Feministleri dinlerken…

11 Mart 2014 Salı | 13:20

 Ben feministleri dinlediğimde,  işin içinde hedef şaşırtma, kolayından bireysel güç elde etme kokusu sezinler, kafam karışır. Halbuki konu basit ve yalındır. Konu güçsüzü koruma sorunudur. Bu da medeni, çağdaş bir hükümetin başta gelen görevlerinden biridir. Tabiat dengesini vahşice ve acımasızca kurar. Bence vahşi tabiattan uzaklaşma medeniyet yolunda ilerlemenin ölçüsüdür. Tabiat, insan akıl kapasitesini diğer yaratıklardan üstün kılmakla, ilkin dengeyi kurmakta yardımcı olmuş, ancak daha ileri safhada akılı tamamen bencil bir şekilde maddiyata döndüren insan dengenin bozucusu olmuş; İnsanın zeka potansiyeli seviyesi yakınını dahi kullanabilmesi durumunda tabiattaki dengenin daha az acılı kurulmasına olanak sağlayacağı da bir gerçektir.
  Antik çağlarda güç kullanma fiziki güçten kaynaklanırdı. Aynen hayvanlar aleminde olduğu gibi. Güçlü güçsüzün elinden mamayı kapar, onu ezer, hatta yerdi. Şimdilerde bizde, ekonomide, vahşi kapitalizmde, olduğu gibi. Sonra güç üretim, teknoloji kullanımına, kısacası para ve silaha geçti. Ancak geride fiziki güç kullanma kalıntıları hala özellikle ilkokullarda, aile içlerinde, hatta sokaklarda ne yazık ki süregelmektedir. Gücün en pozitif ve ileri safhası bilgi ile zekanın birleşiminden doğar. Çok ender dahi olsa böyle yapıcı güç odakları tek tük başını su üzerine çıkarmaya başlamış, bu gidişatı süratlendirmeye hepimizin katkı koyması gerekmektedir. İşte bu safhada kadınların problemleri tamamen sona erecek. Çünkü özgüvenleri artacak. Fiziki gücün dominant olduğu dönemlerde mukayeseli avantaj gereği kendilerine biçilen rol modelden sıyrılıp kurtulacaklardır. Teknoloji ilerledi. Fiziki güç avantajı çoğunlukla geçersiz oldu, ama kaç tane kamyon, dozer, uçak, hatta taxi sürücüsü kadın bu ülkede görebilirsiniz? Hemen, hemen hepsi ya ev kadını, ya ev temizleyicisi veya biraz mürekkep yalayanlar öğretmen, sekreter, avukat, nörs, doktor gibi sahalarda yoğunlaşmış, toplam marjinal getirilerini düşürmüşlerdir.
  Yalnız güçsüzler, korunmaya muhtaç ve desteklenmesi gereken kadınlarımız mı? Daha güçsüzleri de var. İçimizdeki her türlü azınlıklar, siyahiler, engelliler, yaşlılar, çocuklar ve hayvanlar. Bir feminist son köpek yeme olayında bir TV yayınına bağlanıp haklı infialini dile getirdi. O an aklımdan ne geçti bilir misiniz? Bu bayan bu akşam bir mangal yakacak ve sevimli bir kuzucuğu kebap edip yiyecek. İşte bu hayvan sevgisini gösterme bir şovdur. Bir vejeteryan bunu dile getirseydi ayakta alkışlardım. Kusura bakmasınlar ama kadınların da  kendilerinden güçsüzleri ezdiklerine çok kez şahit oldum. Aralarında en az erkekler kadar sadist ruhlu olanı çok var. Tarih sayfalarına bir bakın, ellerine güç geçirdiklerinde katkıları hep barışa mı olmuş? Şimdi sıralamayım. Fransız İhtilali’nde giyotin ile kelle kesme seremonilerinde; İngiltere’nin o vurmalı, kırmalı vahşi güreşlerinde, bir bakın bakalım, en önde oturanların kadın/erkek oranı nedir? Gün boyu işleyip yorulan bir erkeğin kulübünde bir saatlik eğlencesini bile telefon, tehdit ile berbat eden, gururu ile oynayan kadınlara ne demeli. Güç elde etmek için feminizm altında birleşmeleri doğru ama, şov ve bilmişlik yapıp şahsi güç elde etme arzularının olmadığına beni inandırmaları için, hedeflerini genişletip toplumda güçsüzleri korumaya yönlendirmeleri gerekir. Sorun buradadır. Sistem, otorite, mağdurun şikayeti olsun veya olmasın onu korumalı, güçlülerin başkalarını tahakküm altına almaya, tacize, şiddete yeltenmeleri, kim olursa olsun, hangi güçsüz kategorisine karşı olursa olsun, ağır bir şekilde tavizsiz cezalandırılmalıdır. Bu durumda kadınlarımızın da özgüveni artacak. Ben Latin ülkelerinde sportif, makyajsız kızların gece yarılarına kadar serbest sokaklarda erkeklerden geri kalmayan rahatlıkla dolaştıklarını; Londra’da kadınların erkekler gibi meyhanelere, kulüplere gittiklerine şahit oldum. Almanya’da taksi süren, gece yarısı beni otele bırakan kadın şoförle sohbet ettiğimi, kırsalda traktör, kombay kullanan  kadınlara rastladığımı hatırlarım. Monopoller ve para babaları karşısında tüketici de güçsüzdür. Partizan, yağcı ve reziller karşısında hukuka saygılı, nazik, guruna düşkün insanlar da bu geri diyarlarda güçsüzdür. Kadınının karşısında çok güçsüz olan erkeklere, inanın, çok rastladım. Bu ülkede kadınların çoğunun kimlere oy verdiğine, kimi görüşmeci seçtiğine bir inceleyin. Sonra dönüp de eşitlikçi, barışçı kesilip, yumuşak ve kucaklayıcı vasıfları ile sürece erkeklerden daha fazla katkı koyacaklarına beni inandıramazlar. Sorry, süslü  püslü, genelde egolarını maddiyata, ganimete dayandıran şovcu çoğunluktaki KKTC bayanları.  Daha çok kaliteli, derinlikli eğitime ihtiyacınız var.
  Bir Ağustos günü öğle üzeri Kardeş Ocağı’nın balkonunda durur, bu sıcakta eve nasıl gideceğim diye düşünürken, iki orta yaşlarda İngiliz turist bayan, belli ki sıcaktan bunalmış, bizim binanın önünde durmuş, bakıyorlar. Belli ki gölgeye oturup bir şeyler içmeyi düşünüyorlar. Bana burası nedir diye sordular. Özel bir kulüptür dedim ve ekledim. Bir şeyler içmek isterseniz buyurun oturun, size servis yaparlar dedim. Girelim mi gibisinden birbirlerinin yüzüne baktıktan sonra bir tanesi dönüp bana sordu; Niye hep erkek? Kadın niye yok? Ne diyeyim şimdi. Bizde kadınların bu gibi yerlere üye olacak öz güvenleri yok mu diyeyim? Muzipliğim tuttu. Burası “Gay society”dir dedim. Birileri kendilerini yiyecekmiş gibi hemen oradan hızlı adımlarla uzaklaşmaya başladılar. Arkalarından şaka yaptığımı bağırsam bile dönüp bakmadılar. Biline ki kendilerine yapılan aleyhte ayrıcalığı, gücün bilgi ve zekadan kaynaklanacağı aşamaya süratle ulaşmaya her halleri ile katkı koyamadıkları oranda içinde bulundukları duruma mahkumdurlar. Biline!