Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Enerji Sorunundan Mülk Sorununa…

Ne zaman  ki güneşin batışı ile birlikte bayramın birinci günü de bitti, tatillere karşı olmadığım halde düşündüm: “Dokuz günlük tatil neyin nesidir?”

Tutun ki Türkiye’nin buna çok ihtiyacı vardı çünkü turizm dibe vurduydu! Dokuz günlük tatille iç turizmi canlandıracaktı. Makul ve anlaşılır… Ya KKTC?                                                   Dokuz günlük tatille neyi  canlandıracaktı?

Hangi sektör bu uzun tatil nedeniyle nasiplenecekti?

Dahası kimler nasıl çok yorulmuşlardı ki bu tatili fırsat bilip dinlensinlerdi!

KISACA: Olay tatilin uzunluğu değil. İsterse 19 gün olsun! Yeter ki “tatil bir sosyoekonomik fırsata dönüşsün!” Birileri keyfince harcarken, birileri memleket ekonomisine yansıyacak kazanç elde etsin… O zaman “9 günlük tatil çok anlamlı oldurdu.” Ne var ki henüz öylesi bir  düzeye ulaşamadık… Diyelim ve gelelim Güney’in safsatalarına:

***

Dün dedim ki “Kıbrıs sorununu şimdi de enerji sorununa yediriyorlar!”

       Nitekim sesler gitgide hem yoğunlaşıyor hem de daha yüksek perdeden çıkıyor! Ve irili ufaklı siyasetle ilgili ne kadar yetkili varsa şöyle diyor:

“Çözüm olmazsa Türkiye Doğu Akdeniz’deki enerjiyi unutsun!” Biz bu filmi Annan planında “çözüm olursa AB üyesi olacağız” senaryosu ile seyrettiydik! Demek ki AB ve Rum tarafı ne zaman çözüm söz konusu olsa Türkiye’nin önüne   “yapması  gereken ödevler” koyuyor! (Ha, biz böylesi taktik savaşlarının içinde olamayız çünkü çapımız bu oyunlara katılamayacak kadar küçük!)

Anlayacağımız şu oluyor: “Rum tarafı elindeki kozları ki “hidrokarbon yatakları gerçekten TC’yi çok yakından ilgilendiriyor” tepe tepe kullanacak! KKTC bu siyasi oyunun içinde tutun ki yine “zoka” durumundadır. Taraflardan im yutarsa lades olacak!

MÜLK SORUNU: Geldi gelecekti derken müzakere edilmeye başlandı. Türk tarafı bir öneri getirdi. “İnkişafa uğramış Rum mülklerini gelin iade dışında tutalım!” Rum tarafı bu zokayı yutmadı “lâ” dedi!                               Neden?  Kuzey’de tek bir Rum malı var mı ki  “inkişafa” uğramasın! Dile kolay aradan 42 yıl geçti! Zaten bunu Güney de görüyor ama eğer “Kuzey’e dönecekse mülkünü ilk sahibi olarak eline geçirmesi gerektiğini de  biliyor.. Biliyor ki her şey para değildir. “Vatan” söz konusu oldukta “tazminat değil, toprak konuşur!” Bu gerçeği bir de biz anlasak!

**********

       ÜRETİCİ KOOPARATİFLEŞTİĞİ GÜN PATRON OLACAK.

Büyük ülkeler büyük rakamlarla kaimdirler. Mesela Türkiye “köprüler, hava alanları, çok katlı binalar, AVM’ler, yollar, barajlarla” falan konuşur. Rakamları “dünyasaldır!”

KKTC küçük ülkedir. Amma ve lâkin:

Satılmadığı için her iki üç günde bir yollara döktüğü tonlarca sütü ile…

Narenciye memleketi olduğu halde vatandaşın çarşı pazardan limonun kilosunu  10 TL’ye satın alması ile…

Hellimin tescilini isterken içine katacağı oranda koyun ve keçi sütüne sahip olmadığı ile…

Yollara döktüğü tonlarca süte karşılık yoğurduna hellimine süt tozu katması ile…

       Patatesinin kurtlusunu ihraç etmeye çalışması ile… “Evet KKTC de büyük bir ülkedir!” Özellikle limonun kilosunu halka on liraya yedirtme becerisine ulaşması ile! Diyelim ve sadede gelelim:

KOOPERATİFÇİLİK:  Daha önce de yazdık. Bayramda her bir şeyler rölantiye yatsa “tarım kesimi için ne tatil vardır ne dur durak!” Çünkü ne “hayvanlar bilir tatili ne de nebatat anlar tatilden…”

       Nitekim her bir şeylerin rölantiye yattığı tatilde tek ses yine Tarım kesimi ile hayvancıdan işitildi. “Güzelyurt bölgesi hayvan üreticileri” sütü  toplama konusundaki sistemsizlikten yakınıp “sütler heba” oluyor derlerken “gerekirse imalathanelerimizi kendimiz kuracağız” açıklamasını yaptılar…

NE DURUYORSUNUZ. “Tek dakika bile boşa geçen zamandır. Kooperatifleşin, sadece süt ürünleri imalathanesi değil, et kombinanızı da kurun!” (Diyesi geliyor insanın!)  Küçük ülkelerin sistemidir kooperatifçilik ki büyük ülkeler bu sistemle dünya tarımına üretimine imzalarını atıyorlar. Üretici kendi patronu olacak. Oysa şimdi tek patron var.  O da “kendisi muhtac’ı dide durumundaki devlettir ki üreticiye himmet edecek..”  Kooperatifleşmek artık bir ulusal hedef olmalı…

                                  **********

KISACA TAKILDIĞIM: (BİRİ ÖZELE AİT BİRİ BELEDİYENİN!)

Glapsides plajında halka şezlong ve duşla tuvalet hizmeti veren biri özel diğeri belediyeye ait iki gazino vardır. Tabi söylemeye gerek yok Özel’e ait olanı yemeli içmeli diskotekli, belediye ait olanı sadece yaz aylarında açılan meşrubat bira satan küçük bir yer.

Üç gündür sabahları dokuz onda falan denize girmek için plaja gidiyorum ve bizzat görüyorum.                                                           “Özele ait bölüm tertemiz. Tek bir işçi her tarafı pırıl yapıyor, kumlarda tek kâğıt parçası yok…                                                                    Belediyeye ait olanı şezlongları ile hemen yanında. Ne var ki  bayram dolayısıyle sahili  temizleyen makine ve kullanıcısı her halde tatile çıkmış sahil pislik içinde.  Öte yandan  olağan günlerde üç dört kişinin çalışmasının yeterli olacağı plajda 11 kişi çalışırken; (her halde şikâyet edenler olmuş) ikinci gün bir iki işçiyi göndermişler ama pislik berdevam, çünkü bayram da devam ediyor, kimsenin umurunda değil!

Neden yazdım bu olayı? Biri belediyeye ait olsa da devlet malı! Ki devlet denizdir yemeyen domuzdur!

Öteki özel sektördür. Haddine mi düştü “tatil yapsın, savsaklasın, temizlemesin! Yakar sonra! İşte sorun da bu memlekette budur!