Dün de yazmıştık, Anastasiadis Politis gazetesine şaşırtıcı açıklamalar yaptı. Biz de bunun üstüne, “bu söylemler için, Sayın Akıncı ne diyor” demiştik.
Yazımızı gönderdikten sonra, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Barış Burcu’nun açıklamaları geldi.
Ne diyordu Anastasiadis;
• Mülkiyet başlığının üçte ikisini hallettik,
• 4 özgürlükle ilgili anlaşma var (ki bunun içinde mülk edinme de var M.M.),
• Nüfus oranında uzlaştık, 60 garantilerinin üstesinden gelindi”…
Dahası da vardı;
• Dönüşümlü başkanlığı kabul etmedik,
• İç savaş çıkmasın diye harita açıklamıyoruz,
• Oluşturucu devletçikler Anayasa’dan kaynaklanacak, yani Anayasa’dan oluşacaklar.
• Malın ilk sahibi, bir yıl içinde ne istediğini söyleyecek,
• Maraş ve ara bölgeyi ilk günden alacağız…. ve devam edip gidiyor…
Okuduğumuzda, nasıl yani dedik, ne zaman olmuş bunlar? Bize bunların kabul edilmediği söylenmişti…
Barış Burcu’nun yanıtına baktım; Anastasiadis’in, tarafların üzerinde henüz uzlaşma sağlamadığı konularda da ortak uzlaşı varmış gibi bir izlenim yaratmaya çalıştığını, bunun doğru olmadığını söylüyor ve Rum halkı üzerinde, Türklerin istenen noktaya geldiği şeklinde, gerçek olmayan bir algı yaratıldığını ifade ediyor. Bu kadar. Spesifik konularda, özellikle de bizi şaşırtan konularda bir açıklama yok. Tamam, bizim kabul etmediklerimizi, kabul etmişiz gibi lanse ediyor da, o konuda bizim duruşumuz nedir? Daha önce yapılan parça parça açıklamalardan çıkarttıklarımızla mı yetinelim? E, onlar da Anastasiadis’in söyledikleriyle uyuşmuyor…
Artık bu saatten sonra, “müzakereler kopar” korkusuyla sinmenin bir anlamı yok. Her seferinde sessiz kalan biz olacağız, karşı taraf, canının istediği gibi konuşacak.
Peki Rum lider görüşmelerin gizliliğini neden bu kadar bariz bir şekilde bozdu, işte düğüm orada. Çünkü maalesef Rum tarafında parlamento seçimlerine sadece 3 ay kaldı.
Hatırlarsanız geçtiğimiz hafta içinde de yine Anastasiadis, “Hayırcıları” memnun etmeye çalıştığını söylemişti. Mesele budur…
Rum toplumunun yarıdan fazlasının “aman çözüm olsun” diye bir derdi yok. Bunların içinde önemli bir kesimi de anlaşmanın her türlüsüne karşı. Başta mülkiyet olmak üzere, toprak düzenlemeleri, garantiler, asker ve yönetim konularında masada görüşülenleri asla kabul etmeyenler çoğunlukta.
Seçimin minareleri de göründüğüne göre, Anastasiadis de nabza göre şerbet veriyor.
Biz bunları daha önce de yaşadık. Başlangıçte, sırf “algı yaratma, tabanı ikna etme” gibi başlayan tutumlar, sonuçta masaya tutum değişikliği olarak geldi. Zaten yıllar yılı süren müzakere süreçlerinin bir çoğunun da kopması bu sertleşmelerden kaynaklandı…
Konu ne olursa olsun, bir ülkenin, bir halkın geleceği de olsa, popülizmin önüne geçilemiyor. Liderler, inançları ne olursa olsun, hedef seçim olunca, çoğunluğa boyun eğiyorlar. Yaptıklarının yanlış olduğunu bilseler dahi. Bakın yılların AKEL’in Genel Sekreteri, “Türklere, kabul edilmez tezlerinde ısrar ederlerse, anlaşmanın mümkün olmayacağı söylenmeli” diyor. Aynı cesareti bizim de göstermemiz lazım.
Şimdi iki mesele var, birincisi, uluslararası aktörlerin Güney’de başlayan seçim ortamını ve Rum müzakerecinin tutumunu yakından izlemeleri;
İkincisi ise, Sayın Akıncı’nın bizzat kendisinin, süreci yaralama korkusundan bir an önce vazgeçip, açık konuşmaya başlamasıdır…
Siz ne kadar “dikkate almayın” deseniz de, Kıbrıs Türkü Rum basınını takip ediyor, orada söylenenleri öğreniyor ve endişeleniyor. Halkın endişelerini gidermek de, en az süreci zedelememek kadar kadar önemli bir konu bence ve dikkate alınması şart…
YERİN KULAĞI VAR
HALKLA PAYLAŞMALI:
DPUG Genel Sekreteri Hasan Taçoy, Cumhurbaşkanı Akıncı’nın Rum Lider Anastasiadis’in yapacağını açıkladığı gibi; KKTC Meclisi’nde görüşme sürecinde yaşananları, Türk tarafının tutumunu ve Rum tarafının isteklerini milletvekili ve halkla paylaşması gerektiğini kaydetti. Akıncı yapar mı bilemem ama, son açıklamalar Kuzey’de kafaları karıştırmaya yetti. Keşke Sayın Akıncı da, Anastasiadis gibi gelinen noktayı halkıyla paylaşabilse…
KEŞKE VERSELER:
Kıbrıs sorununun temelinde mülkiyet sorunu olduğu biliniyor. Bu sorunun çözümü için ise 25-30 milyar kaynağa ihtiyaç olduğu iddia ediliyor. Bu paranın ABD ve AB tarafından karşılanması bekleniyor. Ancak kimse, başka ülkeden bir başkasının sorununu çözmek için kendi böyle bir parayı vermez sanırım. Siz olsanız, kendi vatandaşınızdan kesip de, başkaları için bu parayı verir miydiniz..? 2004’de kurulan fona ne kadar para aktarıldığını hatırlayın bir…
NASIL OLACAK:
2016 yılında adada bir çözüme ulaşılacağı konusunda Kıbrıslılar dışında inanmayan yok neredeyse. Dünya, referandumla birlikte, çözümün de bu yıl geleceğine kendini inandırmış. Ancak durum hiç de öyle görünmüyor. Anastasiadis, hangi konularda uzlaşıya varıldığını açıklarken, bizim liderlik tam tersini söylüyor. İki liderin söylemleri taban taban zıt. Bu durumda bu yıl adada bir çözüm olacağına inanmamızı nasıl bekleyebilirler ki..?
SIRADAKİ GELSİN:
Aylardır süren su tartışmalarına son nokta konuldu. Şimdi sırada, ekonomik protokol var. En geç bu ay sonuna o iş de hallolur sanırım. Ondan sonra hükümetin icraat yapmak, verdiği sözleri tutmak için başka bahanesi kalmayacak. Bir de dik durup, sendikalardan gelecek baskıları göğüsleyebilirse, boşuna kaybettikleri altı ayı telafi edebilirler. Yok eğer, o ne der, bu ne der havasına girerlerse işte o zaman yandıklarının resmidir…
HAYATIMIZ BU:
Su sorunu çözülse, mali protokol görüşülse ne olacak. Peki ya DAÜ ne olacak, Kıb- Tek, telekomünikasyon, yargı reformu ne olacak..? Ülkenin geleceğini tartışmak gerekirken, birileri kendi statükosunun peşine düşüyor. DAÜ'de bir statüko, kamuda başka statüko…
BİZ DE İSTİYORUZ:
İçişleri ve Çalışma Bakanı Asım Akansoy, “gerek kaçakla mücadelede, gerekse özelde çalışanların yaygın biçimde örgütlü olmasını sağlayacak adımların bu yıl içinde atılmasını istiyoruz” dedi. İyi de bu iş istemekle olmuyor. Bu adımları atacak olan sizsiniz. Siz, bulunduğunuz makam nedeniyle isteyen değil, yapansınız…
ZİRVEDEKİLER
Birikim Özgür: Sudan sonra Türkiye’den kablo ile elektriğin de gelmesi gerektiğini ifade eden Özgür, “Su ve elektrik Akdeniz’de Kıbrıs’ı bir çekim merkezi haline getirecektir. Bunlar doğru kullanıldığı zaman halkların zenginleşmesine neden olacaktır” diyor ve bazılarının “bağımlılık” olarak nitelediği bir gelişmeyi savunmaya devam ediyor…. Rumların İsrail’den elektrik getirme çalışmalarına da dikkat çeken Özgür, “Biz neden bunu başarmayalım?” sorusunu soruyor. Ben de diyorum ki, niyet yok…
DİPTEKİLER
En Kötü İşveren Belediyeler: Çalışma Bakanı Asım Akansoy da, kendisini ziyaret eden Dev-İş de, özel sektör çalışanlarının yaşadıkları zorluklarda hemfikir olmuşlar. Ancak görüşmenin sonunda Dev-İş Başkanı’nın söylediği bir söz var, 17 belediyede çalışanların yatırımları yapılmıyor. Yani sigortalı çalıştıranlar arasında en kötü işveren belediyeler. Bunlara çare bulamadan, özel sektörün üstüne nasıl gidilebilir ki?
































