Köşe Yazarları

Eş cinsel evliliklere hazır mıyız..?


Parmağımın ardına hiç saklanmadan çok önemli saydığım bir konuyu bütün açıklığıyla tartışmak istedim bugün. Seviyeyi koruyarak ve de medeni bir şekilde…
Kişi olarak kadın kadına ve erkek erkeğe ilişkilere, yani lezbiyen ve gay ilişkilere karşı değilim. Bu, kişilerin özel yaşamına ilişkin yaptığı bir seçim. Çağdaş bir toplumda bireyin özel yaşamı ile ilgili yaptıkları tercihlere toplumun da, devletin de müdahale etmesinin doğru olmadığına inanırım. Hatta batıda olduğu gibi bu tür beraberliklerin “sivil ortaklık” vs. gibi evliliğe oldukça yakın yasal düzenlemeler altına alınmasına da karşı değilim. Ama eş cinsel evliliklere kişi olarak karşıyım. Beni muhafazakâr bulabilirsiniz. Ama muhafazakarlık da çağdaş toplumlarda yer bulan ve korunan bir dünya görüşüdür. Kaldı ki kendimi muhafazakâr değil, oldukça açık fikirli ve hoşgörülü olarak değerlendiriyorum…
Peki çağdaş hukuk sistemleri, devletleri bu tür evliliklere izin vermeye zorluyor mu..?
Bu hususta uzman hukukçularla da görüştüm. Mesela Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, “Devletler, bu tür evlilikleri tanımaya zorlanamaz” diyor. AİHM, aynı cinsten kişilerin evliliklerini bir insan hakkı olarak değerlendirmiyor. En son iki AB üyesi Avusturya ve Finlandiya’nın davalı oldukları iki ayrı davada, bir insan hakkı ihlali olmadığı kararına varıldı.
Gelelim tartışmamızın ana konusuna…
Meclis’e CTP Milletvekili Sn. Doğuş Derya tarafından sunulan Aile (Evlenme ve Boşanma) (Değişiklik) Yasa önerisi eşcinsel evliliklere izin vermek için mi hazırlanmıştır? Uzun bir süredir kamuoyunda gizliden gizliye tartışılan konu budur. Ne yazık ki, ne öneriyi hazırlayan milletvekili ne de partisi kamuoyuna doyurucu bir açıklama yaptı.
Eğer amaç eşcinsel evliliklere izin veren bir düzenleme yapmak ise, bunu açıkça kamuoyu ile paylaşmak ve onayını almak gerekmez mi..?
CTP’nin seçim bildirgesine baktım, böylesi önemli konuya ilişkin bir beyan yok.
Meclis’e sunulan öneriye gelirsek; konunun uzmanları, her şeyden önce temel yasalardan biri olan Aile Yasası’na yapılacak olan değişikliklerin bu şekilde hazırlanışına itiraz mı ediyorlar.
Bu türden yasaların, ilgili tüm paydaşlar ve özellikle de konunun uzmanları ile tartışılmadan, kapalı kapılar ardında hazırlanıp bir geceden sabaha Meclis’e sunulmasının, demokrasi ile de, katılımcılık ilkesi ile de bağdaşmadığını belirtiyorlar…
1998 yılında Meclis’ten geçen Aile Yasası, çok geniş bir çevrede tartışıldıktan, uzmanlar ile istişare edildikten sonra hazırlanmış. Meclis’ten oybirliği ile geçen çok ender yasalardan biri olmuş. Ufak tefek kusurları da olabilir. Ancak kadın erkek eşitliğine dayalı, çağdaş bir yasa olduğuna herkes hemfikir.
Eğer ortada bu yasanın değişmesine yönelik bir irade var idiyse, bunun toplumsal konsensüsü sağlayacak şekilde ele alınması beklenirdi.
Yangından mal kaçırır gibi hazırlanan öneri, ciddi hukuk hatalarıyla dolu. Bu hatalara hukukçuların görüşlerine de yer vererek başka yazılarımda da değineceğim.
Ama önce eşcinsel evlilikler konusunu bitirelim.
Önerinin, kamuoyunda “eşcinsel evlilik getiriliyor” yorumu yapılmasına sebep olan bölümü, Yasadaki “kadın, erkek” sözcüklerinin kaldırılarak yerine “kişi” veya “taraf” sözcüklerinin getirilmesi. Deniliyor ki, kadın ve erkek sözcükleri kaldırılıp yerine kişi veya taraf sözcükleri getirilirse iki erkek veya iki kadın da evlenebilecek.
Öneri sahibinin niyetini bilemem. O yüzden sunduğu gerekçeye bakarak yorum yapacağım.
Öneride bu konu için getirilen gerekçe, kadın ve erkek yerine ayrımcılık içermeyen kişi veya taraf sözcüklerini getirmek.
Peki madem amaç bu, yasanın tefsir kısmında geçen “Nişanlanma, bir erkek ile bir kadının birbirleriyle evlenmek için karşılıklı olarak birbirlerine verdikleri sözü anlatır” ifadesinde geçen “erkek” ve “kadın” sözcükleri niye değiştirilmiyor ve aynen bırakılıyor?
Eğer amaç söylendiği gibi ise, yasadaki tüm “kadın ve erkek” geçen sözcüklerin kaldırılması gerekiyordu.
Evlilik kısmında geçen kadın ve erkek sözcükleri “ayrımcılık” da, nişanlanma kısmında geçen kadın ve erkek sözcükleri “ayrımcılık” değil midir..?
Görüldüğü gibi önerinin her satırında ciddi bir hukuk özensizliği var.
Daha da önemlisi, amaç gerçekten de eşcinsel evliliklere izin vermek ise, bunun anayasayı değiştirmeden mümkün olmayacağını da hatırlatmakta yarar var. Anayasanın 35(2). Fıkrasında “Evlenme çağındaki bir kadın ile bir erkeğin, evlenip aile yuvası kurma hak ve yükümlülükleri yasa ile düzenlenir” denilmektedir.
Madem anayasayı değiştirmeden eşcinsel evliliklere izin verilmesi mümkün değil ve evlilikler sadece bir kadınla bir erkek arasında yapılacak, o zaman yasada, tıpkı anayasada olduğu gibi kadına kadın, erkeğe erkek denilmesinin nesi ayrımcılık..?
Özet olarak şunu söylüyorum: Eğer Sn. Derya ve CTP eşcinsel evliliklere izin veren bir düzenleme yapma amacındaysa, bunu toplumla açık olarak paylaşma ve onay alma yükümlülüğündedir. Anayasa’nın veya yasanın etrafından sözcük oyunlarıyla dolaşmak bana göre samimiyetsizliktir.
Daha geçen gün İrlanda’da eşcinsel evliliklere toplumun onayı olup olmadığı konusunda referandum yapılmıştır. İrlandalılara tanınan söz hakkı bize niye tanınmıyor?
Toplumun önünde bunca yakıcı sorun dururken bu konunun önceliğinin ne olduğunu da sizlerin takdirine bırakıyorum.
Bir de şu var: Toplumunun her kesimini ilgilendiren temel yasalar, bir kişinin, bir grubun veya bir siyasi partinin ideolojilerini topluma çaktırmadan empoze edeceği araçlar da olmamalıdır.
Bu, totaliter rejimlerin özelliğidir. Demokrasilerin değil…

YERİN KULAĞI VAR
NE HAKKINIZ VAR: 
Bu hükümetin sona erdiği, Yorgancıoğlu’nun 20 gün sonra hem başbakanlık, hem de genel başkanlık koltuğunu devredeceği kesin. Yani hükümet şu an uzatmaları oynuyor.  Yaptığı her icraatı eleştirilen bir hükümet, birikmiş onlarca sorun, ama diyorlar ki, “14 Haziran’ı bekleyin Kurultayımızı yapalım, sonra bakarız”. Ülkeyi bir Kurultay’a kilitlemek kimin hakkı söyler misiniz..?

NE DEĞİŞECEK Kİ:
TDP Genel Başkanı Cemal Özyiğit, mevcut hükümetin uzatmaları oynadığını ve ülkede sürdürülebilir olmayan mevcut yapının baştan aşağıya yenilenmesinin şart olduğunu, her alanda köklü reformlara ihtiyaç duyulduğunu söyledi. İyi de her seçimde partilere köklü reformaları yapmaları için oy vermiyor mu bu vatandaş. Kusura bakmayın ama, yıllardır gördük ki, gelen de giden de aynı, değişen birşey yok. Erken seçim olsa ne değişecek ki, Meclis’e girecek birkaç yeni ismle ne değişim, ne de reformlar sağlanabilir…

OLDU MU ŞİMDİ:
İki lider ada’da bir çözüm için şartları zorlarken, ülkede yeniden bir barış ortamı
oluşturmaya çalışırken, diğer taraftan bir bakıyorsunuz ki resmi bir kurum, bir okul ve devletin öğretmenleri, Rum öğrencileri sınır kapısına götürüp Türk tarafına taş atıp küfrettiriyor. Anastasiadis devletin eğitim sisteminin de başı değil mi? Eğer gerçekten iki halkın yakınlaşmasını istiyorsa, işe eğitim sisteminden başlamalı.

UMUT İŞTE:
Herhangi bir konuda bir toplantı, konferans olduğunda, önceleri siyasilerin ne dediğine bakardım. Artık söylediklerinin hiç bir önemi olmadığına inandım. Şimdi sivil toplumun, meslek örgütlerinin, Ticaret Odası’nın, Sanayi Odası’nın, kitleleri yönlendirebilen isimlerin ne dediğine bakıyorum. Belki bir baskı unsuru olurlar, belki bir hedef koyarlar toplumun önüne diye. Bu bakımdan Sanayi Odası Başkanı Salih Çıralı’nın “Sanayi Odası olarak tüm partilerin içerisinde olacağı bir reform hükümetinin kurulmasını ve Meclis’in daha etkin çalışmasını sağlayacak düzenlemelerin yapılmasını talep etmekteyiz” sözlerini kayda değer buluyorum… Bir de bu sözlerinin takibini yapsalar…

DÜN ÖYLE, BUGÜN BÖYLE:
Temel Bulut’un yaptıkları pehlivan tefrikasını geçti… Ama ne gariptir ki, daha düne kadar Temel Bulut’u göklere çıkaran, onun ne büyük bir işadamı olduğunu ballandıra ballandıra anlatanlar, şimdi bir numaralı Bulut düşmanı oldular. Ve şimdilerde, köşelerine çekilip sorumluluktan kurtulmaya çalışıyorlar. Bunların kim olduğunu eminim o mağdurlar benden çok daha iyi biliyor… 

MADALYONUN DİĞER YÜZÜ:
Yaz geldi ya, her sene olduğu gibi yine plaj tartışmaları başladı. Plajlarda ücret alınmasına karşı eylemler de yakında başlar ama, madalyonun diğer yüzünü de görmek lazım. Bir düşünün, milyarlık bir tesisin önünde karpuz kesip mangal keyfi yapmak isteyenler olacak. Böyle bir durumda,ortaya çıkacak manzaradan hoşnut olacak mıyız, biraz da bunu sorgulamamız gerekir bence.  Tüm plajlara giriş ücretsiz osun,eminim bu kez de tam tersini şikayet edecekler…

 

ZİRVEDEKİLER
Akıncı ve Anastasiades:  Kim ne derse desin, isteyen de eleştirsin. Cumhurbaşkanı Akıncı ile Rum Yönetimi Başkanı Anastasiades’in Cumartesi günkü buluşmaları, yarım asırlık sorunun çözümü yönünde atılan olumlu bir adım olarak değerlendirilmeli…

DİPTEKİLER
Hükümet: Nasıl hükmediyorlar ki? Toplamda 5 bakanlık vekalette. Koalisyon ortakları istifalarını açıklamış, onay bekliyor. Kendi partilerinde bile otoriteleri kalmamış… Aslında, bundan bir kaç ay öncesinden herhangi bir farkımız var mı? Varlıkları da bir yoklukları da… Hükümet düşmüyor, ama icraat yok, geleceğe dönük bir çalışma yok, diğer yandan vatandaşın asıl istemediği hovardalıklar sürüyor.  Biz ne yapıyoruz, sadece seyrediyoruz. Sadece önümüze yeni bir sandık gelsin ve aynen bugünküne benzer bir tabloyu seçelim diye…



Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı