Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Facebook gazetecilerinin şarlatanlığı

Günü vesilesi ile (artık her şeyin bir günü var) basın özgürlüğü ile ilgili birşeyler yazacaktım.

Aklım, Dünya’da gazetecilerin en fazla hapiste olduğu ülkede.

Yani Türkiye’de.

Aralarında birçok tanıdık var ve çoğu ömür boyu hapse mahkum edilmiş durumda. Öyle itirazlar, Anayasa Mahkemesi’ne başvurular da fayda etmiyor.

Nazım Hikmet’in deyimi ile “açılır kara kaplı kitap. Karan Zindan…”

Zindanlarda çürüyen meslektaşlarımız varken “basın özgürlüğü ne iyi birşeydir” gibi bayağı lafazanlıklar yapmak geçmedi içimden.

Bizdeki durumun fecaatini Pazartesi’ne bırakıyorum da nasıl bir seviyesizlik ile aymazlıkla karşı karşıya olduğumuzu hayretler içinde izliyorum.

Hani çok etkisi altında olduğunuz ve günün önemli bir bölümünü geçirdiğiniz Facebook var ya.

Kötü bir deyimle “boku çıkmış” artık.

“Facebook gazetecileri” türemiş.

Birkaç yüz like için herkesi ve her konuyu yerle bir edebileceklerini zannediyorlar.

Örneğin “profesörün bu teşhisi doğru değil galiba” gibisinden ortamı fitilliyorlar.

Çocuğunu öldürdüğü iddia edilen annenin (evrensel kuraldır, kesinleşmiş mahkeme kararı olmadıkça herşey iddiadır) savcılığın yani iddia makamının muhbirinin söyledikleri doğru kabul ediliyor ve uzman profesöre “allah belanı versin” gibi hakaretlere kapı açılıyor.

Altına da bir yığın küfür ve hakaret döşeniyor.

“Yeni gazetecilik yapıyoruz, dijital dönüşüm başladı” diye madrabazlık yapan meslek kıymeti Facebook ile menkul gazeteci müsveddeleri de birkaç yüzü geçmeyen like almanın mutluluğu ile ellerini ovuşturuyor.

***

Profesör Dr. Psikiyatrist Mehmet Çakıcı.

Siyasal alanda daha çok biliniyor.

Siyasal alandaki çalışmaları (doğrusu ve yanlışı ile) ayrı değerlendirilmesi gerekir.

Fakat bilim insanlığına kefilim.

Bu ülkenin yetiştirdiği ender bilim insanlarından birisidir.

Çocuğunu öldürdüğü iddia edilen kadını muayene etti.

Sonuçta akıl hastası yani amiyane deyim ile deli olduğuna karar verdi.

Özetle “koruma altında, izole bir şekilde tedavi edilmelidir çünkü başkalarına da zarar verebilir” sonucuna vardı.

Sadece iddia makamı olan ve her türlü iddiayı mahkemede söylemeyi marifet sayan savcının suçlamalarına maruz kaldı.

Sonra “Facebook gazetecileri” devreye girdi ve linç kampanyası başlattılar.

Profesör Dr. Psikiyatrist Mehmet Çakıcı’nın bilimsel muayene sonlarını “acaba doğru mudur” şeklindeki cahilce paylaşımlarla itibarsızlaştırmaya çalıştılar.

Çakıcı da haklı olarak adeta isyan etti ve kendine “Allah belanı versin” diyenlere şu cevabı verdi;

“Akıl hastalığının ne olduğunu biliyor musun?

Mesela bir öğrenseniz daha doğru olmaz mı? Hezeyan nedir, halüsinasyon nedir, disorganize konuşma nedir, disorganize davranış nedir, avolusyon Künt duygulanın aloji nedir?

Mesela size dersem ki akıl hastası aşık olabilir el işi de yapabilir dersem akıl hastası biri de tavsiyede bulunabilir dersem…

 Zeka geriliği veya şizofreni dışında da akıl hastaları vardır dersem…

 Bir günle bir ay arasında olan akıl hastaları var dersem ve bunun da adı Kısa Psikotik Bozukluktur dersem…

 Hatta tehlikeli olabilir, ömür boyu tedavi ve özel önlem altına alınması lazımdır serbest kalmamalı dediysem yine de Allah benim belamı versin dermişim güzel kardeşim…

Mesela Türkiye’de bile bu kadar ödüllü bilim insanına bir profesöre bu şekilde hitapları nasıl açıklarsın?

 Haklısınız hepiniz benden de daha iyi biliyorsunuz akıl hastalığını ben bilmiyorum.”

***

Vay be “uyduruk Facebook gazetecileri” herşeyi biliyor da bir Profesör bilmiyor.

Bir Profesöre “Haklısınız hepiniz benden de daha iyi biliyorsunuz akıl hastalığını ben bilmiyorum” dedirttiniz ya hepinize helal olsun.

Ama esas “helal” bu madrabazlara like yaparak hastalıklı egolarını destekleyen sizlerindir…