Sayın Tufan Erhürman, geçtiğimiz cumartesi günkü yazımda yer alan bir mesaja yanıt göndermiş.
Anayasa’nın mevcut halinin Ceza Yasası’nda yapılan değişikliğe engel teşkil etmediğini söylüyor. Dolayısıyla da yapılan yasanın Anayasa’ya aykırı olmadığını savunuyor. Konu Hamit Bakırcı’nın Marsilya seyahati. Suçun oluşup, oluşmadığını tespit edecek olan ben değilim tabii. Ancak her hal ve karda polisin soruşturma yapmasına engel yok… Polis soruşturmasını yapar, eğer suç unsuru varsa Meclis’e başvurur… Anayasa değişseydi suç işleyen milletvekili doğrudan yargılanabilecekti… Oysa şimdi dokunulmazlığının kaldırılması gerekiyor yargılanması için… Benim de kastım buydu…
Ha bu arada, bir açıklama da polisten bekliyoruz… Herhangi bir soruşturma başlattılar mı, başlatmadılar mı öğrenelim…
Her neyse; Tufan Erhürman’ın yanıtı şöyle:
Sayın Mehmet Moreket,
9 Ağustos tarihinde, Havadis’teki köşenizde yayımlanan “Anayasa’ya Aykırı Yasa” başlıklı notunuzda, “CTP Milletvekili Tufan Erhürman, Ceza Yasası’nda, bakan ve milletvekillerinin rüşvet konusunda yargılanabilecekleri yönünde yaptıkları değişikliğin, Anayasa’nın mevcut haliyle uygulanamaz olduğunu söylüyor. Peki kendileri Anayasa’ya rağmen bu yasa değişikliğini nasıl yapmışlar? Referandumda Anayasa’yı değiştireceklerine o kadar inanmışlar ki, Anayasa’ya aykırı yasa yapmışlar…” diyorsunuz.
Kamuoyunun yanlış bilgilendirilmesini önlemek amacıyla bu notunuza yanıt vermek ihtiyacını hissettim.
Her şeyden önce ben, Ceza Yasası’nda yapılan değişikliğin Anayasa’nın mevcut haliyle uygulanamaz olduğunu söylemedim. Anayasa’nın şu anda yürürlükte olan 84’üncü ve 106’ncı maddelerine göre, milletvekilleri ve bakanlar yasama dokunulmazlığından yararlanırlar. Bunun anlamı, 84’üncü maddeye göre, seçimden önce veya sonra suç işlemeleri halinde, statüleri devam ettiği sürece, milletvekilleri ve bakanların tutuklanıp yargılanamayacaklarıdır. Ancak bu hüküm, suç işlediği iddia edilen bir milletvekili veya bakanın hiç yargılanmayacağı anlamına gelmez. Suç işleyen bir milletvekili veya bakan yürürlükteki Anayasa’ya göre de, Meclis’in dokunulmazlığını kaldırması, beş yıl veya daha fazla hapis cezası gerektiren bir suçtan dolayı suçüstü yakalanması veya nihayetinde milletvekilliği veya bakanlığının sona ermesi hallerinde o suçtan dolayı yargılanır. Dolayısıyla Ceza Yasası’nda milletvekillerinin veya bakanların işleyecekleri suçlarla ilgili düzenlemeler bugün yürürlükte olan Anayasa’ya göre de tabii ki UYGULANIR.
Buradaki sorun, ortada bir suçüstü halinin bulunmadığı durumlarda, Meclis dokunulmazlığı kaldırmadıkça, milletvekili veya bakanın ancak bu görevleri sona erince yargılanabilmeleri ve dolayısıyla kamu vicdanının rahatsızlığının uzunca bir süre giderilememesidir. Referandumda reddedilen metinde getirilmek istenen değişiklik, milletvekili ve bakanların bu görevleri devam ettiği süre içinde de, işledikleri siyasi nitelikli olmayan suçlardan dolayı, Meclis kararına ihtiyaç duyulmaksızın yargılanabilmeleri ve ceza almaları halinde bu cezayı çekmeleriydi. Amaç, yasama dokunulmazlığının milletvekilleri ve bakanlar için bir tür imtiyaza dönüşmesini engellemek ve onların da, haklarındaki suç iddialarından dolayı, herkes gibi, statüleri devam etse dahi yargılanabilmelerini sağlamaktı.
Benim sözünü ettiğiniz yazımda söylemeye çalıştığım da budur. Bugünkü şartlarda bir milletvekili veya bakan suçüstü yakalanmadıkça veya Meclis dokunulmazlığı kaldırmadıkça, milletvekilliği veya bakanlık statüsü ortadan kalkıncaya kadar yargılanamaz. Ama bu söylediğim, hiçbir biçimde milletvekili veya bakanın suç işleyemeyeceği, milletvekili veya bakanın işlediği bir fiilin Ceza Yasası’nda suç olarak düzenlenmesinin Anayasa’ya aykırı olduğu anlamına gelmez. Sizin de çok iyi bildiğiniz gibi, bir yasanın Anayasa’ya aykırı olması için, Anayasa’nın yasakladığı bir şeyi yapması gerekir. Oysa Anayasa’nın herhangi bir yerinde milletvekillerinin işledikleri bazı fiillerin yasalarda suç olarak düzenlenmesini engelleyen herhangi bir hüküm yoktur.
Dolayısıyla yukarıda aktardığım notunuzda ileri sürdüğünüz “Anayasa’ya aykırı yasa yapmışlar” iddiası tamamen yanlıştır. Yasa, Anayasa’ya tamamen uygundur. Uygulanmasının önünde de bir engel yoktur. Buradaki sorun, bu Yasa’nın milletvekilleri ve bakanlara uygulanabilmesi için, Anayasa’nın yürürlükte bulunan 84’üncü maddesinden hareketle, suçüstü halinin veya Meclis’in dokunulmazlığı kaldırma kararının bulunmasının ya da milletvekilliği veya bakanlığın bitmesinin gerekmesidir. Referanduma sunulan ve reddedilen metinde yapılması önerilen değişiklik de bununla ilgiliydi. O değişiklik kabul edilmiş olsaydı, bir milletvekilinin veya bakanın işledikleri iddia edilen siyasi nitelikli olmayan bir suçtan dolayı yargılanabilmesi için bu şartlar gerekli olmayacak ve milletvekilleri ve bakanlar da, herkes gibi, işledikleri suçlardan dolayı, statüleri devam ettiği süre içerisinde de yargılanabileceklerdi.
Mesele bundan ibarettir.
Saygılarımla,
Tufan Erhürman.
YERİN KULAĞI VAR
BU KARARLILIKTAN VAZGEÇMEYİN:
LTB Meclis Üyesi Tolga Ahmet Raşit, sosyal medyada çarpıklıkların nasıl kemikleştiğine dair bir örnek verdi. 20 yıldır bir parkı belediyeden ayda 19 TL’ye kiralayan birine, bu kiranın günün şartlarına göre yeniden düzenleneceğini bildirmişler, kiracı sinirlenmiş ve reddetmiş. Ahmet Raşit belediye yönetiminin kararlı olduğunu ve yolundan dönmeyeceğini söylüyor. Umarım öyle olur ve halkın çıkarları adına bu cesur tutum sürdürülür…
SORUN DA O YA:
Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis, “Çözüm çerçevesi vardır, sadece içeriğini tamamlamamız gerekir” demiş. Evet doğru çerçeve var da, içine nasıl bir resim koyacağımızı bir türlü bilemiyoruz. Herkes kendi resminin diğerininkine göre daha büyük olmasını istediği sürece, o çerçeve daha yıllarca boş kalmaya mahkum olacak…
AFFETMEYİ BİLMELİYİZ:
Rumlar aradan 16 yıl geçmesine rağmen 1996 yılındaki sınır olaylarında ölen Rumlar için eylem yapıyorsa, Türklerin de 1963 ve sonrasında yapılan soykırımı unutmamalarına kızmamak gerekir. Bunları gördükçe de adada varılacak bir çözüm için, umutların tükenmesini de normal karşılamalıyız. Ne zaman ki geçmişte yapılanları unutmasak da, birbirimiz affedip geleceğe umutla bakmayı öğreniriz, işte çözümün yolunu o zaman açabiliriz…
SUYUN BAŞINI TUTTULAR:
Ara bölgede açılması düşünülen kumarhane Kuzey’deki casinoların huzurunu kaçırdı. Sırf kumar amaçlı 200 bin civarında Rum’un Kuzey’e geçtiğini düşünürsek, Ledra Palace Otel’e açılacak kumarhanenin, Kuzey’e geçenlerin sayısını önemli oranda düşüreceğini söyleyebiliriz. Böylece Rumlar, Kuzey’e akan parayı kaynağından kesmiş olacaklar…
CAZİBESİNİ YİTİRDİ:
Bir zamanlar düz işçilerin en çok rağbet ettiği ülke olan KKTC, bu özelliğini de kaybetti. Özellikle yaşam şartları ve maaşların aşağıya çekilmesi, tersine göçü teşvik eden önemli faktörlerin başında yer alıyor. Artık akınlar KKTC’ye değil, KKTC’den olmaya başladı. Bu tablo da gösteriyor ki KKTC, düz işçiler için bile ekonomik cazibesini yitirmiş…
ÜNİVERSİTELER ADASI MI DEDİNİZ:
Ürolog Dr. Alper Sözüöz Star Kıbrıs Gazetesi’ne yaptığı açıklamada, sokaklarda fuhuş yapıldığını ve cinsel hastalıkların arttığını söyledi. Bu tespite şaşırmamak gerek. “Üniversiteler adası” diye tanıtımını yaptığımız ülkenin ana caddelerini gece kulüpleri süslüyorsa, otellerin kalitesi casinolarının büyüklüğü ile değerlendiriliyorsa, sokaklarda alabildiğine fuhuş yapılıyorsa, o ülkeyi eğitim sektörüyle tanıtabilir misiniz?
ZİRVEDEKİLER
Tasula Hacitofi: Güney Kıbrıs’ın eski Lahey Konsolosu, Rum Ortodoks Kilisesi’nin Kültürel Miras Temsilcisi ve Merkezi Lahey’de bulunan “Walk of Truth” Vakfı’nın kurucusu Hacitofi “Bugün izlediğimiz yol hiçbir yere götürmediği gibi kâbuslar da yaratıyor. 1974 öncesi ve sonrasında cereyan eden her şey için birbirimizi affetmeye başlamazsak, bir adım ileri gidemeyiz” dedi…
DİPTEKİLER
Sağlık Denetimleri: Ürolog Dr. Alper Sözüöz, fuhuşun sokaklara düştüğünü ve ölümcül bulaşıcı hastalıkların yayılmaya başladığını söylüyor. AIDS de var, Hepatit’in çeşitleri de var. Sözüöz, sözde Sağlık Bakanlığı tarafından sürekli taramaları yapılan konsomatrislerde de bu hastalıkların tespit edildiğini belirtiyor. Nasıl iş, anlayamadık. Demek ki, denetim sisteminde bir sorun var. Halk sağlığının bu kadar tehdit altında olduğu bir dönem galiba yaşanmamıştı…
































