Köşe Yazarları

FELÇLİ KKTC!






Her halde “kendi varlık nedenleriyle” bu kadar tartışıp polemiğe giren bir başka devlet yoktur..

“Mesela” dediğimizce geçen haftayı öncesi haftalar gibi yine “Kıb-Tek”i tartışmakla yedikti!



Tutun ki ana baba evlat sendromu!

“Yedirdim içirdim, giydirdim kuşattım, okuttum yazdırdım, bale gudalya bale gudalya!” ***

VARLIK nedenleri olması gerekirken, kavgalısı olduğu “kurumlarıyla” cebelleşen devletten söz ediyorum. Daha doğrusu artık KKTC yönetiminin ortaklarından biri haline gelen KIB-Tek’ten!

Ki sadece santrallarında kullandığı akaryakıtın ihale ve kirlilik oranları tartışmaları bile bir ayı aşkın süredir devam ediyor..

ÜZERİNDE yorum yapmayan, nedenleri konusunda açıklamalarda bulunmayan, akaryakıtın kirli, yoksa temiz mi olduğu konularında soru sual etmeyen kalmadı!

Ki Kıbrıs Türk halkı olalı beridir böyle bir tartışmayı ne yaşadı dolayısıyla ne de tanığı oldu!

***

VE Bİr KEZ DAHA ANLADIK ki biz KKTC’de büyük icraatları, geleceğe yönelik ulusal hedefleri tartışmıyoruz!

1974 “ganimet ekonomisinden” kalan alışkanlıkla hâlâ “deniz olan devleti yemeyenin domuz olacağı” inancına bağlılıkta önümüze geleni peringa balıkları gibi anında dişleyip yok ediyoruz!

Ki İngiliz sömürge idaresi 1963’de Kıbrıs Cumhuriyeti ahkâmlarında adadaki hükümdarlığını Türk ve Rumlara devrederken, Elektrik kurumu “CITA”yı da devrettiydi..

YANİ ne? İşte ayni kurumun Güney’de yansıyan şavklarına nazire Kuzey’deki karanlık tartışmaları!

***

ÜSTELİK NEYİ TARTIŞIYORUZ? Kendi öz malımızı! Devlet oluş nedenimizi! Nüfusu yarım milyonu bulmasa da sonuçta memleketin elektrik enerjisini sağlayan santralarımızı, yakıtlarını, o yakıtlara ilişkin “temiz mi kirli” sorularına verilen verilemeyen hepsinin şaibeli olduğu cevaplarını… Üstelik uçlarında Demokles’in kılıcı gibi sallanırken, “kafa tasımızı attırmayın bir memleketin elektriğini keser, sizi karanlıklarda boğarız” tehditlerine sarılı meydan okumalarla… Bizzat Kurumun ihtar ve tehditleriyle! Var mı böyle devlet dolayısıyla öylesi devletin yurttaşı?

***

OYSA KIB-TEK yada organı EL-SEN sonuçta KKTC’nin “kurumlarındandırlar.”

Hükümetler gelip gitse de kendilerine ait kanun ve nizamları, tüzük ve koşullarıyla çalışırlar.. Kaldı ki şu anda da Enerji Bakanı Erhan Arıklı’nın yetki ve sorumluluğunda olan bir kurumdur.. ***

İŞTE ÖYLE DEĞİL AMA! Akaryakıtının “kirinin pasının bile hesabını vermeyen eğer kafasını çok kızdırır canını sıkarsanız, bir memleketin elektriğini kesebilecek kudret ve azamette olan bir kurumdur KıbTek… Böylesi muktedir bir kurumdan söz ediyoruz!

ÜSTELİK “Bizim malımız! KKTC’nin malı!

Aydınlık yarınlarımız umutlarımıza nazire bize bugünlerin aydınlıklarını bahşetmeden sorumlu olan Kurum…

***

İŞTE aylar yıllardır bu ülkenin “devletin” irade ve yetkisinde gelip giden hükümetleri bu “KIB TEK’le kavga ediyorlar!

Hayır sağlayacaklar hizmetle KKTC’i daha ötesi ve çok daha şavklı aydınlıklara taşımak için değil; eldeki mevcut enerjiyi de “sen ben” kavgalarında harcayıp yitirip bitirmek için…

Memleketi o meşum mücadele günlerinde olduğu gibi yeniden karanlıklara gömmek için!

***

ELLER BAŞLARIN ARASINA: Bir daha düşünün: Vatan millet hainliği varsa eğer nedir? Nerede başlar, niçin devam eder?

***

KISACA TAKILDIĞIM: (VE GELELİM RUM CEPHESİNE:) Dünya alem bilir ki Anastasiadis eğer 1960 Kıbrıs Cumhuriyetine dönüşün çağrısını yapıyorsa “iki devlete dayalı çözüm alternatifini” gündemden uzaklaştırmak içindir..

Dolayısıyla eğer Anastasiadis böyle bir kaygıya düşmüşse tutun ki Sn. Cumhurbaşkanı Tatar’ın “iki egemen devlete dayalı çözüm alternatifi” tutmuştur!

Olasılığı mümkün görülmese de kafa karışıklığı yaratmak yönünden doğrusu iyi iş çıkartılmıştır! ***

ANCAK! Artık Kıbrıs siyasi sorunu “Türk Rum ve Türkiye Yunanistan” dolayısıyla BM’ler arasında çözüm arayışına çıkmış “tekil bir sorun” değildir…

Hatta geçen zaman içinde mevcut çözüm alternatiflerini sürekli değişkenliklerin “eskimişliklerinde” kadük hale getirirken…

Artık Kıbrıs sorunu ne Anastasiadis’in 1960 ahkâmlarına kadar geri çekeceği “siyasi yapısallıktadır” ne de Türk tarafının “iki egemen devlete dayalı” çözümü zorlayacağı siyasi konumdadır!

***

KIBRIS SORUNU artık BM’ler gibi devasa bir dünya örgütüne karşın Guterres’in siyasi inisiyatifinden de koparken, Kuzey’i ve Güney’i ile  Türkiye Yunanistan arasında bir siyasi davadır!

***

KISACA 47 yılda Kıbrıs siyasi sorunu “Türkiye-Yunanistan” arasında çözülmesi gereken bir dava olmuştur..

Üstelik yanına hem Türkiye’nin hem de Yunanistan’ın Doğu Akdeniz’deki çıkarlarını da alarak!

***

“ELİMİZDE geleceği göreceğimiz rasat aletleri yoktur” diyordu büyük düşünür Ziya Gökalp.

Ve ekliyordu: “Yetişmekte olan gençlerimize yeni nesle bakarak o geleceği görüp tahmin etmek mümkündür…”***

Kİ KIBRIS siyasi sorunu az biraz sonra “bugünün gençliğinin” yetki ve sorumluluğunu yükleneceği bir dava olacaktır!

Hangi siyasi görüş ve nasıl bir misyonla?

***

ARADAN 47 yıl geçmesine karşın Kıbrıs Türk halkı “nasıl bir çözüm” konusunda hâlâ karara varamadı!

Buna karşılık diyor ki Anastasiadis “gelin 1960 Kıbrıs Cumhuriyetine dönelim.”

Sözünü ettiği o Cumhuriyet hiç yaşatılmadıydı ki yaşasındı!

BUbüyük gerçeği bugünün genç nesli bilir mi? Hatta siyasi parti kodamanları, Güney’e yakın barış yanlıları!

Şöyle ki bir devrelerde “K. Cumhuriyetini dinamitleyenin Kıbrıs Türk liderliği olduğunu iddia edenler de vardır!”

***

HANDİKAPIMIZA gelince: 47 yıldır Kıbrıs siyasi ve “ulusal” diyeceğimiz sorunu “Cumhurbaşkanlarının” yetki ve sorumluluklarından kurtarıp “toplumsal” bir dava haline getiremedik.

Kısaca hatırlatmak istediğim şudur: “Anastasiadis’in Kıbrıs Cumhuriyetine dönüş” tezinin üzerine bu memlekette atlaycak çok kişi olması yanı sıra “Cumhurbaşkanlığı” görevi yüklenmişliklerinde bazı siyasilerden kabul göreceği de yadsınamaz gerçektir..

YANİ Kıbrıs davamız ancak bu kadardır! Tutun ki Anastasiadis’in iki dudağı arasından çıkacak önerisi kadar!







Başa dön tuşu