Geçtiğimiz günlerde “Müzakerelerin” KKTC’nin önünü tıkadığını yazdıydım. Çözüm beklentileri “atalet” oluştururken, yatırımlar da rölantiye alındıydı dediydim.
Oysa “eğer güçlü bir çözüm beklentisi söz konusuysa bunun tersi olmalıydı.” Çünkü çözüm sonrası başlanacak yatırım ve AB’e uyum yasalarıyla ötesi sosyoekonomik girişimler hem “gecikmişliklerinin” sorunlarını yığacak hem de Güney karşında Kuzey’i olumsuz etkileyecek…
Ne var ki bu tip “olasılıklar” henüz gündeme gelmedi. Hatta bir federasyona hazırlık düşüncesi bile yaratılamadı. Ve derken, baktık ki Sn. Akıncı Anastasiadis’le birlikte sahaya indi. Ara bölgede iki lider tarafından halka “federasyonun fazileti” anlatıldı! Tabi etkinliği hazırlayan bir kuruluştu ama olsun. Tutun ki birilerinin öncü olması gerekirdi.
AKINCI’NIN FEDERASYONU: Ve tabi çözüm oldukta her iki topluma da sağlayacağı yararları. Kısaca aktarmak gerekirse şunları söyledi:
Çözüm olursa düşmanlıklar ortadan kalkacak, iki halk birbirine zarar vermekten vaz geçecek.
Çözüm olursa hem siyasi hem de ekonomik belirsizlik ortadan kalkacak, global Yatırımlar artacak.
Çözüm olursa mülkiyetteki belirsizlik ortadan kalkacak, inşaat sektörü patlayacak.
Çözüm olursa TC’den gelen sudan her iki toplum da yararlanacak. Tarımsal potansiyel artacak.
Çözüm olursa Yeşil Hat tüzüğü kalkacağından iki tarafın pazarları birleşebilecek.
Çözüm olursa İthalat ve ihracat artacak, herkese imkânlar doğacak. Rumlar TC pazarına erişecek.
Çözüm olursa zorunlu askerlik kalacak gençler dinamik enerjilerini ekonomiye kanalize edecek.
Çözüm olursa yaşlı AB’nin emeklileri Kuzey’e de gelecek kendiliğinden bir turizm potansiyeli daha yaratılacak. Çözüm olursa Eğitim ve kültürel ilişkiler artacak, ikili araştırmalar Kıbrıs’ı önemli konuma getirecek…
SÖYLENECEK NE KALDI? “Çözüm olursa federal sistemin “faydaları” Sn. Akıncı’nın söylediği gibi mi olacak? Galiba çok erken bir kanaat! Çünkü “olmayabilir” demek için de yılığınla neden vardır: Şu an içinde olduğumuz kaotik ortamdan dolayı üstelik çok da olasıdır.
Çünkü asıl sorun yukarıda vurguladığımız gibi “ne çözüme ne de çözümle birlikte oluşacak federalizme hazır olmamamızdır!”
Çünkü Güney daha şimdiden, “Kuzey’i nasıl sırtımızda taşıyacağız” lafları sarf etmektedir!
Çünkü AB’ye üyelik için hazırlanırken Güney ile nasıl bir ilişki kuracağımız çok açık seçik değildir!
Çünkü ne nüfus ne de mülk dengesi Güney ile Türk tarafının eşit koşullarda sosyoekonomik ilişkiler kurmasına hiç müsait değildir!
Çünkü söz konusu “sermaye ve yatırımlar” oldu muydu Rum’un Türk’e şefkat göstermesini beklemek ve federasyonun her iki halkı da eşit koşullarda sırtında taşıyabileceğini sanmak yazda kar yağmasını beklemek kadar mucizevi bir umuttur!
KISACA: Federasyon bir fazilet değildir. İyi bir çözüm yapılmazsa Türk halkının yok olmasına da neden olur…
KIRARKEN KIRILIYORUZ! (TÜRKİYE İLE İLİŞKİLERE DİKKAT EDİLMELİDİR!)
Tabi kalkıp Güney’le her türlü işbirliğini gerçekleştirmek için mesela KOP’una bile üye olabileceğimizden söz etmeyeceğiz.
Çözümü “Birleşik Kıbrıs” efkârına sararken “TürK-Rum” yoktur, “Kıbrıslılar vardır” da demeyeceğiz!
