Eroğlu’nun dedikleri ve var mı bir “B planımız?”

25 Ekim 2013 Cuma | 10:08

Sn. Cumhurbaşkanı Eroğlu’nun bir TV Kanalından yaptığı müzakerelerin yeniden başlaması ile ilgili son açıklamalarını, yetkili ve sorumlu birinci adam oluşu nedeniyle önemsiyoruz… Üstelik bu kez müzakerelerin başlamasını canı gönülden istediği inancını taşıyoruz. Nitekim bugüne kadar Eroğlu ne müzakerelerin başlaması için ortaya koşullar koyup karşı tarafı masadan kaçırtmak gibi “politika oyunlarına” tevessül etti ne de Rum liderliğini açıktan suçlayacak bir tavır sergiledi…
Nitekim görüşmeler Kasım’da başlamış olsaydı, kendi ifadeleri ile “eğer niyet varsa anlaşmanın da olabileceği” savında, 2014’ün Mart ayında referanduma gidilebileceğini bile söyleyiverdi.
Oysa Anastasiadis’li Rum’un şu anda hiç de böyle bir niyeti yoktur! Eroğlu bunun sıkıntısını çekerken şöyle demektedir:
“Rum tarafı çözüm olduğu takdirde (BM parametreleri içinde) ortaya çıkacak bazı hususları da ‘Ortak Metne’ koymaya çalışmaktadır… Bunlar Müzakere masasında konuşulacak konulardır. BM’lerin kararlarını, diğer ilgili kararları oturup konuşalım ve anlaşalım diyoruz ama fazla vaktimiz de yoktur. Bir 50 yıl daha bekleyemeyiz…”
Sn. Cumhurbaşkanı şunu da hatırlatıyor: “Annan Planı” referanduma sunulurken içindeki bir metinle taraflardan birinin “hayır” demesi halinde planın ortadan kalkacağı belirtilmişti. Fakat “evet” diyen Türk tarafının ne olacağı yazılı değildi…
İşte politikada bu küçük “atlama”: Büyük emeklerle hazırlanmış, Güney’e yeniden Kuzey’e dönme şansı verirken büyük oranda Türk askeri gücü ile Türkiyelilerin adadan ayrılmasını getirecek olan Annan planı, Rumlar için bal kaymak olmasına karşın “hayır” denilerek kadük hale getiriliyordu ki ne diyordu hayal kırıklığına uğrayan Erdoğan? “Rum tarafı hayır dedi ödüllendirildi, Türk tarafı evet dedi cezalandırıldı…”
Olay biliniyor: 2004’lerde AB’nin ilerlemeden sorumlu yetkilisi Verheugen adeta “çatlasanız da” dercesine “evet de dense hayır da dense Güney Rum Yönetimi AB’ye üye olarak alınacaktır!” Türk tarafı görüşmelere bu kadar peşin yargılı ve başından “mahkûmiyeti” belli koşulda oturduydu. Zaten Rum’u “hayır” dediği halde AB üyesi yaptılardı…
Pekala “evet” diyen Türk tarafı ne olduydu? İşte Eroğlu’nun vurguladığı budur. Güney her devrede tüm adanın tek devleti olarak tanınır, bu nedenle dünyasallığını Kuzey’in  “tanınmamışlığı” üzerinden tepe tepe kullanırken, Türk halkı BM ve AB’nin desteklediği Annan planına evet demesine karşın, tırnak kadar dikkate alınmaz. Üstelik şimdilerde başlayacak müzakerelerde de bu kez Anastasiadis’li Rum liderliğinin sümüğünü çekmek durumunda bırakılır!
Kısaca: Tekrar ediyorum: “Güney Kıbrıs tüm adanın devleti olarak tanınır dolayısıyle dünyasallığının siyasi ve ekonomik olanaklarına sahiplikte carta çekerken; “tanınmamışlığının” siyasi ve ekonomik olumsuzluklarıyla ambargolar altında canı çıkan Kuzey Türk devletinin, bir görüşme masasında Rum’la uzlaşıya varması eğer büyük ödünler vermezse mümkün değildir… Pekala ne yapacağız? Mesela Eroğlu diyor ki “bir elli yıl daha bekleyemeyiz.” Tamam beklemeyiz de ne yapacağız? Bu soruya cevap verirken “var mı diyoruz bir B planımız?” Öyleyse gelin bir daha soralım.

***   

Türkiye Kıbrıs ödevini eksik bıraktı
Kuzey’de konuşlanmış bir kolordusu, TC doğumlu 105 bin yurttaşı, 1960 anlaşmalarından doğan hakkında Kıbrıs’ın garantör ülkesi oluşu, Kuzey’i siyasi inisiyatifi içinde tutarken ayni zamanda hamisi ile hayatından sorumlusu hatta zaman zaman “yetkilisi” olan Türkiye;  göğsünü kabartarak ve de gururdan gözleri yaşararak dünya aleme, “işte benim eserim olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti budur” diyebilir mi?  Mesela bir Antalya gibi falan da değil. Yahut bir Mersin… Hatta bir Urfa veya Ayvalık falan… Türkiye’de “sıradan yatırımlar” silsilesinde peş peşine oluşan devasa limanlar, hava alanları, köprüler, barajlar, parklar, kanalizasyonlar, yollar, AVM’ler, turizm tesisleri gibisi tesisler dünyaya parmak ısırtırken hani “şu bizim” dedikleri Kıbrıs? Velev ki bunların Kuzey’de oluşacak minyatürleri olsun… Yahut Güney kadar olsun yeter…
Oysa: Kırk yıldır bir yandan çözümsüzlüğün türlü çeşitli pejmürdeliği ile gitgide artan sorunları yaşarken, “Karpaz’dan Yeşilırmak’a kadar içine battığımız pislikle yoğrulup, kadavrası kalmış Maraş ucubesi ile utanç duyarken… Tüm devlet sektörlerimiz batar, gemilerimiz Mersin’den öteye geçemezlerken, Ankara göğsünü gere gere, “işte yarattığım Kuzey Kıbrıs” diyebilir mi?
Ki yazmak istemiyoruz: Başlarken Anavatan – yavru vatandık… Girne’den Anadolu’ya yol bağladıydık… Kıbrıs Türk’tü Türk kalacaktı… Refah ve saadetten uçacaktık… Derken, üstelik birbirimize darıldık da tartıştık da… Şimdilerde ise “şükranlar da yitip giderken, çek elini yakamızdan” diyorlar Ankara’ya… Nerelere getirildik!
Kısaca bu ülkenin insanları kendi devletleri ile gurur duyamıyorlarsa Türkiye “benim dediği” Kuzey’in nesi ile gurur duyacaktır?    

***
  Tükenmeyen çarelere methiyemizdir

*Trafikte kazalar bitmek bilmiyor mu? Gelsin astronomik para cezaları. Ki sürücülerin aklı başına gelirken anlasınlar Hanyayı Konyayı…
*Bu milletvekilleri zırt pırt başka partilere mi transfer oluyorlar. “Yasaklarsın!” Yine ayrılırlarsa vekilliklerini ilga edersin, olur biter!
*Memleket bir baştan bir başa çevre pisliğinde mi boğuluyor. Açarsın telefonu, kirletenleri şikâyet edersin, sorun biter!
*Kıb-Tek sürekli kambur üstüne kambur ulayan borçları yanı sıra, alacaklarını tahsil edemiyor mu? Bu nedenle batma noktasına mı geldi? “Basarsın elektrik harcamalarına zammı, kapatırsın açıkları!” Aha sana çare!
*Sigortalar her ay açıktan on milyon lira takviye almazsa sigortalıları ödeyemeyecek durumlara mı düştü? Artırırsın prim paralarını, kapatırsın açığı!   *Vergi mi toplayamıyorsun? Dolaylısına zam yaparsın açığı kapatırsın!
*Kanalizasyonlar tıkandığı için ikide birde şu veya bu mahalle ile yola moklar akarken kokuları mı yayılır? Getirirsin Türkiye’den “radarlı uzman aracı” o girer, arızaları tespit eder, mokları iter, hiç mesele değil halleder…
Vesselamı kelam: Değil mi devletiz. “Basarız cezaları, koyarız yasakları, zama zam ularken, telefonlara çözdürürüz sorunları… Moklarımızı radarlı arabalara temizletir, gül gibi yaşar gideriz…
Ha ille de uğraşmak gerekirse aha Maraş! Onunla uğraşmaktan usandınızsa işte KOP! Bu memlekette başka türlü de yaşanmaz ki?