Köşe Yazarları

EN BÜYÜK DEĞER: (DEVLET VE ÖZGÜRLÜK)

Eşref Çetinel yazdı


Geçtiğimiz günlerde Sn. Başbakan Tatar 1 Ağustos Toplumsal Direniş Bayramı dolayısıyla yayınladığı mesajında şöyle diyordu: “Kıbrıs Türk halkının sahip olduğu en büyük değeri özgürlüğü ve devletidir…”

Bu vurgulamayı son zamanların Kıbrıs Türk halkını anlamlaştıran en güzel ve doğru tespitlerden biri olarak kabullendim. Ve bir kez daha düşündüm:

Çözümsüz de olsak evet bu adada özgür ve egemeniz. Sonra düşündüm ve karnımdan konuşurken şöyle dedim: “Peki neden ikide birde celallenip ‘Kuzeyin esiri’ olduğumuzu yazıyorsun?”

İşte sorun! Çünkü Kuzey topraklarımıza hâlâ “vatan” yada “yurt” diyemedik.

Bakın size sadece Maraş bölgesinde kaç çeşit Türk kaç çeşit mahalle vardır yazayım: Karakeşliler, Veyselliler, Adanalılar, Baflılar, Leymosunlular, Erdemliler ve ilahi…

Aradan 46 yıl geçmesine karşın özgür ve egemen dediğimiz topraklarımızda bir “Türk milleti ruhu” yaratamadık çünkü hâlâ olası bir çözümde bu adayı nasıl paylaşacağımızı geçmişin Annan ve Crans Montana örneklerine karşın bilmiyoruz!

Yetişmekte olan gençlerimize nasıl bir gelecek vaat ediyoruz onu da bilmiyoruz!

Dahası tek güvencemiz olan Türkiye’nin nereye koştuğunu da bilmiyoruz.. Azerbaycan’dan Libya’ya, Suriye’ye, Doğu Akdeniz’e Ege denizine uzanırken yayılan ve savaşsallığı da kapsamına alan bölge siyasetinin bizi nasıl etkileyeceğini de  bilmiyoruz!

…Ve tüm bu “gelişmelerle bilinmezlikler” denklemine şimdi de Maraş’ı katıyoruz. Doğrusu onun da “açılacak” denmesine karşın ne olacağını bilmiyoruz!

***

BİR toplumu bu kadar çok cevabı verilemeyen “bilinmezliklerle” sıkboğaz ederseniz canını çıkartırsınız! Nitekim bu ülkede “özgürlük ve devlet oluşumuz yanı sıra bakın daha neler vardır:

İşsizlik, istikrarsızlık, gasp, süreklilik kazanan ölümcül trafik kazaları, pahalılık, denetimsizlik, bitmeyen altyapı sorunları, sürüp giden belediyeler iflası, “yapacağız edeceğiz” vaatleri enflasyonu, 46 yıldır Rumdan kalan arazilerin hâlâ süren rantı hatta normale döndük döneceğiz diyerek olmaya ki koronavirüsün pençelerine düşeriz korkuları…

***

BAZEN arkadaş gruplarında laflarız. KKTC’de bir Devlet oluşturduk ama “çalıştıramıyoruz!” Çünkü yeterli Devlet donanımına sahip kadrolar oluşturamadık. Uzmanlardan oluşan ne yaptığını ne yapacağını bilen “bürokratlar” yetiştiremedik. Öğretmenden, memurdan, bir iş insanından yani liyakatı gerektirdiği hale parti kodamanlarından Bakan yarattık! Milletvekili olmayı ya fantastik bir ego tatmini olarak gördük yada kişisel çıkarlarımızı daha rahat ve kolayca sağlamak için bir vasıta!

Şimdilerde sorunu izale ettik diyorlar ama bir zamanlar “müşavirlerin” hangi kıstaslar gözetilerek tayin atandıklarını unutmadık! Ki onlar Bakanların gözü kulağı, aklı ile politikası olacaklardı! Ola ola seçimlerde propagandistleri oldular üstelik görevleri sona erdiğinde okkayla para kaparozlayarak asli işlerine de dönmediler.. ***

YANİ diyorum bu “Devlet” işte böylesi usulsüzlüklerle gitgide beterince çarpıklaşan düzensizliklerden yaralanarak berelenerek geldi bugünlere! Ki 46 yıl sonra “memleket gitti giderken bari kalanları kurtaralım” düşüncesinde “Emirname” hazırlanacak oldu kıymet koptu!

Çünkü 46 yıllık bir sürenin birikimi sonucunda KKTC coğrafyası, artık “üzerinde Emirnamelerin bile tutunamayacağı kadar kaygan ve vıcık bir bataklığa dönüştü..

BUNLARA karşın ben bu vatanı severim. Serzenişte bulunsam da severim.. Burası doğup büyüdüğüm yurdum. Bu nedenle gurur duymak isterim. Dünyada parmakla gösterilsin isterim. Tertemiz, düzgün, planlı, asude bir ülke olmasını isterim..

Biliyorum çok şey istiyorum, pardon!

 



Başa dön tuşu