Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

FİYATLAR GERÇEKTEN DURULDU MU? SİYASİ SORUN NE ALEMDE

Bundan bir süre önce Marketçiler Birliği başkanı Fuat Nalcıoğlu son bir aydır fiyatlarda durağanlık yaşandığını,  fiyat farklılıklarının ise stoklardan kaynaklandığını açıkladıydı..

Bu açıklamadan sonra marketlere sık sık uğrayan bir yurttaş olarak etiketlere daha dikkatli baktığımda pek çok maddenin gerçekten de hatta “aylardır” diyebileceğim fiyatlarıyla satıldığını gördüm..

FAKAT insanları canından bezdiren hatta isyan ettiren o astronomik fiyat tırmanışları yani pahalılık dediğimiz canavar ortadan kalkmadı! Çünkü aylar sonra bile değişmemiş olsalar da tutun ki fiyatlar çıktıkları yerlerde gerilemeden ayni değerleriyle durmaktalar!. Özellikle ekmek fiyatları: “Allahın nimeti dediğimiz bu ana gıda maddesinin belki 10’nu aşkın çeşidi vardır ama hepsi de birbirlerinden daha pahalıdırlar!

BUNUN DA  ne kadar adil ve özellikle dar gelirli yurttaşlar açısından bir ferahlama olduğunu söylemek doğru değildir.. Çünkü ötesi “hizmetler sektörü” de “emek ücret” dediğimiz olayın insafı kalmadı! Zaten daha önce de “emek” pahalıydı şimdi daha çok pahalılandı..

BU konuda ne zaman şikâyet edilecek olsa kendilerine gerekli olan araç gereçlerin, yedek parça ve ötesi malzemelerin falan çok pahalandığından yakınıyorlar.. Yani piyasada evet durgunluk var ama artık araba ile Mağusa’dan Lefkoşa’ya gitmek hatta bir otobüsü tercih etmek bile yurttaşın cebini yakıyor.. Üstelik rekabet de yok!

PEKİ nerden kaynaklandıydı bu pahalılık var mı hatırlayan? Rusya Ukrayna savaşından dolayı mı? Artık çok gerilerde kalmış Pandemi yıllarından dolayı mı? Türk parasının değer kaybetmesinden mi? Yoksa Yunanistan’ın ikide birde kızgın koçlar gibi TC’ye tos atma deneyimlerinden mi? Dünyanın ahvalinden mi yoksa KKTC’nin kendi “üretim tüketim pazarlama kâr marjları gibi bir sürü ekonomik laflar dizinde uzayan nedenlerden dolayı mı?

***

HEPSİ DE SEBEP  OLABİLİR.. Fakat hükümet hepsine de çare bulmak için “Hükümettir.” Ki kelimenin bir anlamı da sorunlara “hükmetmektir!” Dolayısıyla varsa pahalılık onu hizaya getirmek zapturapt altına almak da Hükümetin işidir. ***

TABİ Kİ bu düşünceler bana Allah tarafından vahiy olmadı! Sümme haşa! Allah’ın işine karışılmaz korkarım. Ama insan imalatı “pahalılığa” karışırım çünkü sürekli canımı yakar!

Dolayısıyla eğer pahalılık karşısında hükümet çaresiz kalırsa zaten halkın protestolu tepkisi yeter de artar bile, görevini yapamadığı için “çek git” de derim derler de! Nitekim zaten kendileri dayanamayıp gitmekte!

NE VAR Kİ geçtiğimiz gün artık KKTC’nin “derdi davası” haline Kıb-TEK’in maceraları dizisinin yeni versiyonları oynarken, bir de baktık ki Ünal Üstel Hükümeti çok radikal bir kararla artık yılan hikâyesine dönen akaryakıt sorununu TC’nin “Türkiye Petrolleri Uluslararası Anonim Şirketi” ile çözüvermiş! Bundan sonra otomatik olarak KKTC’ye sevk edilecek akaryakıt ilgili şirketi ile  ihalesiz tartışmasız santrallere taşınacak.” Bu kadar basit!

***

PEKİ BUNCA zaman şimdilerde basit gibi görünen bu akaryakıt sevkinin, daha dün gibi bir geçmişte eğer böylesi bir çaresi var idiyse neden memleketin huzur ve güvenini sarsacak boyutlarda bir kriz haline getirildiydi?

ÇÜNKÜ hükümet inisiyatif yüklenmiyordu! Elini taşın altına koymuyordu! Hemen karar verecek basireti gösteremiyor, “durun bakalım sonu ne olacak” diyordu! Ve göz göre aylar yıllar boyu ilgili “birimler” ve hükümetlerin hiç yapacak başka bir işleri yokmuş gibi Kıb-Tek’in akaryakıt ihaleleri ile meşgul edildilerdi! ŞİMDİ ne diyoruz ama? “Meğer sorunun çözümü bu kadar basitmiş!” Bu olaydan hareketle bir başka konuya geçip devam edeyim.

