İktisatbank Hazine Grup Müdürü Emre Değirmencioğlu’ndan günlük ekonomi yorumu:
Türkiye’de Anayasa referandumunun yaratamadığı iyimserliği, Fransa seçimleri sağladı
AB yanlısı Macron’un ilk turu önde bitirmesi ile artan risk iştahı küresel manada büyük coşku ile karşılandı
Dün Türk Lirası da bu minvalde dünyada en çok değer kazanan para birimi olurken, Borsa İstanbul günü tüm zamanların rekor seviyesinde tamamladı
Orta vadeli risklerin göz ardı edildiği, risk iştahının açık ara önde olduğu dünkü günün etkileri bir müddet daha görülebileceğini düşünüyoruz
Yine orta vadeli bir bakış açısı ile, yurtdışı kaynaklı milyarlarca dolar girişin yaşandığı bugünleri, döviz açık pozisyonların kapatılması için fırsat olarak görülmesi gerektiğini de not edelim
USD/TL cephesinde, TCMB’nin reeskont kredileri için ön plana çıkardığı 3,5338 seviyesi ile 3,5850 arasındaki kritik bölge kademeli alım için uygun görünüyor
İyimser havanın yardımı ile, TCMB’nin yarın sonuçlanacak olağan PPK toplantısını da pas geçeceğini düşünüyoruz
Avrupa Konseyi bu hafta Türkiye ile üyelik sürecini görüşebilir. Sürecin askıya alınması olasılıklar arasında olsa da, bunun (tavisye kararı) hayata geçirilmesi çok zor görüyoruz
Piyasa dedikodularına göre yarın yeni vergi reformunu açıklaması beklenen Trump’ın kurumlar vergisi oranını % 38’den % 15’e çekmesi bekleniyor (iddialı)
Ø Piyasa Özeti ve Yorumu
Aslında bugün manşetleri biraz uzun tuttum. Keza dün Türk mali piyasaları açısından, birçok piyasada olduğu üzere, iyimserlik dozunun oldukça yükseldiği bir gün olarak tarihe geçti. Adeta, Anayasa referandumu ardından oluşan küçük evetin yaratamadığı ralli ve iyimser beklentileri, Fransız seçimleri sağlamış oldu. AB yanlısı Macron’ın ilk turu önde tamamlaması ve üçünü sırada yer alan Fillon isminin de Macron’a destek çağrısında bulunması ardından bir noktada yeni Cumhurbaşkanı’nın da ismi belli oldu. Fransız seçimlerinin, Trump ve Brexit gibi belirsizlik ve korumacı politikalara işaret etmemesi, dahası AB yanlısı ve bütünlüğünü savunan adayın yarattığı iyimserlik ile dün tüm dünyada hissedildi. USD/TL kuru, Fransız seçimleri öncesinde test etmiş olduğu 3,64 seviyelerine nazaran dün gün içinde devamlı yurtdışı girişlerin ışığında aşağı seviyelere yönelirken, günü 3,57 seviyesinde kapatarak en çok değer kazanan para birimi oldu. Benzer bir şekilde, referandum ardından rekor kırması beklenen Borsa İstanbul, dün bu hedefine ulaşarak günü tüm zamanların zirvesinde 93,802 puan seviyesinden tamamladı. Faiz cephesi de olumlu havaya ayak uydurdu. 10 yıl vadeli gösterge tahvilin bileşik faizi % 10,50 seviyelerine geriledi.
