Gene başladılar! Hani Annan planı öncesi propagandistler vardı ya! Hani yurolarla beslenirlerken sloganlar üretip halkı “evet”e hazırlayan kesimler! İşte onlar önce “statükoyu” keşfettilerdi! Kim çözüme karşı tavır koyarsa alının şakkına “statükocu” damgasını vurdulardı. Eh vacip olduğu için karşı taraf da onlara “Annanistler” dediydi!
Şimdiki durumlar farklı: Müzakerelerde sona doğru gelinirken her zamanki gibi oluşan “kamplar” yine karşı karşıya geldiler! Bu kez “statükocuların” yerini “ganimetçiler, hırsızlar, cukkacılar” aldı! Karşı cephe de anında atağa geçti “Annanistlerin” yerine lök gibi “hainler” kelimesini oturttu!
Çok iyi: Müzakereler sürecinden söz ediyoruz! Müthiş bir kelime zenginliği ile devam ediyor! Bu yönü ile de çok iyi gidiyor! Ancak yeterli değil. Nitekim Annan planı referanduma giderken “Annanistler” şöyle diyorlardı: “Avrupalı olacağız, çocuklarımızı Avrupalarda okutacağız…” Bu sloganlar reklamı halk katlarında büyük oranda tutmuştu ki sandıklardan “evet” çıkartmıştı! Şimdi durum vaziyetler sloganlarla birlikte biraz daha değişti, şöyle ki artık “hemen çözüm” deniyor, ardından “her şeye karşın barış” sloganı ekleniyor! Üstelik bunların uğrunda nedense hep Kuzey’de gerçekleşen ikili etkinlikler yapılıyor tarihinde hiç bu kadar kaynaşmamış Türk ve Rum halkları “hemen çözüm hemen barış” diye diye Kuzey’i arşınlıyor! Ve bu sonuncusu ile birlikte “Annan planındaki AB üyeliğinin yanına bu kez “eurosu” da konuyor!
İŞTE EORO: Bu kez patenti Sn. Akıncı’ya ait. Bir patlatıyor haberi, ardından hemen referanduma gidilseydi “evet” oylarından sandıklar taşacaktı! Ne dedi Sn. Akıncı: “Bizi euroya hazırlamak için AB’den bir teknik heyet geliyor.” Tabi son günlerin trendi olan “hemen” lafını söylemiyor. Şimdi hazırlanacağız, çözümden sonra hem Avrupalı olacağız hem eurolu!..
Ve insanın şöyle diyesi geliyor. Hemen çözüm, hemen Avruppa, hemen euro! Bu slogan tutar kardeşim…
ÖTESİNE GELİNCE: Mülkiyet sorununda iki taraf arasında görüş ayrılıkları varmış.. O kadarı olacak. Sonuçta üzerine oturduğumuz Rum’un mülkü! İade ederiz, barışçı çözümü alırız! Tabi Kuzey elden gittikten sonra ne işe yarayacaksa! Şimdilik durumlar böyle. Her an yeni sürprizler bekliyoruz. Kısaca müzakereler süreci her şeye karşın şenlikli oluyor!
********** ÖZGÜRGÜN’LÜ UBP. (İŞİ KOLAY DEĞİL!)
Dünkü Havadis gazetesinde çıkan UBP Üyeler listesine baktım 9217 kişi! Karnımdan konuştum: “Büyük olay!” Yer gök sığmayacak! Sonra düşündüm. “Buna karşın neden bu kadar etkisiz ve sönük!” Ki büyük olasılıkla Kurultay sonrasında da bu ataleti devam edecek! Çünkü UBP de eşyanın tabiatına zıt değildir. Yaşlandıkça yıpranıyor! Yıprandıkça da eskiyor! Dolayısıyle kendini yenilemesi gerekiyor. Ki toplumu ayağa kaldıracağı mesajları da olsun sloganları da… Oysa şimdilerde altı Başkan adayı furyası ile Kurultay’a giderken bile silkinip de o kendine özgü hantallığını üzerinden atamıyor! Adaylarla hükümetteki Bakanlarının üç beş mesajı da olmasa tutun ki söylendiği gibi CTP’nin koltuk değneğinden başka bir fonksiyonu yok! Kısaca UBP lider sıkıntısı çekiyor. Denktaş, ardından Eroğlu, araya sıkışıp partiyi de sıkıştıran akmazsa damlayan İrsen Küçük’ten sonra UB dinamizmini yitirdi!
ÖZGÜRGÜN CEPHESİ: Doğrusu ne kadar başarılı ne kadar başarısız olduğunu bilemem. Siyasi partiler de denizlerdeki buz dağlarına benzerler. Bakıp gördüğünüzün deniz üstündeki kısmı her zaman kat katı büyük olur! Ve asıl büyük oyunlarla kulisler, devinimlerle dalavereler oralarda cereyan ederler!” Bunları da içine girmeden anlayamazsınız! Ki biz anlayamıyoruz!
Buna karşın: Halktan oy isteyen bir parti o su altındaki büyük gövdesini de günahı sevabı ile halkın temaşasına sunmayı bilmelidir. Kaldı ki Özgürgün Kurultay’a giderken kendini yeniden başkan seçtirmek için yapılmayanları yaptı! Belki delege yerine “üye sistemini” getirmekle bir beklentiye olumlu cevap verdi. Fakat “zamanlaması” etik değildi! Ki ayni hatayı geçmiş Kurultayda İrsen Küçük’ü Başkan seçtirirken de yaptıydı!
ÖTE YANDAN: Son zamanlarda Özgürgün “bizim kırmızı çizgilerimiz ve duruşumuz bellidir, UBP’nin ideolojisi değişmez” diye diye tipik bir statükocu profili sergiliyor! Ne demek bir partinin ideolojisi değişmez! Ki seçimlerde bizatihi “delege sisteminden üye sistemine geçmek” bile partinin tabanındaki büyük değişimdir. O 9 binle ifade edilen değişimin içinde geçtiğimiz Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde büyük olasılıkla çözümü sağlayacak düşüncesinde Eroğlu yerine Akıncı’ya oy verenler de olduydu! Yani ortada homojen bir UBP yoktur!
ASIL SORUN. Başında vurguladık. Partililerine gelecek için mesaj veremeyen, tercihleri ile “ideoloji” dediklerinin açılımını şeffaf ve anlaşılır şekilde yapamayan Özgürgün için önünde çok uzun süre koşacağı bir politika kulvarı vardır… Ve daha o kulvarın başında UBP’nin 6 ağır topunu (bir iki değil) karşısına almıştır! İşi zordur demek istiyoruz!
**********
KISACA TAKILDIĞIM. (DOMATES ÜRETİCİLERİ VE ARACILAR! )
Domates üreticileri fena halde yakınıyorlar! TC’den gelen domateslerin Güney’e de geçtiğini iddia ediyor, ateş püskürüyorlar. Haklıdırlar. Domates dedikleri ekmek paralarıdır. Ailelerinin geçim kaynağı çoluk çocuklarının nafakasıdır.
Ancak bir gerçek vardır. Yakında bu adaya TC’den su da gelecektir. Bugün şu veya bu nedenle yeterince üretilemeyen, yahut hastalanan domates gibi sebzeler eğer ekim toprakları Rumlar’a teslim edilmezse misliyle üretilecektir. O halde artık ciddi bir üretim planlaması yapılmalıdır. Ve tabi domatesi aracıya tefeciye kaptırmamak için Kooperatifleşmeleri gerekmektedir..
ÖTE YANDAN: 1974’lerden beridir bu ülkede “piyasa ekonomisi” olduğu söylenmektedir. Oysa tarım kesiminin dışındaki mesleki kesimleri de kapsamına alan bir tekelleşme vardır. O kadar vardır ki rekabet yitip gitmiştir. Ayni cins ve kategorideki her emtia piyasada ayni fiyatlarla rekabetsiz satılmaktadırlar!” Zaten malı elinde tutan tüccar, aracı tefecidir ki piyasayı yönlendirip yönetenler de onlardır!” Bu bozuk çarkı düzeltmeden üreticinin üretim ve pazarlamadaki payı hep boğaz tokluğunda kalacaktır!

Önceki Haber
Sonraki Haber

























