Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

ESKİDEN “VERMEMEK İÇİN” ÖLÜRDÜK, ŞİMDİ “VERMEK” İÇİN ÇILDIRIYORUZ…

Nesilleri, geçen zamanlar mı değiştirir, yoksa yetişen nesiller mi zamanları değiştirir? Çünkü artık hem zamanlar değişti hem nesiller! Mesela bizim zamanımızda Rum’un EOKA’sı ile yanlarına aldıkları milis güçleri deli danalar gibi saldırır, elimizde ne var ne yok almak için yakıp yıkıp talan ederlerken, biz en kabadayısından gardımızı alır savunma yapardık.
Sonunda saldıra öldüre, yaka yıka “Enosis” derken adayı ikiye bölüp rahata kavuştulardı!
Ne var ki anlamadık çünkü bir de baktık ki zamanlar mı yoksa yetişen nesiller mi değişti, tekerlek dönüvermiş! “bir zamanlar varlığımıza saldıran Rumlara vermemek için ölümüne direnilirken, şimdi demezler mi “verelim gitsin!”
Önce Annan planı ile denediler! Bizim değişen nesil “Yes be annem” dese de Güney iltifat etmedi… Hatırlarım fena halde şaşırdılardı ki o zaman bize de “Annan güzel mi” demek vacip olduydu!
Ne var ki adayı ikiye bölüp Güney’den Kuzey’e salvo ateşlerini devam ettiren Rum liderliği rahat durmuyor. Dünya devleti oluşunu tepe tepe kullanırken Türkiye’nin AB üyeliğine bile şerh koyuyor, siyasi yetkilerini kullanma sorumsuzluğunda da sağa sola tos atıyor. Derken…
Ooo! Bir gün baktık ki ne görelim? hem BM’ler hem AB üyesi olan Rum’a bal kaymak Annan planı ile Kuzey’i kabul ettiremeyenler, bu kez gelin size Mağusa Limanı’na karşılık Maraş’ı verelim diyorlar! Dilin kemiği yok ki! Hayret ama aynen Annan planında olduğunca “Türk verecek” ne var ki Rum’a bir haller oldu, “verecekseniz olduğunca verin, karşılık beklemeyin” diyor! İkinci kez attık lafımızı: “Annan güzel mi ya?
Bir zamanlar “Rum almak Türk vermemek” için savaşlar kopmuş, kanlar akmış amma ve lakin zamanlar yürümüş, nesiller değişmiş… Ve demiş ki bizimkiler, “Annan planına hayır dediniz! Limana karşılık Maraş’a kurulacaktınız reddettiniz! Hadi gelin KTFF’yi sizin KOP’a bağlayalım. Yani bunu da ret ederseniz…”
Vallahi hem de siyasetle ilgisi olmayan ve adına spor denilen olayı da ayni Rum “cıvıklık” yaparak daha ilk aşamada siyasi sorun yapıverdi… Oysa ne diyordu Erdoğan? Win win! Kazan kazan, hep birlikte kazanalım…
Neyse bunca lafı şunun için harcadım? “1974’e kadar elimizde ne var yok canımızla birlikte almak için deli danalar gibi saldıran Rum’a Türk halkı “vermemek” için direnirken; şimdi bir yeni jenerasyon dürüdü “nasılsa bizim değil, verelim gitsin” diyor! Rum da inadına “mıymıntılık” yapıp kendini naza çekiyor!” Çünküü: Maymunun gözü açıldı! İşte son ispatı:         

       **********     
KKTC DE EN AZ GÜNEY KADAR DOĞAL KAYNAKLARI ARAŞTIRMA/ÇIKARMA HAKKINA SAHİPTİR

Öteden beri söyleye söyleye dilimizde tüy bitti. “Rum’un artık bu adada kaybedecek hiçbir şeyi kalmadı. Dolayısıyla 1974’ten önce doymak bilmez bir iştaha ile saldırıp Türk halkının canına varlığına gasp ederken, şimdi “kaybettiklerini” kazanmak için mücadele ediyor…
En büyük siyasi avantajı ise Ankara Güney’e nasıl bakarsa baksın hala adanın tek devleti oluşu ve bunu tepe tepe kullanırken Türk halkını Kuzey’de kalebent durumuna düşürmesi! Ankara Güney’in bu avantajını kıramadı. Üstelik Türk Annan Planı’na evet demesine karşın, Güney’i çatır çatır AB’ye üye de yaptılar!
O da avantajını kullanıp Türkiye’nin bölgedeki gücüne karşılık gitti İsrail’le işbirliğinde Doğu Akdeniz’i parselleyip üstelik doğal gaza da ulaştı…
Ankara bu olaya fena halde sinirliyor ama zaten Davutoğlu’lu dış politika çoktan mayna etti. İsrail’le araları mayfoşi, Mısır, TC Büyükelçisini kattı, Libya’da Eski Türk eserlerine saldırıyorlar, Suriye politikası nanay! Elde var bir Kıbrıs! Sabırlar da tükeniyor, Ankara “ya devlet başa ya kuzgun leşe” diyecek…
KISACA “eğer Güney’in Doğu Akdeniz’de petrol, gaz arama hakkı varsa Kuzey’in de var diyecek. Nitekim Dışişleri Bakanlığı yaptığı yazılı açıklamada tüm dünyaya özetle aktaracağımız şu mesajı verdi: “Kıbrıs Türk tarafı başından bu yana adanın doğal kaynaklarının paylaşımının karşılıklı diyalog ve iyi niyetle çözülebileceğine olan inancını muhafaza etmiş ve etmektedir… BM’ler genel sekreterine de bu önerisini sunmuştur ve halen bu öneriler geçerlidir… Rum tarafı bu önerilere karşılık vermeden ve haklarını hiçe sayarak bölgede tek yanlı hidrokarbon arama çalışmaları sürdürmektedir… Rum tarafı tek yanlı bu faaliyeti ile istikrarı tehdit etmektedir…
Kısaca Güney’e ve Dünya siyasi çevrelerine şu hatırlatılmaktadır: “KKTC Bakanlar Kurulu 22 Eylül 2011 tarihinde belirlenen bölgelerde Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’na petrol doğal gaz arama çıkarma sahalarında ruhsat verdi. Bu kapsamda ilk sismik arama çalışması 2011 sonlarında gerçekleştirilmiştir… Kıbrıs Türk tarafının deniz yetki alanlarında çalışmalar yürütmesi doğaldır, Güney’in tepkileri mesnetsizdir…”
OLAYA BİR DAHA BAKALIM. Rum Yönetimi AB’nin de desteği ile Kuzey’i ambargolarla sıkboğaz ederken bir yandan da devlet erkini kullanarak ve Türkiye’yi bile mandepsiye bastırarak, Kıbrıs Cumhuriyeti adı ile her türlü siyasi ve ekonomik tasarrufta bulunmaktadır. Doğal gaza ulaşması bu siyasetin bir parçasıdır.
Ancak Türkiye’ye Irak Kürt bölgesinden petrol akıtılması için Barzani’yi Diyarbakır’da ağırlayıp sırtını sıvazlayacak kadar siyasi rizikoya girmeyi göze alan Erdoğanlı AKP öyle anlaşılıyor ki söz konusu enerji olduğunda Doğu Akdeniz’deki Gazı bu Rum’a yedirtmeyecektir!
Fakat ben olaya “petrol savaşları” gözlüğü ile değil, KKTC olarak “hakkımızı kullanma aşamasına geldiğimizin” siyasi yönüne bakıyorum… Nihayet Güney’e “senin hakkın varsa bizim de hakkımız vardır” denebilmiştir.
Bu siyasi çıkış adada iki ayrı devletin varlığını vurgularken, en az Güney Rum Yönetimi kadar Kuzey Türk Yönetiminin de doğal kaynaklar yönünden tasarruf hakkı olduğunu dünyaya bir kez daha duyuruyor.
Beklenen, Anastasiadis’li Rum liderliğinin bu mesajı alıp müzakere masasına oturması ve en azından Kuzey Güney iş birliğini hayata geçirecek adımların birlikte atılmasına yardımcı olmasıdır…
**********     
EUROLARIN AKIBETİNİ ÖĞRENMEK HAKKIMIZDIR

  Geçtiğimiz hafta medyada küçük bir haber yer aldıydı. “AB Türkiye’ye (üyelik hazırlığı babında) 236 milyon Euro’luk kaynağı serbest bırakırken, KKTC’ye de 31 milyon Euro’luk kaynak aktarımını onayladı.”
Allah bereket versin! Uçan kuşa borcu olan buna karşılık tek kuruşluk geliri olmayan KKTC’ye değil 31 milyon Euro, otuz sent de verseniz öper alnına koyar!
Kısaca, para paradır. Ancak ortada bir sorun vardır: Geçmişte de özellikle Annan planı dönemleri ile iki Toplumlu etkinliklerde KKTC’ye, “çözüm ve barış” umudunda AB’den çok Eurolar pompalandıydı. Bir ara medyada spekülatif haberleri de yayınladıydı ki biz de o dönemlerde hem gazetedeki köşemizde hem televizyondaki programlarımızda konuyu yorumlarken şöyle diyorduk: “Bir ülkeye dıştan hangi amaçla olursa olsun para girerken kullanım amacı, kullanım şekli, paralardan yararlananların faaliyetleri, hangi amaçlar için harcandıkları, memlekete ne kazandırdığı…” Falan bircik bircik açıklanmalıdır…”
Buna karşın öyle doyurucu açıklamalar hiç yapılmadıydı. Ucuna “siyasi ve ekonomik” kulpu takılarak ve de “barış ve çözüm için denilerek” olay neredeyse “kutsallaştırılmıştı!” Tabi Tanınmadığı için KKTC’ye aktarılamayan AB yardımlarının Belediyelere kanalize edilmesini ayrı yere koyuyoruz çünkü farklı bir olay…
ANCAK: Öteden beri STÖ’lerine yapılan veya elan yapılıyorsa “bu Euro yardımlarının” kesinlikle nerelere hangi amaç ve ne miktarda yapıldığının açık seçik bilinmesi gerekir. Kaldı ki bu parasal yardımlardan yararlananların daha sorusu suali yapılmadan etik yönden gönül rahatlıkları içinde açıklamalar yapması beklenir… Dolayısı ile 31 milyon Euro serbest bırakıldığında bu açıklamaları “şeffaflık” adına bekleyeceğiz…