek için, su tasarrufu yapmaya itmekle aslında belediye kendi gelirini düşürüyor. Su bol nasılsa, bırakın vatandaş yıllardır özlediği suyu dilediği gib kullansın…

 

 

 


ZİRVEDEKİLER

Dr. Bülent Dizdarlı: “Güney halkı, Türk garantilerini istememekte haklı görünebilir. Ancak onların haklılığı Kuzey’de yaşayanların bunu istemesi konusunda haksız olduğunu göstermemektedir. Herkes kendine göre haklıdır. İki taraf empati yaparak bir çözüm bulabilir. Liderler garantinin ancak bir tarafın diğer tarafa tahakküm ve şiddet uygulaması halinde yürürlüğe gireceğini, anlaşmaya sadık kalındıkça garantör müdahalesinin olamayacağını halklarına güzelce anlatmalıdır…”.

 


DİPTEKİLER

Yeni Kamu Borcu: Bakanların yeni makam araçları cümlemize, 2 milyon liraya malolacak. Yapılan tasarruflarla, çok çok uzun yıllardan sonra 2015’de Cari İşlemler Dengesi ilk kez açık değil, fazla verdi ve artı 271.6 milyon dolar olarak gerçekleşti. Hedef bunu sürdürmek olmalıydı. Oysa, yılların birikimi kamu borçları, bütçe açıkları ve de dışa bağımlılık ortada dururken, 2 milyonluk makam aracı fantazisi en basit anlamıyla ölü bir yatırım ve yeni kamu borcu, daha çok bağımlılık değil midir? İnsan düşünmeden edemiyor, “Bu rahatlık nereden geliyor?”….