Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Faizler dolayısıyla endişeler ve gelişmeler…

TCMB tarafından ocak ayında faizlerin yükseltilmesinden sonra inişe geçen ve oturmaya başlayan TL/döviz kurları, geçen hafta da mevduat munzam karşılıklarına faiz uygulanacağı açıklamasının ardından TL karşısında yabancı paraların kurları bu hafta da düşmeğe ve TL’nin değer kazanmaya devam etmekte olduğunu görüyoruz. Bunun sonucu olarak TL varlıklarına talepler bu hafta da artmış borsa cuma gününe kadar yükselmiş ve bir haftada 1.8 milyar$ yabancı sermaye girişi olduğu yetkililerce ifade edilmiştir. Borsa’ya yabancıların ilgisi de artmış ve yabancı yatırımcı payı % 63’e yükselmiştir. Para piyasalarında olumlu gelişmeler olmuştur.

Bu gelişmeler devam ederken geçen hafta sonu TC Başbakanı’nın TCMB’ye yönelik faizlerin düşürülmesi telkini ile ilgili beyanatı oldu. İlk etapta TCMB Başkanı şimdiki safhada faiz düşürülmesinin söz konusu olmadığını bunu Para Politikası kurulunun alacağı karar ve bunun zamana bağlı olduğunu, ileride indirim için ölçülü adım atılabileceğini yani şimdilik böyle bir şey düşünmediklerini ifade ederek, 1994’te Çiller döneminde yapılan yanlışlığa dikkat çekti. Başçı, faizlerin tespitinde, enflasyon oranının önemine değinerek şimdiki enflasyon oranına göre faizlerin düşürülmesinin doğru olmadığı yönünde açıklamaları oldu. Hatta bunu Londra’da geçen hafta yabancılara yaptığı açıklamada da kısa sürede faiz indirimi yapmayacağını açıkladı. Temkinli olmakta yarar vardır. Cari açığı olan ve özellikle özel sektörün yüksek miktarda döviz borçlusu olan Türkiye’de, TL faizlerini enflasyonun altında tutmakla, TL’den kaçışını hızlandıran ve TL varlıklarının alımının azaltılmasına neden olan sonucu getirir. Döviz talebi olan ülkede faizler daha da önem kazanır. MB Başkanı Başçı, “Çiller döneminde yapılan hatanın bedelinin pahalı ödendiğini” hatırlattı. Başçı haklıdır. 1994 krizi nedeni için genel kanı da, gerek Türkiye’de gerekse ekonomi çevrelerinde budur.
Biz de o dönem yapılan bu hatayı Türkiye’den KKTC’ye anında yansıması ile fazlasıyla yaşamıştık. Sayın Çiller zamanında, -son yaşanan Aralık-Ocak 2014 deki- dalgalanmadan ve değer kaybından çok daha fecisi yaşandı. 1993-1994’te uygulanan yanlış politikalar sonucu TL değerinin alt üst edilmesi ve hiper enflasyon yaşanmasına neden olunmuştu. O tarihlerde Türkiye’de yüksek bütçe açığını kapatmak için hem hazine bonoları ile çok yüksek oranda iç borçlanmaya gidilmekte, hem de karşılıksız para basarak bütçe denkleştirilmeye çalışılmakla yüksek enflasyon yaratılmakta ve halk bu şekilde vergilendirilmekte iken, faizlerin ısrarla yüksek enflasyonun altında düşük tutulmasına devam edilmekte idi. 1993 sonu ve 1994 başında bu fasit daire içinde ve dış borçlar da göz önüne alınarak piyasada devalüasyon beklentileri nedeniyle, dövize talep artışı ve ansızın yabancı sıcak paranın yurt dışına çıkması sonucu kurlar alt üst oldu. Genel ekonomik durumu göz önüne almadan ısrarla faizlerin düşük tutulması gibi yanlış politikalar sonucu % 200’lere varan döviz kur artışları ile %300- 400’lere varan gecelik faizlerle alt üst olan ekonomi ve mali dengeler, daima ibretle anılan kötü bir tecrübe oldu.
Bu olayı biz de KKTC olarak Türkiye ile birlikte KKTC’ye anında yansıması ile yaşamış olduk. Ben de o esnada Ekonomi ve Maliye Bakanı idim. Ve nerede ise 24 saat ve hafta sonu demeden mesai yaparak kendi iç dinamiklerimizi harekete geçirerek en az zararla bu felaketi o yıl atlattık. KKTC ekonomisine dıştan ansızın birdenbire düşen bir bomba etkisi yapan ve bir günde 5 Nisan 1994 karaları ile %100’ ü aşan döviz kur artışları, yıl içinde de devam ederek % 200’lere ulaşan yabancı paralara karşı değer kaybı olaylarını birlikte yaşadık ve biliyoruz. Üstelik o tarihte Sn. Çiller’in AB Gümrük Birliği yolunda KKTC’ye sempatisinin de pek olmadığı ve bütçeye yapılan TC yardımlarını da asgariye indirdiği bilinen bir gerçektir. Bir yılda toplam Bütçe’ye, dönemin kur değerlerine göre 20 milyon$ değerinde bir yardım yapılmıştı. Bütün bu olumsuz yansıma ve ekonomik etkileşime rağmen, dönemin rakamlarıyla 6.3 milyar TL olan KKTC toplam bütçe harcamalarına karşılık 632 milyon TL, yani bütçenin % 10 u civarında yardım gelebilmişti. Ve bu rakam savunma ve yatırım harcamaları olan 910 milyon TL’yi dahi karşılamıyordu. Cari bütçe için yardım alamadığımız gibi yatırımların yarısına yakın kısmını da, devam eden projeler olduğu için, mahalli kaynaklarla karşılamıştık. Bütçe için kredi de gelmedi. Kıbrıs İşlerinden sorumlu TC Bakanları çok uğraştığı halde, bütçeye kredi onaylanamamıştı. Tabii yaşanan sıkıntıları vardı.
TL’nin değer düşüşü ile % 200 satın alma gücündeki azalmayı düzeltmek için, KKTC’de aldığımız etkin önlemlerle yıl zarfında enflasyon oranı artış paralelinde toplamda % 215 oranında çalışanlara maaş ve ücret artışı yapmış, aynı zamanda yerel bütçe cari-transfer harcamaları ile gönderilemeyen yatırım harcamalarının yarısını da, mahalli gelirlerimizle finanse etmiş ve yerel bütçenin % 90 oranına yakın kısmını karşılama başarısını göstermiştik. Satın alma gücünü koruyarak piyasaya da yaratılan canlılık ve etkin bir vergi uygulaması ile bütçemizi finanse etmiştik. Ayrıca yerel üretimin, mal ve hizmet üretimlerinin düşmemesi ve işsizliği önlemek için KKTC MB reeskont kredileri ile birlikte bankaların verecekleri krediler için sübvansiyonlu kredi, yani faiz farklarını devlet olarak ödeyerek ve parasal genişlemeyi sağlayarak, kredi hacmini genişleterek üretimin devamlılığı sağlanmıştı. İhracatta da geçici bir süre kargo sübvansiyonu uygulamış, çok yönlü teşvik edici önlemlerle üretimi ayakta tutarak istihdamın düşürülmemesi sağlanmıştı.
Bu yanlış politika, Türkiye’de olumsuz bir örnek olarak TC Merkez Bankası Başkanı tarafından da tekrarlanmış ve aynı yanlışa düşülmeyeceği ifade edilmiştir. Türkiye’de şimdiki rezervler ve ekonomik ve mali yapı çok daha sağlam olmakla beraber, Aralık- Ocak 2014 kısa süreli tecrübe de göstermiştir ki enflasyon altında TL faiz uygulaması, Türkiye gerçeğinde, döviz kur artışlarına neden olmaktadır. Nitekim kur dalgalanması faiz artışı ile durmuştur. Akabinde son aylarda döviz girişleri de buna yardımcı olmuştur. Dolayısıyla dikkatli hareket bir gerekliliktir. Ancak bu yazıyı yazdığım Cuma günü TCMB’nin gecelik faizleri iki puan düşüreceği haberleri geldi. Ancak şimdiye kadar esas olan bu gecelik borçlanmalar değil haftalık borçlanmalardır. Haftalık repo faizi de halen %10’ değişmeyeceğine göre sorun olmayacağı kanaatindeyim. Çünkü MB tarafından haftalık piyasaya bankalara verilen TL nakit miktarının % 90’ını teşkil etmektedir. Ancak ‘şimdilik faizlerde değişme olmayacağı’ söylendikten birkaç gün sonra kısmen de olsa bir düşüş yapılacağı ifadesi, iç ve dış piyasalarda güven açısından tenkit konusu oldu. MB’nin ihtiyatlı ve istikrarlı duruşu, hem piyasalar hem de ekonominin istikrarlı gelişmesi için önemlidir. Türkiye’nin son 10 yıllık dönem gelişmesinde mali disiplin ve mali istikrarın önemi büyüktür. Bütçe disiplini ve bütçe açığının asgari düzeye düştüğü bir dönem yaşanmaktadır. Mali sektörün de daha sağlam zemin üzerinde olduğu, kredi hacminin geliştirildiği ve üretime yönlendirildiği bilinmektedir. Ancak tasarruf oranı en düşük olan ülkelerden biridir. Dolayısıyla yatırımlar için tasarruf oranının geliştirilmesine ihtiyaç vardır. Büyümenin bu yıl gerek hükümetin gerekse iş alemi temsilcilerinin, % 3.6 ile % 4 oranında bir büyüme hedef ve beklentileri vardır. Dünya Bankası ve IMF’nin ise revize edilmiş son ekonomik raporlarında Türkiye için öngördükleri büyüme oranı % 2.4 ve % 2.3 dür. Gelişmiş ülkeler için bu oranlar yüksek olmakla beraber gelişmekte olan ülkeler için düşük bir orandır. Enflasyonun yükseldiği dönemlerde sıkılaştırma dolayısıyla büyüme yavaşlayabilir. Cuma günü açıklanan uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarından Moody’s’in Türkiye’ye not düşürümü haklı mı haksız mı tartışmaları dışında, bu açıklama Borsa İstanbul’a bir miktar etki yapmış ve borsada hafif bir düşüş yaşanmıştır. Ancak devam etmeyeceği kanaatini taşıyanlardanım.
Türkiye’deki gelişen olaylar KKTC’yi de yakından ilgilendirdiği cihetle Ekonomi Bakanlığı yönetiminde neler düşünülüp planlanmakta olduğu açıklamalarına, iş alemi ve yatırımcıların geleceği görmesi bakımından, ihtiyacı vardır.