Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Eski ve yeni Lefkoşa Barıştı!

Bundan yaklaşık on dört yıl önce ünlü Kıbrıslı Türk fotoğraf sanatçısı Hasan Hüseyin ve kardeşleri, Lefkoşa surlar içerisindeki Selimiye meydanında Sabor (lezet) adlı bir lokanta açtığında çok heyecanlanmış ve yeni bir döneme giriş yaptığımızı sanmıştım.

 

1980’lerde eski sakinleri tarafından terk edilmiş bu kente Kıbrıslı Türklerin geri dönüşü olarak algılamıştım bu “cesur” yatırımı. Arkasının gelmesini bekledim. Fakat bir türlü gelemedi. Daha sonra, 2008’de açılan Lokmacı kapısının bölgeyi hızla dönüştüreceğini sandım. Yine beklenilen hareket bir türlü gerçekleşemedi.

 

Bazı denemler olmamıştı değil tabii. Örneğin Sabor’un hemen yanındaki Evkaf’a ait eski Efendi konağı restore edilmiş ve bazı girişimcilere işletilmesi için kiralanmıştı. Fakat Konak, Sabor kadar başarılı olamamış ve ancak üç yıl kadar açık kalabilmişti. Öte yandan komşusunun başarısızlığı Sabor’u engellememiş ve bugüne kadar başarılı bir şekilde çalışmaya devam etmiştir.

 

Sabor’un açıldığı ilk günden bir yıl öncesine kadar Kıbrıslı Türklerin Surlar içerisindeki  girişimleri genellikle kısa süreli olacaktı. Cadı Kazanı, Narnia gibi yeni açılan bazı küçük işletmeler hayatta kalmayı başarmalarına rağmen, Kıbrıs Türk’ü Surlariçi’yle ilgili gailesini bir türlü eyleme çeviremiyordu. Nedendi bu soğukluk acaba? 2005 yılından sonra Dereboyu patlama yaşarken, Surlar içi gerekli ilgiyi bir türlü göremiyordu.

 

Öte yandan ilginç bir şekilde son on beş, yirmi yıldır yoğun bir Lefkoşa nostaljisi yaşadığımız herkesçe bilinmektedir. Birçok yazar Lefkoşa’nın geçmişini bıkmadan usanmadan yazılarında adım adım işlerken, bugünkü Lefkoşa’ya bir türlü ısınamamaktadırlar. Yaseminin beyazına olan özlem bir türlü nostaljiden eyleme dönüşememektedir.

 

Eski Lefkoşa’nın insanları, ve bilinen karakterleri artık tarihe karışmıştır ve yerleri artık anı kitaplarıdır ve evet bir şekilde yaşatılmalıdırlar. Fakat Lefkoşa yıllardır hırpalanmış ve ihmal edilmiş olmasına rağmen halen yaşamaktadır. Hemen hemen her evinden ve köşesinden de yaşam sesleri yükselmektedir.

 

Son zamanlarda ise farklı bir hareketlenme başlamıştır Surlar içerisinde. Sabor’un yolunda ilerleyen bazı genç müteşebbislerin açtığı onlarca mekan bu hareketlenmenin göstergesidir. Neydi acaba Sabor’un ve onun yolunda gidenlerin başarısı?

 

Bence işin püf noktası Lefkoşa ve sakinlerini kucaklamaktan geçiyordu. Sabor açıldığı günden itibaren bunu yapmıştı. Çevresini korkulacak yabancılar olarak değil, komşuları olarak görmüştü. Yani eski nostaljik Lefkoşa’ya saygı gösterirken, bugünün Lefkoşa’sını da aynı anda görebilmeyi ve kucaklamayı becermişti. Son zamanlarda faaliyete geçmiş birçok mekana baktığımda da, bölge insanıyla birlikte var olmanın formülünü bulduklarını ve onlara dokunarak, onları dinleyerek, iyi birer komşu olduklarını görüyorum.

 

Ayrıca bugün yaşanan bu değişim sadece cafe, restoran, dükkan ve bar açma bazında gerçekleşmemektedir. Stüdyo 21 ve Özgür okul gibi organik bir şekilde ortaya çıkmış ve gönüllülük üzerinden yükselmiş kültür ve eğitim merkezleri de bu Nostaljik ve günümüz Lefkoşa’sını barıştıran harcı yoğurmakta büyük rol oynamaktadırlar. Bütün bu yerleri yeniden sıkça ziyaret etmeye başladığımdan beri sadece Lefkoşa’da geçen çocukluğumu anma yerine, orada yaşayan bugünün sakinlerini de görmeye başladım. Urfalı Alicikle tavla oynadım, Hataylı Ahmet dayıdan üç beş kelime Arapça öğrendim. Uzun zamandır görmediğim muhteşem sesli Selma’dan şarkı dinledim. Bandabuliya’dan geçerek Rıdvan’ın Sahaf dükkanından kitap satın aldım. Ayten’de mulihiya yedim, Simon’da bira içtim, Doğanlar’da kahvemi içtim. Onlarla vakit geçirdikçe günümüzün bu çok kültürlü Surlariçin’e yeniden aşık olmaya başladım.

 

Efendim, sizleri de oralara bekleriz. Ama umarım size hoş geldin diyecek olanlar, sadece anılarınız değil, oranın bugünkü sakinleri ve eski Lefkoşa’ya dönüş yapmış ve gece gündüz oraya hayat vermeye çalışan gençlerimiz olur.