Gündem yavaş yavaş TCMB’nin yarın sonuçlanacak olağan Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısına çevrildi. TCMB’nin konvansiyonel olmayan para politikası duruşunu devam ettireceğine kesin gözüyle bakılırken, tüm faiz oranlarını da sabit tutacağını tahmin ediyorum. Her ne kadar geç likidite penceresi (ceza faiz oranı) aktif bir politika aracı olarak kullanılsa da, şu anda iş gören faiz oranı olarak piyasaların takip ettiği ağırlıklı ortalama fonlama maliyeti kabaca % 11,50 seviyelerinde seyrediyor. Bu oran yılbaşına nazaran faizin 300 baz puanın ötesinde sıkılaştığına işaret ediyor. Aslında, TCMB’nin beğensek de beğenmesek de, faiz oranını sıkılaştırmasının etkilerini döviz piyasasında görmeye başladık. Lakin, sıkı duruş ile enflasyonu dizginleme girişimi / isteği, reel ekonomide ciddi anlAmda sancılı bir sürecin de yaşanmasına neden oluyor. Bankaların karşı taraf riski nedeniyle kredi verme yönünde isteksizleşmesi ve ekonominin motorunu teklemesi / durma noktasına gelmesi ardından devreye sokulan ve can suyu olarak görülen Kredi Garanti Fonu’nun (KGF) yan etkileri, mevduatta kendini göstermeye başladı. Fonun büyüklüğünün 114 milyar TL’yi bulması ve arkasında Hazine garantisinin bulunması nedeniyle istekleri artan bankaların, kredi kullandırmak için kaynak arayışı son haftalarda mevduat faiz oranlarının % 14 seviyesinin üzerine yükseltti. Diğer bir taraftan yasal olarak ödenmesi gereken devlet zorunlu karşılık, munzam, disponibilte gibi yan maliyetlerin de eklenmesi ile, mevduat maliyeti % 16 seviyesinin üzerine çıkıyor. Mutlak surette, gideRlerini karşılamak ve kar elde etmek isteyen sektörün bu oranın üzerine eklediği spread de düşünülünce, kredi maliyetinin % 20’lere yaklaşması şu anda reel ekonomin orta vadeli bir bakış açısı ile sıkınıtlı bir sürece doğru sürükleneceğine işaret ediyor. Bu minvalde, bir tarafta kur etkisinin görüldüğü girdi maliyetleri üzerinden maliyet kaynaklı enflasyon ve Türk İnsanının yatırım algısını bozan kuru frenlemek için faizi yukarı iten TCMB, reel ekonomimin de gırtlağını sıkmaya başlıyor. Aslında, TCMB’nin bu iki kutupun veya açmazın arasında kaldığını görüyoruz. Bu açmazı çözecek yegane unsurun ise siyasi cepheden gelecek güven tazeleyici söylem ve eylemleri ile sağlanabileceğini kuşku götürmüyor. Referandum ardından, siyasi iklimin rahatlayacağı, OHAL’in kalkacağı, AB ile kırılan ilişkilerin toparlanacağı, AB çıpasına daha çok sarılınacağı ve piyasalara ekonomi vizyonu ile reform isteğini hissetirecek yeni bir eksene geçilmesi beklenirken (yeni bir hikaye veya soluk), referandum ardından olası bir erken seçim veya AB / idam konularında yeniden bir sandık işaret edilmesi, piyasalar tarafından hoş karşılanmamıştı. Son günlerde sukunetin sağlanması ve elbette yurtdış kaynaklı iyimser havanın da yardımı ile, oldukça zayıf kalan veya ucuz olarak görülen TL ve TL cinsi yatırım araçlarına alım isteği getirdi.
İyimser havanın devam edip etmeyeceği, yukardaki satırlardan da anlaşılacağı üzere, siyasi cepheden gelecek “normalleşmeye” bağlı olacaktır. Piyasa beklentileri ile aynı düzleme gelinmesi, TL’nin istenmeyen tarafta kalan performansını daha da törpüleyebilir. Bu bağlamda, yurtdışı kaynaklı esen iyimser havanın bir müddet daha devam etmesine olasılık tanıyoruz. Kur cephesinde teknik bir bakış açısı ile 3,5550 seviyesinin sathına girdik (radarda görülüyor). Daha da altında, bir ihtimal, TCMB’nin reeskont kredilerini TL olarak ödenebilmesi için ön plana çıkardığı 3,5338 seviyelerinin de test edilebileceğini düşünüyorum. Farkındaysanız, buraya kadar olan kısımda sadece konuya iyimser cepheden ve orta vadeli riskleri göz ardı eden bir perspektif ile yaklaştım. Ancak, şu aralar yeniden Haziran ayında % 50’in üzerine çıkan FED’in faiz artırım ihtimali, halen daha devam eden jeopolitik riskleri hiç konuşmuyoruz. Tüm bunları bir yere koyunca, 200 milyar dolar borcu olan Türkiye’deki finans kesimi dışındaki kurumların döviz ihtiyaçlarını söz konusu önemli seviyelerden azaltma, kapatma veya hedge etme ihtiyacının artabileceğini düşünüyorum. Sizlerin de, kendi risklerinizi bu minvalde değerlendirmeniz, akıllıca bir yatırım davranışı olacaktır.





















İktisatbank Hazine Grup Müdürü Emre Değirmencioğlu’ndan günlük ekonomi yorumu:










