Sayıştay Başkanı Osman Korahan ve ailesiyle ilgili skandal konusundaki tepkileri okurken, en kısa özeti KTAMS Genel Sekreteri Güven Bengihan’ın yaptığını gördüm;
“Bizim kişilerle bir sorunumuz yoktur, bizim sorunumuz bu şekildeki düşünce yapısı ile ilgilidir. Ülkemizin şu an içinde bulunduğu bu kötü statüko, bu düşünce yapısının eseridir” …
Ülkeyi yöneten siyaset anlayışının artık en uç örneği herhalde bu…
Ailecek saltanat…
Deniyor ki, “E, yasaaal”…
Olabilir kardeşim ama, etik değil…
Kendimi aynı şeyleri yeniden yazarken buluyorum.
Daha bir kaç ay önce Serdar Denktaş da, üniversite kurma gerekçesiyle Lefkoşa’nın en değerli arazilerinden birinin oğluna tahsis edilmesi için de aynı şeyi söylememiş miydi..?
“Yaptığım etik olmayabilir ama, yasal”…
Aynen bu durum…
Ya eş dost partililerin yasaları zorlayarak, arka kapıdan istihdamları, atamalarda verilen öncelikler, yapılan adaletsizlikler…
Onlar da artık süreklilik kazandı. Hatta öyle ki, sanki millete “alışacaksınız” deniyor…
Ha yani, kırk senedir alışmadınız mı..? Nedir bu şaşkınlık, bu tepki..?
Daha siz kalkın da bu hükümetten kamu reformu falan bekleyin.
Merkez Bankası’na 600 kişinin girdiği sınav daha yapılmadan işe alınanlar, Kooperatif Merkez Bankası’na alındığı itiraf edilen partililer, dairelere yine bir şekilde doldurulanlar, cezaevinden çıkarıp Tiyatrolar Müdürü yaptıkları öğretmeni, ısrarla tekrar atamalar…
Veeee, Kamu Reformu ha…
Şaka gibi…
Devletin denetim organının başındaki zata ve ailesine yapılan bunca kıyağın altında sadece yakın dostluk olabilir mi..?
Çürümüşlük bunun adı…
Hani derler ya tuz da koktu…
Birikim Özgür iki örnek veriyor…
Bir tanesi “göç yasası” denilen yasa tahtında alınan öğretmenlere geçmişte verilen hazırlık ödeneklerine karşı çıkan Sayıştay’ın, son hükümetin bu yönde ödeme yapmasına göz yumması, “Siz ödeyin, biz sonra denetleriz” yaklaşımı…
İkincisi Başbakan’ın, kızının mezuniyet törenine bir ordu memurla devlet kesesinden gitmesi konusunda “mevzuata uygun” görüşü vermesi…
Ve daha bilmediğimiz kimbilir neler…
Şimdi bu şaibe, Sayıştay’a olan güveni ve de saygıyı ortadan kaldırmaz mı..?
Sayıştay dediğin, Anayasal bir kurum…
Siyasete güven yok zaten de, devlete olan güveni de sarsıyorlar.
Hiç çekinmeden, utanmadan, korkmadan…
Reformdu, düzelmeydi, iyileşmeydi falan geçtim de, etik de ahlaktır yahu…
_______________________________________________________________________________
YERİN KULAĞI VAR
ŞİKAYET ETMEYE HAKKI YOK:
Kıbrıs müzakere sürecinin çökmesinin ardından Türk tarafının Maraş ve Maronitler açılımı Rum komşularımızı fena halde rahatsız etmiş. Rahatsızlık duymak yerine, her konuda ayak sürüyen liderlerine baksınlar. Masadaki tavrı ve uzlaşmaz tutumuyla kendi vatandaşlarının bile tepkisini çeken Anastasiadis’in, bu açılımlara tepki göstermeye hakkı yoktur. Bu ortamı, herşeye ‘hayır’ diyerek kendi eliyle hazırladı. Türk tarafının sittin sene onun gönlünün olmasını bekleyeceğini sandıysa, fena halde yanıldı. Üstelik de daha müzakereler sürerken, bugünlerin geleceği konusunda defalarca uyarılmıştı…
_______________________________________________________________________________
İKİ AYRI DEVLET AMA NASIL:
