Köşe Yazarları

Öteki Olmak ve Ötekiyi Anlamak

EMAA Kitap Serisi – 3








Tam adı “Öteki Olmak ve Ötekiyi Anlamak: 21. Yüzyıl Kıbrıs Görsel Sanatından Bir Kesit” olan kitabın yazarları Derya Ulubatlı ile Tegiye Birey’dir.




Bu da Türkçe ve İngilizce olarak iki dilde basılmış bir kitap. Ancak geçen haftalarda sözü edilen iki kitap İngilizce yazılmış, Türkçeye çevrilmiştir. Bu ise Türkçe yazılmış, daha sonra da yazarlardan Tegiye Birey kitabı İngilizceye çevirmiştir.



“Ötekiyi Anlamak” ifadesindeki “ötekiyi” kelimesi, başkalarını bilmem ama benim kulağımı tırmalar. Ben şu şekli tercih ederdim: “Öteki olanı” anlamak. Öteki kelimesini tırnak işaretleri arasında verirdim. Ey ahali, bu “öteki” sizin kullandığınız öteki kelimesinden farklı bir ötekidir, mesajını iletmek için.

Kitaptan öğrendiğimize göre Derya Ulubatlı, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde doktora programına devam etmektedir. Tegiye Birey ise Central European Üniversitesi ve Utrecht Üniversitesi’nde doktora çalışmalarını sürdürmektedir.

Kitap iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümünde detaylı biçimde “öteki” ve “feminizm” ile ilgili teorik bilgi verilmektedir. Ben şahsen bu bölümü çok yararlı buldum.

“İşlerden Kesitler” başlığı altında Kıbrıslı sanatçılardan somut örnekler verilerek o resimlerde “öteki”nin nasıl anlaşıldığı ve temsil edildiği, ayrıca kadın bedeninin resimde nasıl yansıtıldığı anlatılmaktadır. Bu bölümün çatısı; Emin Çizenel, Sümer Erek, Nilüfer İnandım, Serap Kanay, Mehmet Ulubatlı, Zehra Şonya, Maria Loizidou (Loizidu), Socrates Stratis (Sokratis), Efi Savvides (Savidis) ile yapılan söyleşilerden oluşturulmuştur. Zaten kitapta adı geçen bu sanatçılardan seçilen birer eser ele alınıp yorumlanmaktadır.

Kitabın önsözünde yazarlar şöyle diyor: “Bu metin, toplumsal cinsiyet, beden, etnisite, güç ve mekân kapsamında Kıbrıs görsel sanatlarında ötekinin işlenişi ve temsili hakkında kesitler sunmayı ve öne çıkan temaları ve trendleri belirleyerek bu açıdan Kıbrıs’ta sanat okuryazarlığına katkıda bulunmayı hedeflemektedir.” (s.16)

Türkçe konuşmayan hatta Müslüman olmayıp da Kıbrıs’ta yaşayan insan gruplarının hemen hemen hepsi, bizim için “öteki”dir. Yazarlar kendi içimizdeki “öteki”leri de şöyle sıralarlar: “Türkiyeli göçmenler, mevsimlik işçiler, yabancı öğrenciler, kadınlar ve LGBT+ bireyler gibi çeşitli sosyal gruplar emek sömürüsü, yok sayma, şiddet ve dışlama aracılığıyla ötekileştirilir.” (s. 32)

“Öteki” demek ille de düşman demek değildir. Öteki, çoğu zaman kendimizi geliştirmeye katkı koyar. “Kendi” ile “öteki” birlikte varlıklarını sürdürürler.

Erkek bakış açısına göre kadın ya “anne”dir ya da ideal ölçülere sahip bir bedene ve yüz güzelliğine sahip olan bir yaratıktır. Ressam ve heykeltıraşlar, yüzyıllar boyu ideal güzelliğin matematiksel ölçülerini bulmaya çalışmışlardır.

İngilizler Kıbrıs’a yeni geldikleri zaman büyük bir hayal kırıklığı yaşamışlardı. Adanın Afroditlerle dolu olmadığını görmüşler hatta buradaki kadınları “çirkin” bulmuşlardı.

Dönemimizin feministleri, erkeklerin empoze etmeye çalıştıkları bu güzellik anlayışına tepki olarak şişman ve çirkin kadın resimleri yapıyorlar. En doğal haklarıdır. Ne var ki ben bir sanatsever olarak “kitapta örnek olarak verilen “Willendorf Venüsü” gibi bir tabloyu kim satın alıp salonuna asacak?” diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Gerçi tablonun ressamı “Bu resimle, …kadınlara bedenlerinden utanmamaları gerektiğini anlatmaya çalıştığını vurgular”. Elbette her insan bedeninden utanmamalı ve bunu kompleks haline dönüştürmemelidir.

İtiraf etmem gerekir ki kitabı okuyuncaya kadar Zehra Şonya’nın “Gelincik Tarlası” adlı tablosuna bir anlam verememiştim. Ne gelincikler, gelinceye ne de tarla, tarlaya benziyordu.

Her gelinciğin ülkemizdeki gece kulübünü simgelediğini okuyunca resme başka bir gözle bakmaya başladım. Her şey daha bir anlam kazanmış oldu. Üstelik tabloda askeri noktalar da belirtilmiş. Yazarlar şöyle diyorlar: “Gelincik Tarlası’na daha yakından bakınca, gece kulüplerinin küçük fotoğrafları yanında, sanatçının adanın kuzey kesiminde bulunan askeri bölgeleri de hemen kendini göstermeyecek bir şekilde bu çalışmaya yerleştirdiği görülür.”(s.91)

Gelincik adı iyi, güzel, zarif de bizim taraflarda ben bir kere bile bu adı duymadım. Varsa da “horoz lâlesi” yoksa da horoz lâlesi idi. Bu da oldukça eril (maskülin) bir isim. Gene de gelincik yanı sıra bu isim, tabloya yakışabilirdi.

“Gelincik”, bacasız fabrikaların sömürülen işçilerini, “Horoz Lâlesi” de bu sömürüden nemalanan patronları simgelerdi.

Yazıma son noktayı koymadan önce bir hususa daha dikkat çekeyim: “Sanat eğitimi alan ilk Kıbrıslı kadın olarak bilinen ressam Louika Nicalaidou”nun adı yanlış yazılmıştır.(s.41) Ressamın adı Lukia Nikolaidu olmalıydı. İlle de İngilizce yazılması gerekiyorsa “Loukia Nicolaidou” biçimi tercih edilebilir.

XXXXX

Not: Korona virüsü nedeniyle iki yıldır tatil yapmadım. “Bu hafta ne yazsam?” diye düşünmekten yoruldum. Bu nedenle, kusura bakmazsanız, bir süre dinlenmek istiyorum. Bu arada Necla Salih Suphi’nin şiirleri üzerinde daha yoğun bir şekilde çalışmayı tasarlıyorum.

 

 





Başa dön tuşu