Köşe Yazarları

GAMBOT DİPLOMASİSİ


Türkiye, Doğu Akdeniz’de stratejik bir hamle yaptı.

Gambot Diplomasisi (Gunboat Diplomacy); Diplomatik bir terimdir. Savaş gemileriyle yapılan devletler arası kuvvet gösterisidir.

 Uluslararası uzlaşmazlıklarda savaş sinyali vermek amacıyla; bir devletin deniz gücünün, bölgesel ya da yetkisel alanda diğer devleti uyarmak için kullanılması demektir.

Türkiye şimdi Yavuz gemisiyle, farklı bir GAMBOT politikası izlemektedir.

Yavuz gemisi, Akdeniz’de Kıbrıslı Rumların parselleyip kiraladığı 8 numaralı bölgede sondaja başlıyor. Rum yönetimi, “Türkler burnumuzun dibini kazıyorlar” diye telaşlandı.

                Savaş, siyasetin başka araçlarla devamıdır sözü söyleneli çok oldu. Ancak bu sözün doğruluğu devamlı kanıtlanmaktadır.

       Rum yönetimi, bağımsız egemen bir devletmiş gibi davranmanın bedelini ödeme sürecine girdi:

       BM ‘nin tüm çözüm planlarına HAYIR diyen Rumlar, Uluslararası Kamuoyuna dayanarak, Kıbrıs’ta istediklerini elde edebileceklerini sandılar.

       Şimdi bu yanılgının bedelini tüm Kıbrıs’ın ödeyeceği bir sürece girdik.

       Annan Planı 2004’te referanduma sunuldu.

       O dönemde Rumların EVET demesi gerçekleşseydi, Kıbrıs’ın tümü şimdi daha bağımsız bir şekilde, kendi enerji kaynaklarını çıkarmada daha serbestçe hareket edebilecekti.

       Görüşmeler sırasında Akıncı, Enerji konusunu gündeme getirdiğinde, Anastasiadis bu konuyu ileriye ertelemeye çalıştı.

       Yaralar, zamanında tedavi edilmezse, kangrenleşme olasılığı da artar. Kıbrıs sorunu da, zamanında çözüm yoluna girmediği için, artık ULUSLARARASI bir SORUN durumuna gelmiştir.

       Nihayet artık, sorumlu mevkide oturan Rum siyasiler de, Kıbrıs Sorunu çözümlenmeden, ENERJİ konusunda ileri adımlar atılamayacağını anlamaya başladılar:

       AKEL Partisi, Kıbrıs Sorununu çözmede Anastasiyadis’in adım atmasını daha sık talep etmeye başladı.

       Rum Dışişleri Bakanı  Hristodulidis de, dolaylı bir şekilde, Kıbrıs Sorununun bitirilmesi gerektiğini söyledi.

       AB’nin Türkiye’ye karşı tutumundan memnun olmadıklarını da ifade eden Hristodulidis, “Doğu Akdeniz’e daha aktif katılması gereken ve bunda çıkarı olan Avrupa Birliği’dir.

Brüksel’in bölgeye müdahale seviyesinden memnun değiliz ve bu kaçınılmaz olarak AB’nin ve üyesi ülkelerin menfaatine olmuyor. Doğu Akdeniz AB ile komşudur ve başrol oynamak zorundayız.

Bölgede cereyan eden olumsuzluklar Avrupa’yı da etkiliyor. Bölgenin perspektifleri AB’ye yardımcı olabilir ve önemli ölçüde güçlendirebilir. Brüksel’e yaklaşımımız da budur ve bu politikanın uygulanmasında somut şekilde katkı koymaya hazırız” dedi.

Türkiye’nin tavrının, sürekli temas içerisinde oldukları bütün Doğu Akdeniz ülkelerine top yekün eylem gerektiği mesajı verdiğini söyleyen Hristodulidis Türkiye’yi ‘bölgede karışıklık çıkaran, uluslararası hukuku dikkate almayan ülke’ olarak suçladı.

 Hristodulidis şöyle devam etti; “Tam da bu nedenle Kıbrıs sorunu en kısa zamanda çözülmelidir. Çünkü Türkiye’nin Kıbrıs’tan gitmesini başarmamız ancak Kıbrıs sorununun çözümüyle mümkündür.  Kıbrıs sorunu çözülmeden öncelikle elde edilecek şey,  Türkiye’nin revize edilmiş ve öngörülemez tavrıyla Kıbrıs’ta daimi varlığıdır.”

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’e gemilerini gönderme politikası, Kıbrıs Sorununun yeniden gündeme gelmesini sağlayan  bir etki yaratmıştır.

       Anastasiadis hala “Türk gemileri çekilmeden görüşmeler başlayamaz” söylemine devam ediyor. Bu söylem, Rum halkının başına yeni felaketleri getirecek bir söylemdir.

Rum tarafında, bu söylemin tehlikelerini gören insanların çoğalması, Anastasiadisi de mutlaka etkileyecektir.


Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı