Köşe Yazarları

Eski Başkanlar “ayar” verdi…


Haydi bakalım Ticaret Odası Yönetimi, şimdi ne diyeceksiniz.

Siyasete bulaştığınızı, Cumhurbaşkanı makamına saygısızlık ettiğinizi herkes söyledi.

Takmadınız.

İşte biz söylemiyoruz, eski Oda Başkanlarınız, kendi arkadaşlarınız söylüyor.

Hem de tam 4 Başkan, ortak imzalı açıklamayla.

Ticaret Odası’nın Türkiye, AB ve diğer ülkelerle ilişkiler ve çözüm bağlamında katkısı olan bir kurum olduğunu hatırlatıyorlar.

Bu önemli bir hatırlatma.

Görülüyor ki, Ticaret Odası yeni yönetiminin, Kıbrıs’ın geleceğinde çözüm vizyonu yok bir kere.

Aksine, kapalı, kendi içine dönük, “ithalata dayalı” bir ekonomi anlayışı ve iç siyasetin dar çeperlerinde “ne kazanırsak kar” hesabı var .

Kendi ülkesine, kendi makamlarına saygısı olmayan bir örgütün, ülke ekonomisine yararı olacağı da doğal olarak tartışmalıdır.

Böyle bir hedefle de taraf oldular. Acaba Oda’nın diğer üyeleri ne düşünür? Onu da merak ediyor insan.

Saygı boyutu ayrı.

Bu toplumun böyle gelenekleri yok. Yeni icatlara kapı aralamaya çalışanlara da izni yok.

Toplumun tepkisi gayet açık.

Hiçbir şeyi yoksa bile, onuru var, gelenekleri var, kültürü var.

Yine deneyin isterseniz.

Ya da oturup, düşünün, belki özür bile dilersiniz.

 

 ÖNCE “KÖPEKSİZ KÖY” GÖRÜNTÜSÜNDEN KURTULMAK GEREK…

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faiz Sucuoğlu, son 10 yılda 21 kadın cinayeti yaşandığını, bunun çok üzücü ve tedbir alınması gereken bir durum olduğunu söyledi.

Bilmediğimiz, alışkın olmadığımız bir kültür yerleşti buralara.

Eskiden dışımızdaydı, dıştan gelenlerin üstüne yıkıyorduk ama artık öyle değil, cinnet gibi, yayılıyor.

Eminim çaresi vardır. Eğer bunca yıl sadece izlememiş olsaydık, o günlerden eğitim sistemine yoğunlaşmış olsaydık, suç takibinde daha ciddi davransaydık, belki bu kadar yaygınlaşmazdı.

Ama sadece izledik. Polisin üstüne yıktık, aile içi olay gözüyle baktık, görmedik.

Şimdi ben bir açıklama da İçişleri Bakanı’ndan beklerim.

Son 5 yılda kaç Afrikalı öğrenci cinayeti olduğunu açıklasın.

Bakın polis bagaj cinayetini hemen çözdü.

Çünkü tarzları bu.

Öldürüp, öldürüp apartmanlardan aşağı atıyorlar.

Şimdi bir ırkçılıktır tutturdu gidiyor bazıları.

Tamam da, ben kimin ne olduğunu ne bileceğim? Güvencem ne?

Bu tür kriminaller aramızda dolanıp, apartmanlarımızda yaşamaya devam mı edecekler. İşte bilmem kaçıncı kez ortaya çıktı ki, bu istisna değil, yaygın bir davranış şekli.

Ne yapacağız, onu söyleyin.

Bunu da sadece izleyecek, olay olduğunda suçluları yakalama sınırında mı bırakacağız?

Bu suçların yaygınlaşması tehlikesine karşı ne yapıyoruz?

Meydanı boş bulan çeteler sokaklarda cirit atarken, tek umudumuz, polisin huzur operasyonuna yakalanmaları mı olacak? Otoriteyi hatırlatmak, caydırıcı olmak için yapılabilecek hiç mi bir şey yok?

Şakır şakır uyuşturucu satacaklar, kara para aklayacaklar, birbirlerini öldürecekler, biz arkasından polisin yakalamasını bekleyeceğiz sadece.

Endişe içindeyiz. Küçümsenecek bir tarafı kalmadı artık.

Görev, suçluyu yakalamaktan çok, tehdidin üstüne gitmek, suçun yaygınlaşmasını önlemek olmalı.

YERİN KULAĞI VAR

YA TAMAM, YA DEVAM:

Cumhurbaşkanı Akıncı, BM Genel Sekreteri Guterres’e gönderdiği mektupta bugüne kadar yaşanan gelişmeler yanında, Rum tarafının hergün farklı bir çözüm modelini ortaya atmasının sürece katkı sağlamadığını ve Kıbrıs sorununun daha da çıkmaza girdiğini belirterek, artık Rum tarafının nasıl bir çözüm istediğine karar vermesi istediğini söylüyor. Eylül ayında BM’nin hakemliğinde gayri resmi yapılacak beşli konferans Kıbrıs için son teşebbüs olabilir. Kısacası bu konferans sonunda taraflar ya tamam, ya devam diyecekler…

 

NİYET KÖTÜ:

Rum liderliği kapalı Maraş konusunda ortak bir komite kurulmasını öneriyor ama, doğal gaz konusunda bizim “sorunları ortak komitede çözelim” önerimizi mantıklı bulmuyorlar. Belli ki maksatları üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek. İpi ters yönlere çekerek nereye varabiliriz sizce?

 

NEDEN BÖYLE OLDU:

Taraflara ne kadar itidal çağrısı yaparsak yapalım, birileri gaz konusunda Akdeniz’de krize oynamayı sürdürüyor. Barış dili konuşmak, diyalog  yapmak işlerine gelmiyor sanki. Yüzde yüz haklı olduğumuz bir konuda bile yalnızlığa itildik. Haklılılığımızın en açık olduğu konularda bile başaramıyoruz. İnsan geçmişi özlüyor.

 

KEŞKE OLSA:

“Maraş Türk toprağıdır” demekle olmuyor bu işler. Bu konuda ciddi bir haber kirliliği var sanırım. Vakıflar Maraş’ın neredeyse tamamının vakıf malı olduğunu iddia ederken, bazı dökümanlar vakıf mallarının sadece 2-3 bin dönüm olduğunu iddia ediyor. Bu işin doğrusu uluslararası mahkemelerde ortaya çıkacak. O güne kadar bu iddialarımızı doğrulayacak bilgi ve belgeleri hazırlamamız lazım. Yani, “benimdir”” demekle, sizin olmuyor…

 

FİYATLAR KEYFİ Mİ Kİ:

Güney Kıbrıs’la cep telefonlarının uyumu konusu önemlidir. Şimdi bazı arkadaşlar fiyatların yüksekliğinden şikayet ediyorlar. Bu noktaya nasıl gelindiği, nasıl zorluklar aşılarak formül bulunduğu ortada. Ben şahsım olarak, bundan sonra güneye geçtiğimde kendimi daha güvende hissedeceğim, bu bana yeter. Zorunlu olmadıktan sonra kullanmaya gerek yok. Önemli olan, mecbur kalındığında telefonu çevirebilmek. Adanın şartları bu, Kıbrıs sorununun dayattığı bu, yapacak bir şey yok…

 

YAZIK BU İNSANLARA:

Cehennem sıcaklarının sürdüğü ülkede özellikle inşaatlarda çalışan işçilerin durumu hiç de iç açıcı değil. Bu sıcağın altında çalışanlar her an bir kazaya uğrayabilir. Geçmişte böylesi dönemlerde bakanlık inşaat işçileri için çalışma saatlerinde düzenleme yapmıştı. Şimde de bu konuda bazı talepler var. Değerlendirmek için yazın geçmesini mi bekleyecekler?

 

 ZİRVEDEKİLER

Meltem Sonay: “Emek ve sevgiyle canlanan Surlariçi’nin kucaklayıcı renklerinden birilerinin bu kadar rahatsız olması, ‘ayrılıkçı, cinsiyetçi, ötekileştirici’ söylemlerle ‘çatışma’ körükleyecek işaretlerde bulunması, en basit tabiriyle ürkütücüdür. Ama yüreklere su serpen şu ki, birilerinin renkleriyle güzelleştirmeye çalıştıklarını, ‘ırkçı, ayrılıkçı, ötekileştirici’ söylemlerle karartmaya çalışsa da birileri…‘Zihinler renklenene kadar’ burada olacak diğerleri!..”

 DİPTEKİLER

Atama Rezaleti: Görmeyim, okumayım, duymayım diye uğraşıyorum ama mümkün değil, nereyi açsan karşına bir başka rezalet çıkıyor. Şu atamalar meselesi. Sanki devletin tek sorunu buymuş gibi. Üstelik de partizanlığın dibine vurarak. Ondan sonra da kamu reformu, liyakat, şu bu… Bu insanlarla mı? Bu zihniyetle mi? Adamlar baştan söyledi, ‘bürokrat atamalarında bölge dengeleri gözetilecek’ diye, daha ne olsun. Arkası kuvvetli olan yıktı geçti. Sanki babalarının çuvalından paylaşıyorlar. Biz ödüyoruz sizi be kardeşim, en azından bizden utanın biraz…

 

 

 

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı