3. Cumhurbaşkanı Eroğlu’nun zaman zaman müzakere süreciyle ilgili yorum ve uyarılarını önemserim. Çünkü bir devrelerin “müzakerecisi” olarak hem Sol’un Hristofyası hem Sağ’ın Anastasiadis’i ile görüşmeler yaptı ki her ikisi de şahindi!
Eroğlu geçtiğimiz gün Beşparmak Grubunu kabulünde yeni bir uyarıda bulundu ve “özel Bölgeler konusunun sakıncalı olduğunu” söyledi. Bu açıklamasını da “Türk tarafının olmazsa olmazları ortadadır” hatırlatması ile pekiştirerek şöyle devam etti:
“Son zamanlarda gündeme getirilmeye başlanan “özel statülü bölgeler” konusu sakıncalı ve tehlikelidir. Mülkiyet ve toprak konusunun önümüzdeki günlerde gündeme geleceğine inanıyorum.. Rum tarafı müzakare masasına harita koymaya çok meraklıdır. Gerçi biz Cenevre’de kriterlerimizi ortaya koymuştuk ama muhtemel sıkıntılar olacaktır.”
Eroğlu Rum tarafından yükselen seslere de dikkat edilmesini seçim arifesinde bazı konuların daha açık ifade edilebileceğini hatırlatıyor ve ekliyordu: “Anlaşmaya mecburuz gibi söylemler taviz vermesi gereken tarafmışız gibi bir algı oluşturdu. Bu nedenle de konuşmaların bazı sözlerden arındırılması gerekir…”
ANLADIĞIMIZ: Rum liderliği bu müzakere sürecinde masaya iki büyük strateji başlığı ile oturdu: Birincisi garantörlüğünün de kaldırılarak Türkiyesizleştirilmiş bir federal Kıbrıs oluşturmak. İkincisi ise Kıbrıs Cumhuriyeti ahkâmlarını kullanarak hem nüfusu hem de mülkü ile Kuzey’i delmek.
Üçüncüsü de behemehal AB müktesebatını federal sistemin kaçınılmaz zorunluğu yaparak Kuzey’de kullanacağı “dört özgürlüğün” sahibi olmak!
ÖZEL BÖLGELER: Yeni bir duyum olmasa da Eroğlu’nun dikkati çekmesi ile birlikte yine gündeme geldi. Eroğlu bu konuda uyarıda bulunurken, “Rum tarafının masaya harita koymaya çok meraklı” olduğunu da söylüyor.. Her halde Toprak konusu görüşülmeye başlandığında o harita masada açılacaktır! Ve Özel Statülü Bölgeler konusunun işaretlenmesi istenecektir. Mesela:
Başta Karpaz bölgesi! Büyük olasılıkla Güzelyurt Körfezine açılacak bölge! Maronitlerin olası çözümde hem özerklik hem de Güney Rum Yönetimine geçmek istedikleri malum, Rum liderliği bu fırsatı kaçırmaz, masaya getirir!
KISACA. Müzakerelerin kalbine şimdi giriliyor! Güney’deki seçimlerin ardından hep birlikte göreceğiz. El mi yamandır bey mi yamandır?
BİTMEYEN SU SORUNU. (BAKIN HALKI NASIL ALDATMAYA ÇALIŞIYORLAR!)
“Su konusu henüz kafalarda olgunlaşmadı” yargısını mı yoksa “bu kafalarda olgunlaşmasına imkân yoktur” düşüncesini mi geçerli saymalıyız?
Sorun gitgide bazı fikri sabitlerin kafasında bir “kahramanlık menkıbesine” dönüştü. O kadar ki neredeyse şu iddiayı çerçeveletip tarihe mal olması için Meclis kapısına asacaklar. Çünkü bazı Sol çevreler diyorlar ki: “KKTC’ye akıttığı suyu kullanarak Kıbrıs Türk halkını esir almaya çalışan Ankara ile yaptığımız büyük muharebeden sonra şükürler olsun ki büyük oranda başarıya ulaştık. Fakat mücadele henüz bitmedi. Bitmediği için de Meclis’te onaylanmadı!”
