Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Eski Bayramlar Neden Hep Hatırlardadır?

Bu hafta Bayram tadında bir yazı içimden geldi. Hep adettendir söylenir nerede o eski Bayramlar diye.. Ben de düşündüğümde bu söylemi içselleştirdiğimi görüyorum veya hissediyorum. Acaba bunun nedenleri çocukluk hayalinde büyütülen ve küçük mutluluklarla yetinmenin, anne baba sevgisinin ve ana –baba ocağında hissedilen kollektif güven ve mutluluğun verdiği bir sonuç mudur?  Yoksa o dönemlerin aile bütünlüğünün, samimi arkadaşlık ve dostlukların, dayanışmanın, yardımlaşma kültürü içinde gelişen toplumsal birlikteliklerin geliştiği ortamlarda hissedilen ve maddi değerlerin ağırlık kazanmadığı dönemlerin verdiği huzurdan mı kaynaklanmaktadır.? Her halde her ikisi de…

Çünkü bu günkü değer yargılarımızla geçmiş değer yargılarımız arasında mukayese edilemeyecek oranda vahşi diyebileceğimiz bir farklılıklar söz konusudur.  Bu süratle değişen teknolojik gelişimin getirdiği değişimle dünyadaki yaşam tarzının, ülkeler arası haberleşme ve ulaşım imkânlarının verdiği avantajla dünyanın bir çok bölgesindeki yaşantıları ve kültürleri tanıma, ona özenme ve değişmeye meyletme hızının artmasından kaynaklandığını da hesaba katmalıyız. Bu gelişimler dünyada nüfus hareketleri ile de her yerde yaşanmaktadır.

Biz de KKTC olarak dünya içinde yaşadığımıza göre fark etmeden değişiyoruz. Konuyu Kıbrıs Türk Halkı olarak daraltırsak dünyadaki değişimle birlikte Güney’den ve Kuzey’den ve her yerden göç hareketleri ile yaşanan büyük sosyal değişimle aynı yerde durmamız mümkün değildir.. Ancak önemli olan ahlâki değerlerimizden ödün vermeden..

1920’lerden sonra Türk Toplumunun örgütlenerek sosyal ve siyasi haklarını korumada, varlığını ve temsiliyetini elde etmek için uzun  sivil mücadelesinden sonra, bizim neslin çocukluk dönemlerimizi kapsayan 1956’lar ile çocukluk, gençliğe geçiş ve gençlik yılları arasına düşen milli mücadele dönemleri (1956-63, ve 1963-74) genel olarak bir toplumsal birliktelik, bütünlük ve dayanışma dönemleri idi. İstisnalar hariç toplumda maddiyatçılık ikinci üçüncü planda ve toplumsal değerler insanlık değerleriyle en üst düzeyde tutuluyordu.  O zaman anlatırlardı büyüklerimiz, dış ülkelerde maddiyata verilen önemlerle ilgili hikâyeleri.. Yaşlıların evlatları tarafından bakım evlerine verildiğini, kardeş kardeşin evine hatta anne ve babanın evladına veya evladın ana-baba evine ziyarete önceden telefonla müsaitlik sorduklarını ve ona göre gidebildiğini, bazen gerekçelerini sıralayarak reddettiklerini, ve bizim çok tuhafımıza giderdi. Özellikle İngiltere’ye ve Amerika’ya göç eden Kıbrıs’lılardan bunları çok duyardık. Gelir seviyesi yüksek ama para her şeyde ön planda.

Ve bize her bakımdan çok tuhaf gelirdi, çünkü Kıbrıs Türk toplumu içinde, değil yalnız aileleler, hısım akrabalar ve arkadaşlar ve dostlar da çat kapı misafirliğe gider hatta günlerce, haftalarca birbirlerinin evlerinde misafir olurlardı.. Aile birliktelikleri, hısım-akraba dayanışmaları, düğünlerde, sünnetlerde akraba dostların yardımlaşmaları, köylerde ise bütün köylülerin böyle günlerde seferber olmaları, hem maddi hem manevi ve fiilen el emekleriyle birlikte yemekler pişirilerek sofraların hazırlanması düğünlerin gerçekleştirilmesi doğal bir davranıştı. Köylerde imece ile evlerin okulların yapılması insanlara büyük bir huzur ve mutluluk kaynağı idi. Genel toplumsal yardımlaşma kültürü, kanaatkârlık, bir de kimseye avuç açmama kültürü, kendi imkânlarını yaratma azmi en büyük mutluluktur insan toplulukları için. Ve gururdur.

Hatırlıyorum Limasol’da öğrenci iken bir arkadaşımın aile gelir durumuna bakarak Okul aile Birliği veya Limasol Kadınlar Birliğinin yüksek tahsil yapmak için vermek istediği bursu, o ailenin babası  ‘niçin ben çocuğumu okutamaz mıyım diyerek’ reddettiğini bilirim. Daha fakir birini bulsunlar demişti. O arkadaşın rahmetli babasının bu lafını yarım asır geçti ama unutmadım..

Yani bu günlere geldiğimizde, şimdi o gün yadırgananların çok ötesinde olumsuz örneklerle ve toplumda genel tepki toplayan Yönetim icraatlarıyla halk karşı karşıya olmaktadır, ne yazık ki..

Dönelim çocukluğumuzun Bayram kutlamalarına. Hatırlıyorum genelde iki Bayramdan birini doğduğum ve büyüdüğüm kent olan Limasol’da, diğer Bayramı da anne annemler ve teyzemler Larnaka’da olduğu için orada geçirirdik.. Gece kınalar yakılır, sabah bir ferahla kınalarımızı yıkar hangimizin kınası daha çok tutacak diye merak içinde olurduk.. Avucumuza da hep Ay’la Yıldız yapardı annelerimiz. Limasol’da neneme ve aile büyüklerine ve yaşça büyük akraba ve yakın ahbaplara ailece ziyaretler yapılır, topluca yemekler yenirdi. Akşamlarda, yaz ise sahile ve atlı karıncalara, kışın daha çok sinemaya giderdik.. Larnaka’ da anneannemin evi, Kale ile denize açılan Larnaka Camisinin meydanına bakardı. Burada bayram yeri kurulurdu. Yine kınalarımızı yıkadıktan sonra, yukarıdan ikinci kattan bakar bayram yerinin hareketlenmesini beklerdik. Kahvaltıdan sonra da bayram yerine iner aldığımız bayramlıklarla şekerli leblebi özellikle renkli olanları, sısamlı tatlılar ve şekerlemeler alır, sonra komşu çocuklarıyla faytonlara biner makenziye kadar gider gelirdik, en büyük sevincimizdi. İkinci üçüncü gün de Hala Sultana ziyarete giderdik. Genelde Bayramlarda Kıbrıs’ın her tarafından Türkler Türbeyi ziyarete gelirdi. Ziyareti bitirdikten sonra hatırlıyorum bahçesinde bir de havuz vardı o zaman, çeşmeler, sular akardı, her kes piknik yapardı. Dolmalar, köfteler, börekler hazırlanır ve orada piknik havasında Bayram yapardık. Türbede Hoca bulunur, okumalar olurdu. Halk ibadet yerlerini ve değerlerini bu şekilde yıllarca korudu, ibadetini de laik kültürü ile yaşadı, birlik beraberlik içinde yaptı ve zamanımıza kadar taşınmasına özen gösterdi.  Kimse kimseyi sorgulamadı. Her insan kendi inancını tolerans içinde yaşadı. Dini devlet işlerine karıştırmadan, ayrışmadan.. Lütfen bunu bozmayalım. Toplumumuzun geleceği için mücadele azmimizi zayıflatmayalım.

Başarının ve her yönden toplumsal gelişmenin ve kalkınmanın temeli, her türlü toplumsal ahlâki değerlerin yüksek tutularak, birlik içinde demokratik değerlerin ve kültürünün özümsenmesi ve korunmasıyla olur. Tolerans kültüründen  uzaklaşmayalım.

Hayırlı ve mutlu gelecekler, dileklerimiz olsun.