Sandviçi Talat ve Rifat.
Kahveci Efe.
Şamişici Abdullah Dayı.
Sanat Güneşimiz Ahmet Becerikli.
Gazeteci Ali Conkbayır.
Dr. Küçük,
Kahveci Guşo.
Fıstıkçı Kemal Aynalı.
Fotoğrafçı Osman Rekor.
Turizmci Sabri.
Döner kebapçı Paraşüt.
Berber Halil.
Bozkurt Gazetesi’nden baba oğul Toganlar.
Plakçı Eros.
…
Şu anda hatırlanmayan bir hayli isim daha.
Hepsi Girne Kapısı’nın bilinen yüzleriydi…
…
Diyeceğim yabancılaşmanın olmadığı, kim kime dumduma döneminden önce insanların birbiri içinde kaynaştığı, kimin nerede olduğu besbelli olan bir yerdi Lefkoşa…
…
Köprülerin altından çok sular geçti.
Hatta sular da geçmedi.
Başka şeyler geçti!
Çünkü köprülerin altı da dibelik kurudu…
…
Geçenlerde Genç TV’de Ali Kişmir’in programında biraz gevezelik yaptık.
Sordum:
Nerde kalıyorsun?
Falan yerde dedi.
Peki, bir bahçe, bir köprü, bir kanepe, bir kavşakta bir heykel, bir sokak çeşmesi ya da buna benzer bir şeyler var mı?
Yok dedi.
Yani anılarını biriktireceğin herhangi bir şey?
Yok!..
…
Vazgeçtim, komşularını sormadım.
Mesela mangal yandığında, birkaç şiş de komşuya düşer mi gibisinden.
Mulihiya piştiğinde bir tabak da yan eve uzatıyor musunuz gibisinden.
Malum olanı niye soracaktım ki…
…
Yukarıda saydığımız isimlerin çoğu bugün aramızda yaşamıyor.
Rifat, ölmezden önce çok dertliydi.
Sandviçini yaparken “Nerede o eski günler” demekten kendini alamazdı…
…
Eskiden gençler derneklerde toplanır, buralarda siyasetle ilgilenir, kitaplarla tanışır, belirli bir dünya görüşü içinde örgütlenirlerdi.
Dernekler, örgütler bilgi edinilen, paylaşılan yerlerdi.
Şimdi internet var.
Bilgiyi alacakları dünya değişmiştir.
Klasik örgütlenme ortadan neredeyse kalktı.
Bu da duygusal bağları alabildiğine bozdu.
Soğuk savaş dönemi kapandı ama galiba Facebook gibi yerlerde başladı!..
…
Böyle olunca nesiller arası kültür çatışması da kendiliğinden meydana gelmiş oluyor.
Çok doğal…
…
Geçenlerde ilk kez mecburiyetten bir bankamatiğe uğradım.
İşlem yaparken fark ettim ki, ben bankamatiği değil, o beni idare ediyor.
Ne işaret ediyor, ne talimat veriyorsa onu yapıyordum…
…
Komşuya bir tabak düşmeyince, istediğiniz kadar bu duyguları pompalayınız.
Her yolla.
Olmuyor kardeşim!..
…
Mekan eksik.
İnsan eksik.
Kültür paramparça…
…
Sonra, Ali ile Kıbrıs sorunundan da dem vurduk.
Sorun çözümlenmezse yaşadığımız sendroma devam edileceğini söyledik.
Lakin, evimizde yaptığımız yenilikler gibi, yaşadığımız yerlerde de yapılacak çok işler olduğundan söz ettik…
…
İsim vermeyim, çok sevdiğim birisinin yazısını okudum.
Sorun 5 ayda çözülür diyor.
Rahmetli Berberoğlu’nu anımsadım.
O da 3 ayda çözülür demişti.
O deyiş!
Adamı tefe koymuşlardı.
O demeç yüzünden CTP uzun yıllar bununla uğraşmak durumda kalmıştı.
Neyse ki şimdi yaşadığımız dönem, kim kime dumduma dönemi.
İstersen 3 günde çözülür de.
Kimin umurunda!
Girne Kapısı’ndaki insanlar gibi kaybolup gider!..
Eski bir sokak çeşmesi gibi “değerli yalnızlık” olur!..
































