Köşe Yazarları

FEDERALİZM NEDİR? (MÜZAKERELERİN NERESİNDEYİZ?)


Başucumdaki kitabı açıp işaretlediğim yeri bir daha okuyorum. Şöyle yazıyor:
“Federal toplum kendi içinde çeşitli nedenlerle farklılaşmış gruplar içeren toplumdur…”
Sonra gözlerimi yumuyor ve düşünüyorum. “Yani Kıbrıs’ta Türk ve Rum halkları gibi. Dinleri, dilleri, gelenek görenekleri, kültürleri farklı iki ayrı halk…”
Zaten kitapta da aynı şeyler yazıyor. Yalnız olayın bilimsel ve sosyolojik açıdan yorumunu yaparken toplumları “türdeş” ve “türdeş olmayalar” sınıflarına ayırıyor…
Bu “ayrımı” çok iyi anlıyorum. Nitekim yine gözlerimi kapatıp düşünüyorum: Yani diyorum türdeş olan toplumlar kendi içlerinde tamamen bütünleşmiş toplumlardır… Mesela Türkiye’de türlü çeşitli insanlar vardır ama hepsi de üniter bir devlet olgusunda Türkiyeli kimlikleriyle sınırları belirlenmiş bir vatanda yaşamaktadırlar. Kıbrıs’a irca edersek Kuzey’deki Türk halkı ile Güney’deki Rum halkı. İki coğrafya iki ayrı yönetim.
PEKALA NE ZAMAN “FEDERAL” OLURLAR? Bu kez gözlerim açık düşünüyorum ve “çok basit” diyorum! Nitekim elimdeki kitap da tarifini bu kadar basit yapıyor ve şöyle diyor:
“Sosyal yapısı belirli ölçülerde farklılaşmış ülkelerin bir araya gelmeleri federalizmdir…”
Yalnız bu anlatımı bir şematik çizgi doğrusuyla gösterirken “Üniter Devletler” ve “Farklılaşmış (Federal) Devletler” olarak vurguluyor şöyle diyor: “Bütünleşmiş Toplum” ile “Farklılaşmış Toplumlar” arasındaki farklılık “nitelik” değil “derece” farkıdır… Bir toplum ne denli büyük farklılıklar içerirse söz konusu farklılıkları korumak ve ifade etmek yönünden o kadar çok istek gösterir…
“HAH” DİYORUM: İşte sorun burada! Türk ve Rum halklarının bu “farklılıklarıdır” ki “Türkler Türklüklerini” “Rumlar da “Rumluklarını” (Helen olduklarını) korumak ve yaşatmak için ısrar ettiklerinden dolayı federal sistem arayışlarında aynı çizgide buluşamıyorlar!
Tabii hatırlatalım: 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti iki farklı topluma karşılık “üniter” bir devletti! Sistem kamu görevlerinde “çoğunluk-azınlık” üzerine oturmuş fakat iki ayrı halk kendi içlerinde hem bireysel hem toplumsal özgürlüklere sahip olmuşlardı. (Mesela ayrı Cemaat Meclisleri, ayrı belediyeler…)
ŞİMDİ GELELİM LİDERLER TOPLANTISINA: Geçen gün nihayet Eroğlu ile Anastasiadis bir araya geldiler. Uzaktan baktığımız müzakere tablosunda şunu gördük:
Taraflar federasyonu oluşturacaklar ama hem kendi “ulusal farklılıklarını” hem kitabın aksine “nitelik ve niceliklerini” de ortaya koyarak birbirlerine “üstünlük” olarak dayatmak istiyorlar.
MESELA: Anastasiadis vakti zamanında Talat ile Hristofyas’ın üzerinde uzlaşıya vardıkları “dönüşümlü Başkanlığı” kabul etmiyor. Diyor ki “Başkan hep Rum olsun, yardımcısı da Türk. Veto hakkını da kabul etmiyor!”
Tabii “siyasi eşitliğe” aykırı olan bu isteği Eroğlu zaten başından beridir geri çeviriyor çünkü “güç paylaşımına” aykırı!
Pekala geçen günkü üç buçuk saatlik müzakerede başka ne olduydu? Eroğlu’na göre hem Türk tarafı hem Rum tarafı masaya “kağıtlar” koydulardı… Yine Eroğlu’na göre “tarama safhası” bitmiş şimdi “önerileri kâğıtlar halinde masaya koyma” dönemi başlamış. Nitekim geçen gün masaya konanlar “mülkiyet, yönetim, güç paylaşımı, merkezi hükümetin yetkileri” gibi önerlermiş…
Yani anlayacağınızla anladığımız henüz işin başındalar. Çözüm için umut var mı? Rum basınına bakalım: “Eroğlu Ban’dan üçlü görüşme talebinde bulunmuş…” (Dedik ya! Bu müzakerelerde Eroğlu’lu Türk tarafı, Rum tarafından bir adım önde gidiyor… Bu da siyaset arenasına “Türk tarafının barışçı çözüm arzusu” olarak yansıyor… (İlk kez çözüm istemeyen taraf suçlamasına sarılı töhmet ve şaibeden kurtuluyoruz!”)
Başka ne diyor Rum basını? “Tabii ki Türk tarafını suçluyor, Masaya öz’e ilişkin öneri koymadığı suçlamasını getiriyor ve Maraş hüsranını sürekli yenilerken Roaming (cep telefonları) olayının da kolay olmayacağını belirtiyor…
Bir daha soralım? Var mı çözüm konusunda bir umut?” Düşünün ki Rum tarafı daha “Teknik Komiteleri” bile oluşturmamış! Siz olsanız “vardır” der misiniz? Ne var ki hep söyleriz. “Allah’tan umut kesilmez!”