***

KKTC’yi ilan ettik, bayrağını bile yaptık, ama Devleti ne tanıtabildik ne kurabildik!

Yıllar önce başlatılan bir siyasi mücadele ve toplum katlarında “birliktelikle” uygun görülen bir çözümü yani “iki bölgeli iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı bir federal çözüm” sloganını benimsememize kariın da gerçekleştiremedik..

…Sn. CUMHURBAŞKANI Tatar göreve geldiğinden beridir bu çözüm sloganını ileriye götürmek için çalışırken araya şunu da kattı: “Güney’deki Rum Yönetimi öncelikle Kuzey’deki Türk toplumunun “bağımsız ve egemen bir devlet” olduğunu kabul etmelidir. Bunu kabul etmeden bir kalıcı çözüm süreci başlatmak mümkün değildir!”

BİR “Devletçi” olarak ben, Sn. Tatar’ın şartına “amenna” da diyorum, “muvafıktır” da! Maraş’ın bir mahallesini halkın para vererek “gezmesine tozmasına açmasına karşın” (ki Maraş hâlâ TC’nin denetimi altındadır) bu konuda Rum tarafından tıs çıkmamıştır..

HATTA açık bölgedeki mülk sahiplerine isterlerse gelip mülklerine sahip çıkabilirler denmesine ve müracaatlarının kabul edilmesine karşın da üç beş sesli değerlendirmelerden öte beklenen olmadı!

ÇÜNKÜ: Rum tarafı için hâlâ en büyük hedef Maraş değil, oluşturulacak bir Federasyonla çoğunluğuna dayalı siyasi egemenliğini tüm ada üzerine sererken zaman içinde Enosisi gerçekleştirmektir!

YANİ Kıbrıs sorunu bitmedi! Çünkü Güney’in ada üzerindeki egemenliğini kıracak büyük başarılarla kalkınmışlık yaratamadık!

Zaman içinde bunları başardığımızda Güneyin hayalleri de sona erer diye düşünüyorum! Ki o zaman evet iki bölgelilik üzerine eşit koşullar içeren bir federasyon şemsiyesi açılabilir..***

VE KISACA TAKILDIĞIM: Hiç birimiz “müneccim” değiliz! Gökyüzünün boşluklarına bakarak faraziyelerde bulunacak halimiz de yoktur! Ki biz TC’ye muhtaç “dideler” bir dünya devletinin yurttaşları da değiliz!

Kİ Türkiye sayesinde yemekte içmekte yatıp kalkmakta, parasal yönden Ankara’dan pompalanan paralarla nemalanmaktayız..

Bu nedenle çok rahat, çok asude, çok sağlıklı bir yaşantımız olmalıydı! Oysa değiliz! NİTEKİM kendi kendimizi hasta ediyor, kendi araba kazalarımızda yaralanıp ölüyor, kendi hastahanelerimizden ve okullarımızdan yeterince yararlanamıyoruz!

Zirai ve sanayi üretimlerde yetersiz kalıyor çarşı pazara yenik düşmemek için “Kooperatif sistemleri”” gibi örgütlenmelerden kaçınıyor… Ve asıl önemlisi “denetim mekanizmalarını” çalıştıramıyoruz..***

BU AÇMAZLARIMIZIN bir nedeni de hayrettir ama cehaletimiz yada beceriksizliğimiz değil, aksine “çok bilmişliğimizdir!” Ki bizdeki kadar her şeyi bilen pek az toplum vardır!

GELGELELİM bu büyük hasletimizle kabiliyetimize karşın(!) bir gün bu ülkede hem de lüksünden arabalara sahip olunduğunun gerçeklerinde.. Trafiğin daha çok yoğunlaşacağını.. Yoğunluğun yeni yollara güzergâhlara ihtiyaç duyuracağını.. Bunun için artan arabalar oranında özellikle kalabalık kentleri ve kentler arası yollarını trafik kazalarını asgariye indirecek şekilde inşa ederken.. Mevcutlarını yeniden gözden geçirmenin gerekeceğini düşünmedik! Hatta yolları ışıklandırmayı bile!

VE HİÇ BİR ŞEY yaratamadığımız bu KKTC’de “mevcutlar” yetmiyormuş gibi sonunda büyük bir “trafik sorunu” ve “faciası” yarattık! Gün geçmiyor ki kazalar ve ölümler haberlerine toslamayalım!.. TRAFİKTEKİ bu vahim durumumuz böyleyken şimdi kalkıp da Hayırlı uğurlu mu olsun diyelim? Yoksa aman hemen bir dakika gecikmeden sorunu çözecek tedbirleri zaten çok geç kaldınız, almaya başlayın mı diyelim. Hemen başlayın çünkü çok çok geç kaldınız!