Türkiye’den akıtıldığı için suya karşı direnenlerle suyu belirlenen fiyattan kabullenenlerin aylardır süren kavgalarının nedenini de yazmayacağız!
FAKAT: Türkiye ile iki devlet arası anlaşma ve protokollere, Rum tarafı değil, Türkiye olduğu için karşı çıkanların, sonunda Meclis basıp kapısını kırarken izleyici bölümünden konuşmacılara “hoşt be” diye laflar atanların diyarından söz etmeden geçemeyeceğiz! Ki hatırlatalım.
KKTC DEVLETSE: Elbette ki dünyada kendini tanıyan tek devlet olan Türkiye ile ikili anlaşmalar da yapacak, protokoller de imzalayacak. (Ki Rum tarafı AB ve BM’ler üyesi olarak Mısırla da yapar Rusya İsrail ile de. Gazı için ihalelere çıkar, gazına dünyasal şirketler de ayarlar…)
Eğer KKTC devletse elbette ekonomik anlaşmalar da yapacak, TC’den su da akıtacak ve tabi ki “KKTC-TC Yurtdışı Koordinasyon Ofisi” de kuracak. (Ki Rum tarafı Yunanistan’la böylesi anlaşmaları yapa yapa küçük Yunanistan oldu!
GEÇMİŞE BAKALIM. Üniversitelerimiz yoktu. Türkiye Kıbrıs’taki liselerden mezun olanlara üniversitelerinde kota uygulardı. İsteyenin istediği üniversiteye sınavsız kaydolduğu 1960 yıllarında Hukuktan Tıbbiyeye, Siyasaldan Dil Tarih’e kadar girip çıkmadığımız üniversite kalmadıydı.
Buna karşın ne Kıbrıslı Türk oluşumuzu kaybettik ne de beynimiz yıkandıydı! Yani Zeki Çeler’inki gibi iddialarda “Kıbrıs Türkleri evlatlarını Türkiye’ye emanet etmedilerdi!” O zamanki adıyla “Anavatana” okusunlar diye gönderdilerdi. TC tarafından verilen o imkânlardır ki Rumların saldırı ve soykırım hareketlerine karşın bu toplum bugünlere kadar var olarak geldi..
HAMASET NUTKU ATMIYORUZ: Her devlet gibi KKTC’nin de (en az bazılarının örgütsel ve bireysel olarak Güney’le ilişkileri kadar) Türkiye ile ilişki ve anlaşmalar yapması hakkı vardır. Fakat aynen “su’da olduğu gibi bu “Ofis” olayında da “gençlik Türkiye’nin emrine giriyor, beyni yıkanıyor, Kuzey Müslüman akımlarla değiştirilmek isteniyor denilerek Türkiye karşıtı bir başkaldırı oluşturuluyor ve yazık ki o “başlar” bu anlaşma ile sağlayacakları olanakların farkına bile varmadan henüz ana baba harçlıkları ile yaşarlarken “yüce” denilen “Meclis”i basıyorlar!
Dikkat: Bu bir kırılmadır! Ve söylenecek tek söz şudur: (Allah Kıbrıs Türk halkını korusun!)
KISACA TAKILDIĞIM. (DEĞİŞEN KOŞULLARDA EĞİTİM.)
Bu ülkede yıllarca “özel dersler” sorunları tartışıldı. Üstelik bazı öğretmenler okuldaki öğrencilerine bile bu kez “parası karşılığında ders verdi!” Ahlâki yönden tam bir fecaattı. Fakat ne Eğitim Bakanlığı önleyebildi ne de ilgili sendikalar. Sonra “özel okullar” açıldı. Fakat “özel dersler” modası hiç geçmedi! Halen de devam ediyor. Çünkü “talep her zaman öğrenci velilerinden geldi. (Halktan.) Nitekim geçmişte de bugün de ne devlet okulları ne de paralı özel okullar, “velilerin” değer yargılarında büyüyen “öğrenci profiline” ulaşamadılar!
O kadar ki artık bu “ebeveyn” için ne KKTC’deki ne de TC’deki üniversiteler yeterlidir! Yollar İngiltere’ye ABD üniversitelerine kadar uzamıştır. Bu şu demektir: Parası olan daha çok okuyacak daha mükemmel yetişecek. Demek istiyoruz ki garibanın çocuğunu “bütünlemelerle, sınıfta bırakmalarla üzmeyin!”
































