Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Eviniz şehriniz gibiydi Şehriniz eviniz gibi

Bakkalınız belli, makinistiniz belli…

Bisiklet tamirciniz belli…

Gittiğiniz pastane belli…

Uğradığınız park belli…

Hatta her seferinde aynı banka otururdunuz, oturduğunuz yer belli…

Geçtiğiniz sokaklar belli…

Yürüdüğünüz caddeler…

Okulunuz…

Gittiğiniz cami… O da belli…

Yaşadığınız şehri adınız gibi bilirdiniz…

O köşede bir sokak çeşmesi…

Bu kenarda bir yatır…

İşte orada okul…

İşte o ev, işte o ağaç…

Yeşil panjurlu senin, mavi panjurlu benim…

Böyleydi…

Belliydi…

İçinde yaşadığınız kent evinizden farksızdı…

Evinize yerleştirdiğiniz koltuklar…

Yemek masası…

Tel dolabı…

Radyo…

Sündürmede ahşap bir sandık…

Dikiş makinesi…

Bahçelerde hasır sandalyeler, ağaçlar, toprak su küpleri…

Kapı eşiğinde teneke saksılar

Her şeyin yeri belli…

Eviniz şehriniz, şehriniz eviniz gibi…

Böyleydi…

Çevrede mis kokular…

Kaç mevsim geçti üzerinden?

O ağaç, o ev, o okul hep aynı yerdeydi…

O velesbitçi, o fotoğrafçı, o bakkal, o kuaför…

O esmer ekmek kokusuna boğulan sokaklar…

O fırıncı…

Hep aynı yerdeydi…

Bayram yerinde yerlerini alan seyyar satıcılarla esnaf da her bayram aynı yerleri tutarlardı…

Cincirakların yeri belliydi.

Köftecinin, ciğercinin, şans arabacıklarının yerleri de…

Öce bayram yeri alınıp başka yere konduruldu…

Böylece Çağlayan bölgesi yalnızlaştırıldı…

Sonra cenazeler alındı Ayasofya Camisinden…

Yüzlerce yıllık gelenek katledildi…

Bayram namazları da alındı, Ebu Bekir diye bir camiye taşındı…

Bu işin altında ne var?

Ayasofya Camii “Dönme” olduğu için mi?

Diyeceğim eviniz şehriniz, şehriniz eviniz gibiydi…

Fıstıkçı aynı yerde dururdu, sandviççi aynı yerde…

Surlar gibi, kapılar gibi, hanaylı evler gibi hep aynı yerde…

Bir köşede Bakkal Cahit, bir köşede Çolakoğlu ki kaç nesil alış veriş etmiştir o bakkallardan…

Pastanelerin yeri de belliydi, dülgerlerin, demircilerin, berberlerin, terzilerin yeri de…

Bir kapanıp bir kaybolmazdı iş yerleri…

Herkes rızkını şöyle ya da böyle çıkarırdı, ömür boyu, hırs yoktu, bir gecede köşe bucak dönme yoktu…

Sokakta duran teneke saksıların yeri de belliydi, genellikle seki üstlerine kondurulur, bir güzellik yayılırdı sokaklara, zamanı geldiğinde açardı çiçekler, biri kapanır diğeri açardı mevsimine göre…

Dediğimiz gibi,

Eviniz şehriniz, şehriniz eviniz gibiydi…

Evinizi nasıl biliyorsaydınız, şehrinizi de öyle bilirdiniz…