İDDİA ŞU: Vakti zamanında İrsen Küçük Ankara ile akacak olan su konusundaki protokolü gözlerini kapatarak imzalamış ve Kıbrıs Türk halkını Türkiye tarafından iliklerine kadar sömürecek bir büyük yanlışın kurbanı haline sokmuştur! Ne var ki Kıbrıs’ta Rum tarafı ile federal sistem arayışlarında birleşik Kıbrıs’ı oluşturup barışçı çözüm peşinde koşturan ve de kendilerine Sol’u yakıştıran kesimlerin büyük savaşımı sonunda hem Yönetim hem de mali yönden, Suyun Kıbrıs Türk halkının özgür iradesi ve egemenliğinde kalması büyük oranda sağlanmıştır! Ancak hâlâ bazı sorunlar vardır halledince Meclisten geçecektir!”
Tabi Meclis’ten bu konuda bir “onay yasa tasarısı” geçti. Yani “Su yönetim ve temini yasasının görüşülmesi vize aldı!” Ve bakın Meclis’teki konuşmasında TDP’li Çakıcı ne dedi: “Su ticari malzeme değildir… Suyun özelleştirilmesine, halka satılmasına, kâr elde edilmesine, ülke kaynaklarının bu şekilde kullanılmasına karşıyız…”
BONKÖRCE LAF! Siyasilerimizin halkla nasıl dalga geçtiklerinin en halisane söylemlerinden biri! Ki denizden çıkan ve çeşmelerden akan su sabunu bile köpürdetmez, üstüne üstlük ikide birde kesildiği için tonuna otuz lira vererek evdeki depolarımıza tankerlerle su taşıdığımız gerçeklerde sanki KKTC yurttaşları her ay belediyelere su faturası ödemesi yapmıyorlar gibi TC’nin suyu işaret edilerek beleşçilikten söz ediliyor!
OYSA: Böylesi beleşçilikler artık komünist rejimlerde bile kalmadı. Zaten dünyada komünist rejim kalmadı! Şimdi çocuklara anlatır gibi her hizmetin, yatırımın, işin, şu veya bu şekilde ödenmesi gereken bir parasal bedeli vardır mı diyelim? Devlet çarkları başka nasıl dönecek bilmiyorum ama “TC’den gelen suyu Yönetim ve para yönünden bu kadar basitleştirdikten sonra Türkiye için söylenecek söz de hay hayda “bizi suyu ile sömürecek” olur!
Bir gün bu suyun yönetim ve temininin tümden KKTC devletinin iradesinde olmasını çok isterdim! Şunu söyleyebilmek için: “İşte nasıl yönettiğinizi de gördük nasıl içine ettiğinizi!
KISACA TAKILDIĞIM: (HALKÇI PARTİNİN AYAK SESLERİ.)
Yapılan bir anket sonucunda HP büyük bir farkla önde çıktı. Bir süredir böylesi bir sonuç bekleniyordu. Çünkü mevcut siyasi partiler iktidarı muhalefeti ile “başarısızlığın” temsilcileri oldular.
Ancak Kudret Özersay’lı Halkçı Parti’nin bir dezavantajı vardır: Örneğin yarın seçim olsa sandıktan birinci parti çıksa hükümeti kurma görevi alırdı ama o genç ve deneyimsiz kadrolarla yürütemezdi.. Yeni bir parti, yeni bir jenerasyon yeni bir heyecan da söz konusu olsa Halkçı Parti’nin bir muhalefet partisi olarak önce Meclis’te mayalanıp pişmesi gerekir.. Aksi halde daha ilk hükümet denemesindeki başarısızlığı ile seçmenlerini de halkı da hüsrana uğratır!
































