Köşe YazarlarıSürmanşet

Eşit değiliz, hiç birimiz!



Sezen Aksu’nun döneminde çok ses getirmiş şarkısıydı. Bir yüzleşme aynı zamanda “Masum değiliz, hiç birimiz” diyordu çığlık çığlık… Ne zaman kaybederiz masumiyetimizi, ne zaman öğreniriz kötülüğü, nasıl ayak uydururuz çoğunluğa ve nerede bırakırız sorgulamayı ya da sorgulayıp gördüğümüzle yüzleşmekten kaçmayı nasıl kanıksarız bilmem. Kişisel tarihimiz bunun hesabını çok fazla tutmuyor belli ki. Üstelik geçen yıllar, masumiyetin artık çok daha erken yaşlarda kaybedildiğini de gösteriyor. Saf kötülük hali değil tabii bahsettiğim, her birimizin içinde cani falan yok da, o saflığı kaybedeli çok uzun zaman olduğu da ortada.

Corona Virüsü çıktığından bu yana aynı şeyi söylüyoruz. Zengin fakir ayrımı yapmadığından, ne kadar da çok tanınmış insanda görüldüğünden falan dem vurup; aklımız sıra kendimizi; isimleriyle asla yan yana gelemeyeceğimiz insanlarla bir anlamda eşitliyoruz. Tabii çok geçmeden işin özünü anlıyor, zenginlere test yapılırken biz “halk”ın evde kalıp, düşmeyen ateş ve ciddi nefes alma problemi çekinceye kadar, test yüzü göremeyeceğimizi öğreniyoruz. Yani bu eşitlik balonunun da havası kaçmış kapitalizmin; “ölmedim ben” dercesine can havliyle pompaladığı bir yanılsama olduğu gerçeğiyle yüzleşiyoruz.

Kamu sağlık sistemlerine yatırım yapmamış, vatandaşını özel hastanelerin eline bırakmış ülkelerde bu durumun çok daha vahim sonuçlar doğurduğu ortada. Birleşik Devletler gibi, halkın sağlık hizmetine ulaşmasının çok zor ve pahalı olduğu ülkelerde, hasta sayıları yüz binlerle ifade edildiğinden beri, işler daha sürreal bir hal aldı sanki. Bir zamanın “güneş batmayan imparatorluğu”nda 10 Numara’nın ev sahibi Johnson da yoğun bakımda şimdi… Ne enteresan değil mi?

Eşitlik masalı çoktan fos çıktı tabii. Hastalığın da, karantina şartlarının da hiç adil olmadığını biliyoruz çoktandır. Ada alıp kendini orada karantinaya alan bir futbolcu ile mülteci kampında virüsü kapan bir savaş mağdurunun durumu eşit olamayacağı gibi; ev içi şiddet kurbanı aile bireylerinin karantinada şiddet uygulayan kişi ile kapalı kalma hali eşit olabilir mi mesela? Ya da erzağı tükendiği için 5 gün aç kalan Afrikalı öğrenci ile karantinayı avantaja çeviren bir vlogerın durumu da eşit olamaz pek tabii… Çok sevgili Borisimiz’e uygulanan tedavi ile Anadolu’nun ücra bir kasabasındaki hastanın alacağı sağlık hizmetinin eşit olamayacağı gibi… Ah tek dişi kalmış kapitalizm, daha ne oyunların var bakalım bize, bu en çelimsiz halinle!

Yerel Basın Kan Kaybederken, Sektör Kaygılı

İlk günden beri, TV’de programlarımın hemen hepsinde ya da pek çok yazımda, paylaşımda söylediğim şey hep aynı. Tıpkı sağlık çalışanlarının, belediye emekçilerinin, sahada görevli olan tüm çalışanların üstlendiği sorumluluk gibi; basın mensupları da bu süreçte çok ciddi bir kamu görevi üstleniyor. Hatta süreç içerisinde, sırf fazla tıklanmak ya da “ilk” olmak adına, doğrulanmamış bilgilerin dolaşıma sürülmesi gibi acı tecrübeleri yaşamış olduğumuzdan, güçlü basının tıpkı güçlü kamu sağlık sistemi gibi elzem olduğunu da en açık haliyle gördük. Oysa yıllardır çalmadık kapı bırakmadığımız, bir hal çaresi diye diye yorulduğumuz ama derman bulamadığımız yerel basın, virüsle birlikte son darbeyi de aldı.  Sanki üfleseniz devrilecek duvarlarımız vardı da orantısız güç kullanıldı üzerimizde.

3 ayı biraz geçen köşe yazarlığı maceramda, geçtiğimiz hafta son kez basılı yani geleneksel yöntemle ulaşmış oldu yazım size. Havadis; mevcut şartlarda çalışmalarına dijital ortamda devam etme kararı aldı. Pek çok basın kuruluşundan personel azalttığı yönünde haberler geliyor. Kimisi aradığı bahaneyi bulmaktan memnun olmuş gibi adeta kıyım yaparken, işi layıkıyla yapmak isteyenler, ayakta kalmanın yolunu düşünüyor kara kara… Mart ayında tam maaş alanlar da verenler de kendini şaslı görüyor ama Nisan’ın, Mayıs’ın ne olacağını kimse bilmiyor. Geçmişte de personel giderlerini bile karşılamayan reklam gelirleri artık 0’landığından, özgür basın ve işini layıkıyla yapma idealizmi de yeni bir rendeden geçiyor. Oysa en çok böyle zamanlarda vatandaş haberciliği de, doğru bilginin seri paylaşımı da çok büyük önem taşıyor. Çünkü maalesef bu kriz sürecinde bizi yönetenlerin ne dediği hiç ama hiç anlaşılmıyor.

Düne kadar Cumhurbaşkanlığı Seçimi kaygısı ile üretilmediğini düşündüğümüz politikalara dair eleştirilerimiz şimdi yerini, partiler içindeki çekişmeler konusunda kulağımıza gelen fısıltılara bırakıyor. Başbakanlık bünyesinde kurulan komisyondan Sağlık Bakanı’nın rahatsız olduğu yönündekileri mi sitersiniz, UBP’de bu durumun yarattığı dengeler çekişmesi mi… Evet, böyle zamanda; evet şu sağlık kısmını atlatsak bile ekonomik ya da sosyal anlamda ne olacağımızı bilmediğimiz böyle zamanda, bazı kişilerin bunları düşünüyor olduğuna ihtimal vermek istemesem de; doğru olabileceğini bildiğim için “Corona Sonrası Dönem”in, bu bayat siyasete de bir bedel ödetmesi gerektiğini düşünüyorum.

Ve tüm bunlar olurken, özgür basının doğru haberi ulaştırabilmek için sapasağlam ayakta olması gerektiğini biliyorum. Mevcut şartlarda en iyiyi yapmaya çalışan tüm basın emekçisi arkadaşlarımı selamlıyorum… Bu günleri sadece basının değil tüm sektörlerin en az zararla atlatmasını dilerken; tam kalbimizden delip geçeceği kaygısıyla zaman zaman nefes alamıyorum.

Ama yine de umudum var tabii…

Değişime!

Dayanışmayla…

Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı