Ali Atamer: Sevgili Güneralp çifti sizi biraz eskilere götürüp eski Akdeniz’i (Ayirini) anlatmanızı isteyeceğiz.
E.G: Buralıyım doğma büyüme. Anamız 40 yılında doğdunuz dedi. Doğum yılımı çok da bilen yok. O zaman daha fakirdik. Ama her şey varıdı. Babamız çobandı. 1 sene yolladı beni okula. Neyidi öğreneceğin. Öğlene gadar giderdik. Öğleden sonra “hade koyun beklemeye gideceksiniz” derdi. Annemizin da hayvanları varıdı. Yok su götürsün yok hayvanları sağacak. 7 tane da çocuk. Biraz büyük olduğumuz için biz bakardık çocuklara nice bu. Ama çocuk yaşta olduğumuz olduğumuz için oyuna dalardık. Lingiri, 5 daş oynardık.
Ali Atamer: Eski yaşamı anlatırken yüzün güler Emine teyze. Galiba o zamanlar daha mutluydu insanlar?
E.G: Eskiden daha mutluyduk. Fakirlik varıdı ama mutluyduk.
H.G: Ben 1939 Akdeniz (Ayirini) doğumluyum. Bir genç olarak o zamanlar yaşadım burda. Kunturacı yanına çırak gittim küçük yaşta. 3-4 sene sonra usta başı oldum. Dükkanı ben yürütmeye başladım. Küçük yaşlarda hem köyün hem da civar köylerin kunturacısı oldum. Gosti adında bir Rumdan öğrendim ben bu işi. Baldırlı, frenk çizmeler yapardım. Golya çiftliği, Sadrazamlarındı. Ora götürür satardım. Hepeyi zamandan sonra işler azaldı. Tekrar döndüm çakıl çalkalamaya. Ondan da usandım kamyon aldım. Hadiseler çıktıktan sonra serbest girip çıkamazdın köye. Barikatlarınan tutulduydu her taraf. Ancak İngiliz askeri eşliğinde, konvoy halinde giderdik haftada bir Lefkoşa’ya. Daha sonraları köyün ileri gençlerini bende dahil TMT’ye aldılardı.
.jpg)
Ali Atamer: Hüseyin dayıcığım TMT’yi ayrıntılarıyla senden daha sonra dinleyelim. Senin çok faal biri olduğunu ve 50’li yılların sonuna doğru futbol takımı kurduğunu öğrendik. Anlatır mısın?
H.G: 1958’de spor kulübünü gurduk. Adı Yıldız Spor Kulübüydü. Köyde meteoroloji dairesinde çalışan Apoel’in Baflosu varıdı. Beraber Türk-Rum takım kurduk. Köyün Rumlarıynan aynı takımda oynardık. Yıllar ilerledik sonra Girne takımlarıyla, Ağırdağ,Fota,Gırnı bunlarınan turnuva maçları yapmaya başladık. Ve hepsini döverdik. Bazı bazı gavgalar, tartışmalar olurdu.
Ali Atamer: Kavgaların sebebi politik değildi herhalde.
H.G: Yok gendi aramızdaki, maç içinde olan şeylerdi. 1’er lira verirdik Girne takımına turnuvaya katılmak için. O turnuvada şampiyon olduyduk.
Ali Atamer: Emine teyze eşin gençliğinde bayağı aktif biriydi. Senin sosyal yaşamın nasıldı?
E.G: Bir cira geldiydi duyuru yaptıydı. İsteyen gitsin nakış öğrensin. Lefkara işi öğretirdi. Ama babam gomadıydı bizi gidelim. Gız evladlarının işi neymiş nakış işinde. Mirti panayırına giderdik. Bizim köyde da Rumlarınan beraber mayısın 5’inde panayır olurdu. Kebap gorlardı, çalgılar çalardı erkekler, ciralar oynardı. Türkler oynamazdı.
H.G: Adanın en büyük panayırıydı Mirti panayırı. Ağırlıklı Rumlar yapardı panayırı. Büyük hayvan alışverişleri da olurdu.
.jpg)
Ali Atamer: Hüseyin dayı Ayirini ismi nereden gelir?
H.G: Bir zaman kiliseye bağlı o yerleşim zamanında İrini diye birisi varıdı. Ondan gelmedir derler. Bizim Atalarımız ise esas Vasilya’dan, Baf’tan gelmedir. Benim dedem Hasan Hacı Gaymaklar Vasilya’dan gelmedir. Emine teyzenizin dedeleri Türkiye’den gelme Sarıyezlerdir. Dedesine da Sarrolar derlerdi.
E.G: Kapı sığmazdı gendini dizlikliydi.
H.G: Bu dedenin kardeşlerinden biri Maronit cirasıynan evlendi. Ondan sonra Maronit oldu. İşsizlik varıdı bu köyde diye çoban olarak gittiler oraya ve orda galdılar.
Ali Atamer: Maronit köyüne gitsek aslen kök ve kök Kıbrıslı bulabilir miyiz?
H.G: Ya Sarro ailesi ve beyitlerin kökü orda.
E.G: Onların çocukları gelirlerdi dedeme. Halen daha hepsi Türkçe bilir.
Ali Atamer: 1960’ta kıyılan nikahın öncesinde neler yaşandı?
E.G: Ben görürdüm çünkü kunturacıydım. Giderdim alırdım gızların ayak ölçülerini orda görürdüm. Zor olmadı.
H.G: Annesi babası geldi istedi, bizimkiler da verdi.
E.G: Köyün içinde lagırdılar dolaşmaya başladıydı. Aha Hüseyin onu isteycek falan. Ufak köydü diye duyulduydu.
Ali Atamer: Emine teyze, eşinin sana karşı beslediği güzel duygucuklardan haberin var mıydı?
E.G: Yoğudu öyle bişey oğlum. Kısmet hangisisaydı onuynan evleneceydin.
H.G: Bir keresinde annesi dedi gene “bak da Hüseyin gelecek ayağın ölçüsünü alsın gaçma evden”. Ben geldiğimde başladı titremeye hatırlarım. Büyük dedesi Mehmet gelirdi yanıma “bak alalım sana bizim Emine’yi” derdi. Benim o zaman gözüm yükseklerdeydi. Birazda yakışıklıydım. Bunda basar onda bulunurdum. Sağa sola şey ederdik işte.
Ali Atamer: Anladığımı kadarıyla sağa sola şey ederken doğru yolu buldun.
H.G: E öyle oldu biraz. Eski usüllere göre istedik ve evlendik. Gendim garar verdim da evlendim.
Ali Atamer: Emine teyzeciğim bu kadar çapkın bir delikanlıya nasıl güvendin ve evlendin?
E.G: Eskiden insanlar cahildi. Güvenin güvenmen verirdiler gızı. Gerçi “ister min?” diye sordulardı bana
H.G: Bu bölgenin güzel, çalışkan, terbiyeli gençlerindendim. Nasıl beğenmesin?
E.G: İç ceyizimizi yaptık. Ondan sonra da evlendik. Köyün muhtarı gıydı bize nikahı. Doktor Erol vardı Güzelyurt’tan. Onu vurdukları gün nikahlandık.
Ali Atamer: Ne kadar nikahlı kaldınız?
E.G: 3 sene galdık nikahlı.
H.G: Evler bitene gadar bekledik. 3 senede tanıdık birbirimizi.
E.G: Gezmelere çok götürürdü bizi dayınız. Çok gezdik. Eyi günler da oldu, kötü günler da. Gonuşmasından anlardım ki beni severdi.
.jpg)
Ali Atamer: Eski düğünler bazı bölgelerde Rumlarla beraber yapılırmış.
H.G: Altı parmak, Mehmedaliler geldi köye. Teyzenizin akrabasıydı Mehmedaliler. Ud çalan biri vardı Türkiye’den geldiydi ama adını unuttum. Rum kızları gelirdi düğünlerimizde oynarlardı. O olaylı zamanlarda korkmadan gelirler, her türlü oyunu oynarlardı. Rumlar bizden daha güzel oynardı.
E.G: Daha güzel oynamadan değil. Onlar daha serbestti. Rumlar düğünlerde daha açıktı. Serbesttiler.
H.G: Gadınlar ayrı erkekler ayrı düğün yapardı…
E.G: Gelinliğim beyazdı. Nezaket hanımdı gelin onarıcısı. Lefkoşalıydı. 3 gün 3 gece düğün yapardık. 3 gün boyunca galırlardı, Yerler içerlerdi çalgıcılarda gelin onarıcıları da. Kına yakılırdı napacan. Sestalar içinde guru yemiş, hellim çörek verirlerdi. Evime gideceğimde beyaz gelinlik geydim. Yemek bişirirdik. Yedirirdik gelen halkı. Testi gorlardı hamam derlerdi. 7 dola dönerlerdi. Genç kızlardan biri gırardı. Bir da adet gelini saklarlardı gece.
H.G: Şimdi Türkiye’de köylerde gördüğün düğün gelenekleri eskiden tıpa tıp olurdu bizde da. Meydanda tıraş olduk. Gençler sardı etrafımı. Sakal yok ama bir taraftan berber keser, bir taraftan arkadaşlar köpükleri silerler. İncidirlerdi beni. Davul zurnaynan yaparlardı bunu tabi. Gırnılı Halil dayı bir da Gönyelili davulcu gelirdi, birleşirlerdi beraber yaparlardı.’63’den evele o gadar eyi geçinirlerdi Türklerinan Rumlar. Kına gecesin gece yarısından sonra medcanen devralırlardı ve müzik çalarlardı bize. Bu mahallede yollar kesilir, 12-13 tane hayvan bazlanırdı. Türk düğünlerinde para takma adeti yoğudu. Rumlarınan garıştığımız için onlardan çok şey gördük. Parayı zarfa gorduk da damada verirdik. Rumlardan örnek alarak yapardık düğünleri. Rum kemanecinin gızı çok güzel zeybek oynardı. Yüz yastıkları vardı Gırnıya gadar goşardın. Yarışmayı gazanana bir miktar para yahut gonyak verirlerdi. Düğün bittiği zaman olurdu yüz yastığı.
Ali Atamer: Yaşam hikayenizde neler var neler. Peki evlilik sonrası hayatınız nasıl şekillendi?
H.G: Bizim nesiller tüm bu hadiselerin, savaşların içinde doğduk büyüdük.
Ali Atamer: Zor ve acılı yılların içinde bizimle paylaşabileceğin çok şey olduğunu söyledin.
H.G: “63”te köyün etrafında 30 bin tane Rum vardı. Kanton bölge gibi galdık. Ormanları, ağaçları kesmeynan, davarlarımızınan yaşamımızı yürüdürdük. Lefkoşa’ya gitmek için serbest giremezdik. Yollar kapalıydı. Gizlice mücahitlik yapardık, nöbet tutardık. Rumların içinde olmazdı. Lazımdı bilmesinler. 63 tane mücahit vardı burda. 11 piyade, 3 sten, 3 da tabanca. Öyle koruduk köyü. İlerleyen zamanlarda Rumlar bizi rahatsız etmeye başladılar. Köye baskın yaparlardı.
Ali Atamer: Hüseyin dayı TMT üyesi biri olarak teşkilatların ve örgütlerin çıkma nedeni nedir?
H.G: Vallahi Rumlar bizi Kıbrıs’ta top yekün öldürmeye kalktılar. Biz da gendimizi savunmak için TMT’yi gurduk. Çok olaylara tanıklık ettim.
Ali Atamer: Türkiye’nin buraya çıkarma yapacağına dair duyumlarınız var mıydı?
H.G: Evet. Büyük ümitlerinan ne zaman gurtaracak bizi diye beklerdik. Rumlar, “bekledik da gelmedin” şarkısını söylerlerdi. Zevlerlerdi bizi. ‘63 ve ‘65 arası köyden bir yere gideceğimizde biraz korkardık. Napacakları belli değildi ve çok kalabalıktılar. 30 bin kişiye direndik. Ondan sonra gizlice 2 kişiyi götürdüler öldürdüler. Halkın Sesi’nden Fikret, hem köylümüz olan Erdoğan.
E.G: Gadınlar daha fazla çeker çoluk çocuğun var. Bunlar gaçtılar gittiler Gambilli’ye. 4 tane cocuğunan galdım. Annem da yardım ederdi. Silah atışına tutardı bizi Rumlar. Gorkardı çocuklar. Rumlar derdi “dua edin Türkiye uçakları gelmesin. Gelirsa biz da sizi öldüreceyik”. İşte o vakıt öldürdüler Fikret’inan Erdoğan’ı. Hüseyin dayınız galaydı köyde bunları da öldüreceklerdi.
Ali Atamer: Kıbrıs tarihine ve kültürüne kaynak olabilecek yaşanmış gerçek hikayeleri bizimle paylaştığınız için teşekkürler. Bir yastıkta nice yıllara.
