**********     
İŞTE İÇ BARIŞIN İSPATI: (“DEVLETSEK” VARLIĞI ÜZERİNDE UZLAŞMALIYIZ)

Demokrasi, demokrasiye inanan insanların uzlaşma kültürü ile “kaim” olur. Ve hiç akıllardan çıkartılmamalı.
Anayasa değişikliği böylesi bir “uzlaşı” ile nihayet demokrasiyi kurtarmayı başardı. Bir şeyi daha gördük: Yıllar sonra ilk kez Meclis “KKTC’nin yüce çıkarları için” Partisel çıkarları ile “izm”lerinden ödün verdi. “Ben sen” değil, “biz hepimiz” dendi! Güzel bir olay! KKTC’nin buna ihtiyacı vardı… Yeri geldi bir sorunu daha ayazlatalım:
Kuzey STÖ’leri yönünden bir cennettir. Çok da işlevsel olanları vardır… Fakat “yönetim erki” değillerdir! Oysa gitgide özellikle müzakereler başlayalı beridir STÖ’leri başı çeken sendikalarla birlikte “dediğim dedik çaldığım düdük” gidiyorlar!
Herkes almış başını gidiyor. Kimileri “verelim Maraş’ı Rum’a alalım karşılığında limanı, ekonomimiz uçsun” diyor, kimileri, zaten artık ayakların biri her zaman Güney’de iki toplumlu etkinlik yapmak için taşı kaldırıp altından konu arıyor!” Kimileri Güney’deki örgütlerle toplantılar yapıp devlet adına kararlar alıyor, Bakanların haberi yok! Yahut artık rutine bindi. Her hafta bir kilisede ayin yaptırtılıyor ki Hrisostomos bile eleştiriyor bu durumu!
Tüm bunlar güven yaratıcı önlemlere sarmalanmış “barışçı çözüm uğruna” diye yutturuluyor ama el insaf! Bir yandan da biliyoruz ki tüm bu GYÖ’ler işgüzarlıklarının bedelleri, ceplere giren Eurolar, dolarlarla ödenmektedir!. Yoksa kim beleş iş yapar ki? O zaman da inançlar değil, paralar konuşmakta! Dolayısıyla söylemeye gerek yok, paranın satın almayacağı bir şey de yok demek istiyoruz!
MECLİS’TEKİ UZLAŞIYI TOPLUM KATLARINA DA YAYMALI: Konuya dönelim: Anayasa değişikliği KKTC’ye inancın ispatıdır. Eğer bu inanç Meclis’te uzlaşı bulmuşsa toplum katlarında da bulabilir. Vatanı milleti sevip kabul etmenin, devletsiz olunamayacağının bilincine varmanın neresi faşizmdir! İlle de bu devlet Rum’la birleşip kendini ilga ederse mi “faşizmden” kurtulacaktır!
Nereden nereye geldin demeyin! Kıbrıs Türk halkına devlet olmadığını kanıtlamak efkârında her Allah’ın günü “Kabile” muamelesi yapmak insanlarda ne moral bırakıyor ne de iştah! Bir ara Kuzey’e “Mandıra” diyorlardı! Kimileri “hellim, muz cumhuriyeti!”
Neyse ki Denktaş öldü de az biraz ateşleri söndü! Fakat şimdilerde de Kıbrıs Türk halkını ekonomik yönden kurtaracaklarını sananlar bir yandan “çözüm olursa uçacağız” diyorlar öte yandan daha şimdiden Rumlarla ticari iş birliği rüyası görüyorlar!
Propaganda mekanizması o kadar yoğun ve hızlı çalışıyor ki artık Kuzey’in Türk insanına, “çözüm olsun da nasıl olursa olsun” dedirtiyorlar! Rum’un tam da istediği!
Bu konuda uzlaşmalıyız. Eğer “devlet” olduğumuzu kabul ediyorsak çözüm sonucunda da “devlet” olarak kalacağımıza inanmak zorundayız. İnanıyorsak bu inancı toplumsal mutabakat haline getirip “evet devletiz” diyeceğiz. O zaman bakın bu toplum geleceklere nasıl heyecanla koşar! Mefkûre gibisi yoktur!               
**********

KISACA TAKILDIĞIMIZ: (TEMİZLİK EĞİTİM İŞİDİR)
Geçen gün DAÜ öğrencilerinin, bir gün önce Beach Club sahilinde yaptıkları kumdan heykel ve saire eserlerini izlemeye gittim. Bazıları ufalanıp gitmiş ama kalanlar arasında çok iyileri vardı. Bayağı sanatkârane işler…
Fakat o sahilde o kumdan oluşturulan “sanat” diyebileceğimiz çalışmaların arasında bir şeyler daha vardı: Öğrencilerin arkalarında bıraktıkları pet su şişeleri, kola kutuları, çer çöp, kâğıt ve yiyecek artıkları…
O bedii zevklerin kumlarda yakamozlanan eserleri arasına karışmış ilkelliğin göstergesi olan “pislikleri” gördükte üzüldüm… Demek ki gençlere hiçbir şey verilmemiş! Üniversite öğrencileri oluvermişler ama içtikleri suyun boş şişesini az ötedeki çöp tenekesine atacak kadar…
Uzatmadan bitireyim. Temizlik, tertip, terbiye… Eğitim işidir! Verilmeden karşılığı alınamaz!

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı