Geçtiğimiz Çarşamba günü dünyadaki haber ajanslarının “tarihi gün” diye yayınladıkları bir haber vardı. Kısaca BM’ler üyesi 193 ülke temsilcilerinin katıldığı bir törenle Filistin bayrağı, BM’ler Merkezinde “Üye Olmayan Gözlemci Devlet” statüsü ile göndere çekildiydi. Törene Ban Ki Moon, Ahmet Davutoğlu da katıldıydı…
Bu haberi okuduğumda “bir toplum özgürlük ve egemenliği için ancak bu kadar büyük bir mücadele verir” diye düşündüm. Ki bu mücadele 1947’den beridir sürüyor. Ve biliniyor: 1967’de 3. Kez Araplarla Yahudiler “6 gün savaşına” giriştiklerinde İsrail Sina yarımadasını, Golan tepelerini ve Gazze’yi de alarak topraklarını genişlettiydi… Buna karşılık İsrail tarafından işgal edilen topraklarda Filistinliler de örgütlenerek Yahudilere karşı büyük bir direnişe geçtilerdi. Başlarındaki lider efsane olmuş Arafat’tı… 1993’de İsrail ile Filistin Kurtuluş Ordusu arasındaki müzakereler sonunda Filistinliler Gazze ve Jeriko bölgelerinde özerk devlet kurdulardı… Şimdilerde de devam eden arbedeler, zaman zaman çatışmalar işte bu Gazze’deki özerk Filistin Devleti ile İsrail arasında olageliyor.
ARAFAT VE DENKTAŞ: İsrail-Filistin sorunu ile Kıbrıs sorunu ayni yıllarda başladı. Her iki siyasi sorun da “devlet olarak var olma dolayısıyle vatan olarak bellenen toprakları kalıcılığı ve tanınmışlılığı ile kabul ettirme” başlığı altında belirtilebilir. Nitekim Denktaş’la Arafat zaman zaman kendi ülkelerinin davaları için BM’lerde yolları kesişti mi birbirlerine iltifat ederlerdi. Hatta rahmetlik Denktaş’ın anlattığına göre Arafat kendisine şunu söylemişti: “Biz devletiz ama toprağımız yoktur. Siz devlet olarak tanınmıyorsunuz ama toprağınız vardır! Üstelik sizin arkanızda Türkiye gibi büyük bir de güç vardır..”
Düşünün ki Filistinlilerin bugün de içine sıkıştıkları Gazze İstanbul kadar ya var ya yokmuş! Hoş bizim Kuzey Kıbrıs da öylesi küçüktür ama en azından (şimdilik) bizimdir ve sahibi mutlak’ı olmaya devam ediyoruz! Üstelik Filistinliler gibi başımıza ne bombalar yağıyor ne de kurşunlar.
RASLANTIYA BAKIN. Filistin’in de KKTC’nin de mücadele tarihlerinde Yaser Arafat ve Rahmetlik Dr. Küçük’ten sonra toplum lideri olan Denktaş’ın benzer kader yolculukları olduydu. Her ikisi de “bağımsız ve egemen devlet için uğraştılardı. Her ikisi de dünyada bu nedenle iki “lider” olarak tanındılardı. Ve her ikisi de ölürlerken halklarına “kurdukları devletleri” hediye olarak bıraktılardı. Raslantıya bakın ama: Arafat öldükten sonra Hamas militanları ile yasal devleti savunan daha ılımlı Filistinliler iç savaşça tutuştular… KKTC’de ise Denktaş’ın ölümünden sonra toplum güçlü bir liderinden yoksun kalırken, kısa sürede siyasi sorunu dinamitleyecek ayrı gayrı kamplar oluştu el an devam ediyor! Kısaca Filistin halkı sonunda bayrağını BM’lerde dalgalandıracak başarıya ulaştı. Bakalım biz ne yapacağız! ********** BELEDİYELER SUYA TALİPMİŞ! (KENDİSİ MUHTACI DİDE KALDI Kİ BAŞKASINA HİMMET EDE!)
