Türkiye’de önümüzdeki pazar seçim var. Geçen yıl yapılan yerel ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra yanılmıyorsam 2019 yılına kadar hiç seçim yok.
Türk siyaseti gündemindeki devasa konuları uzunca bir süre seçime gitmeden kaldırabilecek mi birlikte göreceğiz.
Tüm bunları düşünürken aklıma Erdoğan geldi. Seçim olmayacak olması onu nasıl etkileyecek diye düşünmeden edemedim. Özellikle son bir buçuk yıldır artarda gelen seçim trafiğinin de etkisi ile her gün televizyonda Erdoğan’ı görmediğimiz saat yok.
Ya o konuşuyor ya da yaptığı konuşmayı yorumlayanlar onu konuşuyor.
Müthiş bir tempo ve canlı yayın trafiği ile iletişime devam ediyor.
Dünyanın hiçbir ülkesinde bir lider, bu kadar açılış ve miting yapmaz. Medyaya bu kadar görüntü vermez.
Medyada yöneticilik yapan arkadaşlarım var. Medyaya uzunca süredir hâsıl olan psikolojiyi aktarıyorlar.
Tayyip Erdoğan’ın gittiği her yerde onlarca canlı yayın aracı konuşlanıyor. Konuşmayı canlı yayınlamasanız, “Hayrola hemşerim. Bir sorun mu var” denilebilir endişesi bile yayıncıya yetiyor.
Tayyip Erdoğan her gün konuşuyor, anlatıyor, açıklama yapıyor…
Erdoğan aynı şeyleri tekrarlasa da her konuşmasında haber değeri var sanılıyor.
Kullanılan ve eleştiri konusu olan bu orantısız güç konunun bir yarısı ise diğer yarısı da Erdoğan’ın kendi performans potansiyeli ile ilgili.
Tayyip Erdoğan’ın bu kadar enerjiyi, iştahı nereden bulduğu tıbbın ve psikoloji ilminin yanıtlayacağı bir soru. Belki sorunun yanıtı, Erdoğan’ın Türkiye’nin alışık olmadığı bir siyasi karakter olmasında gizlidir. Kişinin kendini bu tempoya motive etmesi için ya çok güçlü duyguları ve isteğinin olması, ya da ciddi korku ve endişesinin olması lazım.
Erdoğan kendi iç dünyasında kendini artık tarihle baş başa kalmış ve tarih yazan konumda olduğunu düşünüyor. Bunda da haksız değil.
Her seferinde topluma “Hakikaten demokraside bu olur muymuş? Hemen kaldıralım. Değiştirelim” dedirten politikaları gündeme getiriyor ve uyguluyor. Bunu da ancak yoğun bir iletişim trafiğiyle yapabileceğini, söylediklerini başardıkça dozunu artırarak devam ettirmek istiyor.
Ve her değişikliği yedire, yedire, sindire, sindire, sabırla bu yoğun iletişim trafiğiyle gerçekleştiriyor.
Sürekli toplumun ezberleriyle oynuyor. Buna hem inanıyor hem de bunu yapmaktan bence keyif alıyor.
Toplumu dönüştürdüğünü görüyor ve bunu yarı yolda bırakmaması gerektiğini düşünerek daha fazla gaza basıyor…
Üstelik hedefine giderken hiç sapmıyor. Hedeften sapmanın zafiyet olarak algılanacağını ve sonunu getireceğini düşünüyor.
Sistem ile bu kadar oynayan, değiştirme motivasyonu bu denli güçlü bir lider, halkın bir bölümünde sevgi, takdir duyguları yaratıyor. O konuştukça gururları okşanıyor.
Bunu görmek de onun motivasyon ve enerjisinin kaynağı oluyor bence. Böyle karşılıklı beslenen bir enerji kaynağı döngüsü oluşmuş halkın bir bölümü ile Erdoğan arasında.
Miting ve açılışlar da bunu her an görmesi ve hissetmesi gerektiği için Erdoğan’da bağımlılık yaratmış.
Toplumun diğer bölümünde ise bir korku tüneline girme sendromu yaratıyor bu iletişim trafiği.
Muhalefetin temel problemi Erdoğan’ın hedeflerine varış yöntemleriyle baş edememesinden dolayı.
Bundan dolayı giderek muhafazakarlaşan ve tek parti kontrolüne giren bir Türkiye manzarası güçleniyor toplumun diğer yarısında. Bunu da Erdoğan çok umursamıyor.
Her alanda orantısız güç kullanmaya müsait, sağlık açısından çok güçlü ve kitlelerle devamlı iletişim kurma bağımlılığı oluşmuş olan bir siyasetçi var muhalefetin karşısında.
Muhalefetin, siyaset, hukuk ve ekonomi uzmanlarını bir kenara bırakıp tıp ve psikoloji bilimlerinden de faydalanmasında fayda var.
Hem rakiplerini daha iyi anlamak ama daha da önemlisi kendileri için.
Çünkü Erdoğan’ın siyasetini ve medyadan aldığı desteği bir kenara bırakın kendisiyle kişi olarak baş etmek gerçekten çok zor.
Her gün seçim olacakmış gibi siyaset yapmak farz olmuş Erdoğan için.
Takvimde seçim olsa da, olmasa da, O bir seçim bağımlısı gibi siyaset yapıyor.
Anlayacağınız Erdoğan’a her gün seçim.
Davutoğlu dahil diğer liderler seçimi kaybetse siyasetten silinip korkusuzca evlerine gidecekler.
Ama Erdoğan ve ailesi için öyle mi?
