Prologue Counsulting Ltd’in, 600 kişilik KKTC vatandaşı üzerinde yaptığı son yaptığı anketle, Ocak 2017’de yaptığı anketi karşılaştırdığımızda dehşet bir sonuç ortaya çıkıyor. İlk ankette çözüm modeli olarak “İki ayrı devlet” diyenlerin oranı yüzde 7,60 iken, müzakerelerin çökmesi sonrasında bu oran yüzde 56,1’e fırlamış… İnsanlarımızın çok da üstünde düşünmeden duygusal bir şekilde konuştuları anlaşılıyor. İki ayrı devlet ama nasıl? Uluslararası alanda tanınmış iki devleti sağlamak bu şartlarda mümkün müdür? Eğer değilse, şu an için iki ayrı devlet, fiili durumun devamından başka bir şey olamaz…
MARAŞ, ANLAŞMAYLA MI:
Maraş konusu bizim tarafta tartışılırken, BM’den gelen ses, açılımın iki taraflı bir anlaşmayla olmasını tavsiye etti. Bir BM yetkilisi bunu Güven Arttırıcı Önlem olarak gördüklerini, iki lider ortak karar verirse, bunu memnuniyetle karşılayacaklarını duyurdu. Bizim de merak ettiğimiz bu… Açılacak da nasıl? Böyle bir anlaşma zor görünüyor. Bırakın anlaşmayı, Rum Yönetimi Maraş konusunda Türk tarafını BM’ye şikayet etmeye hazırlanıyor…
ZORLAYACAKLARMIŞ:
Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı Serdar Denktaş, Havadis’in reform projeleri yapılmadığı için Türkiye’ye geri dönen paraların dökümünü vermesi üzerine yaptığı açıklamada bakın ne diyor; “Reform kaleminden para almak için Maliye Bakanlığı olarak kafamızda soru işaretleri var. Biz bu kapsamda adımlar attık, buna rağmen kafamızda soru işareti var. Bu kaynağa ulaşmak için gerekli zorlamayı yapacağız”. Bu sözler, haberin doğruluğunu kanıtlıyor zaten…
BULUNMAZ HİNT KUMAŞI MI:
Hükümet tepkilere kulak asmıyor. “Korahan” rezaletinin tepkileri dinmeden, hükümet bir başka rezalete daha imza attı ve, mazbata suçu nedeniyle Merkezi Cezaevi’nde bulunduğu 2014 yılında Kıbrıs Türk Devlet Tiyatroları Müdürlüğü’ne getirilen, tahliye sonrası görev başı yapan, daha sonra hükümet değişimiyle de görevden alınan fen bilgisi öğretmeni Halil İbrahim Doğan, yeniden tiyatrolar müdürlüğüne atandı. Herhalde adamda bizim bilmediğimiz bir cevher saklı olmalı ki ondan vazgeçemiyorlar…
DAHA BAŞLAMADAN:
Aslında alıştık artık, her eğitim yılı öncesi bir kaos yaşanmasa olmaz sanki. Bu yıl da okulların açılmasına aylar kala sendika ile bakanlık arasında AÖA yüzünden yeni bir kriz başladı. El bombasının pimini hükümet çekti diyen KTÖS Genel Sekreteri Elcil, AÖA ile LAÜ arasında imzalanan protokolün iptal edilmemesi halinde, eğitim yılı açılışının büyük ihtimalle olmayacağını söyledi. Bir yıl da eğitim sorunsuz başlasa, dişimi kıracağım…
_______________________________________________________________________________
ZİRVEDEKİLER
Tolga Atakan: UBP-DP azınlık hükümetinin kurulduğu günden beridir hem yandaşlara hem de hükümet mensubu ve destekçilerinin aile bireylerine sağlanan kıyaklar ve makamlar konusunda oldukça başarılı bir performans sergilediğini söyleyen HP Genel Sekreteri Atakan; “Devlet yönetme ciddiyetinden uzak, hanedan misali aile bireylerinin arasında paylaştırılan makam ve mevkiler, yaklaşan erken seçim öncesi nemalanma yarışı, rant yaratma yarışı yönetenlerin gözünü kör etmiş durumda” yorumunu yaptı…
_______________________________________________________________________________
DİPTEKİLER
Yine Zehir… Sulu Tarım Olsa Ne Olacak: Türkiye’den gelen suyun tarıma kanalize edilememesini tartışıyoruz da, yarın bu suyla başlayacak olan tarım ne kadar güvenilir olacak? Baksanıza yine maydanoz, domates, molehiya, salatalıkta zehir çıkmış… Denetlenmeyeler de cabası… Şimdikinin çok üstünde bir miktarda ve daha çeşitli bir üretim olacak, o kesin. Ancak şu anda onca denetime rağmen, zehir yediğimize göre, üretici bir anda vicdan sahibi mi olacak? Hani derler ya Allah’la canımız…
