Belediyelerin ne kadar vahim durumda olduklarını görüp bilmeyen yoktur. Ki 29 Haziran’da halkın referandumuna sunulan Anayasa’daki 21 maddelik değişiklik eğer halkın onayından geçseydi şu anda bir tek belediye ayakta kalmazdı! Çünkü o değişikliklerden biri belediyelerle ilgiliydi ve bakın eğer oylansaydı ne olacaktı: “Yürürlükte olan Anayasa’ya göre Belediye Başkanları ve Belediye Meclisleri hiçbir şekilde görevden alınamazken 119. Maddede yapılan değişiklikle belediye organlarının hukuka aykırı işlemleriyle, belediyeyi bütçesinin en az onda biri oranında zarara uğratması halinde görevden alınmaların yolu açılacaktı!”
Yani öyle seçilip makama kurulduktan sonra beş yıl carta çekmek, oyları kaparozlama uğruna partizanca istihdamlar yapmak, yahut sorumsuzca yönetim açmazlarında belediyeyi zarara uğratıp sürekli devletin kasasına saldırmak olmayacaktı! Denetlenecek hesabını veremeyenler yolcu Abbas olacaklardı!
OYSA: Şu anda yarattıkları “zararlarından” dolayı hesaba çekilmeleri gereken belediyeler, aksine “TC’den gelecek suyun yönetiminin kendilerine verilmesini isteyerek taltif edilmelerini bekliyorlar! Ki belediye hizmetlerinde o istedikleri sahipliğin “s”ni bile göremezsiniz, sorumsuzluk ve baştan savmacılık ise gırla! Arada bir “yapacağız edeceğiz” havalarındaki atmasiyonları da olmasa sanırsınız aydadırlar! Buna karşılık ve ısrarla:
SUYUN YÖNETİMİNİ İSTİYORLAR: Biz diyorlar TC’den akacak suya talibiz! Yani devletin sırtına bir de “Su Yönetimi Dağıtımı” gibilerinden yeni bir Kurum yükleyecekler ki ötekiler gibi yıl 365 gün battık, mahvolduk derken aslında batırıp mahvettikleri KKTC olsun! Kıb-Tek gibi, Telekomünikasyon gibi, okullar, hastaneler, kısaca bilumum ve envai türden Kurum Kuruluşlar gibi! Ki bu nedenle devletin uçan kuşa borcu var! Tek bir fazlalılığı yok eksiklikleri var! Çiftçisinden hayvancasına, öğretmeninden bilumum mesleki kesimlerin bitmez tükenmez eylemleri var!..
VE ALLAH İNANDIRSIN: “Devletinin” böyle olduğu memlekette “belediyesi” TC’den gelecek suyu yönetecekmiş! Yani dıştan kumandalı çocuk oyuncaklarını bile yönetemeyenlerin eline devasa arıtma tesisi ile birlikte yılda akacak olan 75 milyon metre küp suyun yönetimi verilecek! Çocuk oyuncağı mı bu!
Lafın kısası. Belediyele suyun sayesinde paraya gark olacaklarını, batmaktan kurtulacaklarını hayal ediyorlar! Oturacaklar suyun başına zarardan kurtulmak için ya milleti haraca kesecekler yahut da kaderde batmaları var, su ile birlikte KKTC’yi de batıracaklar! Aynen Kıb-Tek gibi!
**********
KISACA TAKILDIĞIM: (AYİNESİ İŞTİR KİŞİNİN LAFA BAKILMAZ!)
Yıllarca yazdıktı: “2013-215 TC-KKTC Mali ve ekonomik Programını uygulayın.” Hükümet başta olmak üzere ne kaar STÖ’ü varsa “şartlarımıza uymaz” diye diye yılları yediler!. Şimdi sırada 2016-2018 Sürdürülebilir Ekonomik Protokolü var ama ne birincisi ne ikincisi uygulanmadı ki imzalar atılsın! Nitekim TC kanadının açıklaması şöyle:
TC 2015 yılında KKTC bütçesine 216 milyon TL aktardı. 195 milyon 375 bin TL’lik ödenek ise reform için ayrıldı. Bu kaynağın 180 milyon TL’si kullanılamadı! Reform karşılığı kullanılan kaynak 15 milyon TL’de kaldı!” Bir de battık demiyor muyuz!
LAFIN KISASI: Bırakın da bu suyu yöneteceğimiz düzeye gelene kadar TC’nin imparatorluk gibi devasa bir kurumu olan Devlet Su İşleri (DSİ) yönetsin, sonra devralırsınız…
































