Köşe Yazarları

Emeğe saygı bu mudur?..


 

Kamu-İş de diğer sendikaların eylem ve grev zincirine katıldı. 25 Mart Çarşamba günü, KKTC genelinde, kamu işçileri de greve gidiyor…
Kamu-İş Başkanı Sami Dilek dün, Sim TV’de diğer sendikaların söylemlerini tekrar etti, 2011 sonrası işe girenler konusunda mücadele verdiklerini belirtti…
Ancak başka şeyler de söyledi…
Devletin artık daimi işçi istihdam etmek yerine, ihaleyi alan şirketlerin elemanlarını çalıştırma eğiliminde olduğunu, taşeronluk sistemine bir gidiş gördüklerini ve buna karşı olduklarını ifade etti…
Tamam, taşeronluk sistemine karşı çıkalım. Devlet elinde olanak varsa, işçisini istihdam etsin. Ancak, kendileri de pekala biliyorlar ki, kamunun adam alacak hali yoktur. Hatta halen çalışan işçilerin büyük bir çoğunluğu, kurultaylarda, seçimlerde yasa dışı bir şekilde istihdam edilen geçicilerdir…
Onu da geçtim;
Sami Dilek diyor ki; “Kamuda istihdam edilenlerin yerine, köle gibi çalıştırılan taşeron işçiler gelecek”…
İşte benim itirazım bu noktada…
Keşke bir işçi sendikasının başkanından duymasaydım bu sözleri.
Sayın Dilek demek istiyor ki, özel sektörde çalışanlar köle gibi çalıştırılmaktadır. O nedenle devlet ihalesini alan şirketler, kendi adamlarını devlet işlerinde çalıştırmasın.
Peki bunun suçu kimin..?
Önce, çıkartmadığı yasalarla devletin. Ve tabii yetersiz denetimleriyle de yine devletin…
Ama en az devlet kadar, “sendikayım, işçi haklarını savunuyorum” diyenlerin de…
Bugün özel sektörle, kamu arasında dağlar kadar bir uçurum varsa ve sendikayım diyenler bunu görmezden geliyor, hatta “Onlar köle gibi çalıştırılıyor” diye tespit de yapıyorsa, kusura bakmayın ama bu suça, herkes ortaktır…
Bir sendikacı, hem de işçi haklarını savunan bir sendikacı, kendi temsil ettiği kitleyi korumak adına, bu şekilde konuşabilir mi..?
Devletin tüm işçileri istihdam etmesini mi isteyelim..?
Yoksa hep birlikte, özel sektörde çalışan işçilerin örgütlenmesinin, çalışma şartlarının iyileştirilmesinin mücadelesini mi verelim…
Ne yazık ki, sendikaların böyle bir dertleri yok…
Onların tüm derdi, kamuda çalışanlar…
Oysa bu ülkede çalışan nüfusun yüzde 70’i özel sektörde.
“Göç Yasası ile çalışanların ikiye bölündüğünü, aynı işi yapan aynı odada çalışanlar arasında ayrıcalıklar yaratıldığını” söylüyor. Ya ülkenin çalışan kesimleri arasındaki ayrıcalık..?
“E, ne yapalım, onlar kölelerdir” mi diyeceğiz..?
Çoğu yerde asgari ücretin altında çalışan var…
Hele de son yıllarda “öğrenci” adı, yasa dışı, yani kaçak çalışanların bir ayda aldıkları paralar, kamuda çalışan bir işçinin haftalığından az…
Devletin daha sıkı denetim yapmasını, özel sektörde örgütlenmeyi zorunlu hale getirmesini talep etme görevi olan sendikaların umursuzluklarının üstüne, bir de bu şekilde konuştuklarını duymak, yaptıkları eylemlere saygıyı da yok ediyor…
Geçin şöyle karşıdan kendinize bir bakın.
Yaptığınız sadece, her yüz kişiden sadece 30’unun haklarını savunmak…
Onun dışında herhangi bir gaileniz yok gibi görünüyor.
Bu yolla da, toplumda bölünmeyi, nefreti, ayrıcalığı körüklemektesiniz.
Sözüm sadece size değil Sayın Dilek, tüm sendikalara…
Emeğe saygı bu mu artık bu devirde…

YERİN KULAĞI VAR
HÜKÜMETİN PERFORMANSI:
Hükümeti en çok eleştirenlerden biriyim. En çok da, geçmişten gelen zihniyetin etkilerini gördüğüm için. Bunun içinde adam kayırmacılık da var, partizanlık da var, adaletsizlikler de var. Hatta en büyük derdim denetim, onda da yetersizlik var… Ancak teslim etmeliyim ki, Sayın Başbakan’ın dünkü konuşmasında bir performans dökümü vardı. Somut. Rakamlarla. “Şunu aldık, şöyle yaptık…” diye. Bugüne kadar “Cek, cak”larla dolu icraat programları dinlemiş biri olarak, somut verileri görmek ne yalan söyleyeyim, beni mutlu etti. Ama dikkat ettim, gelişmeler tüm alanlarda dengeli değil. Ekonomi, eğitim, sağlık, çevre gibi konulardaki yetersizlikler, dikkat çekti. Herhalde kendileri de bunun farkında…

GELİŞMELER MALİ, EKONOMİK DEĞİL:
Başbakan, “kendi ayakları üzerinde duran bir ekonomi” hedefine ulaştıklarını söylüyor. Ancak görülen, sadece bir süredir gelirlerin artmış olması. Bunun genel ekonomi ile pek bir ilgisi yok. Sadece Maliye’nin sıkı politikası ve denetimlerin bir ölçüde artmasına bağlı. Kapsamlı ekonomik bir plana bağlı değil maalesef…

BİZ UYDURMUYORUZ:
Başbakan Özkan Yorgancıoğlu, dünkü basın toplantısında, basının hükümette kavga varmış gibi takdim etmesinin bir anlamı olmadığını, basın mensuplarından beklentisinin; “hükümetin ne zaman yıkılacağı yerine icraatlarını sorgulaması” olduğunu belirtti. İyi de basın bunları bir yerlerinden uydurmuyor ki Sayın Başbakan. Kurulduğu günden beri iki ortağın ayrı tellerden çaldığını siz bizden iyi biliyorsunuz… Ve görüyoruz ki, bu icraatlara da yansıyor.

BENİMKİ SADECE MERAK:
Güney’de istimlak edilen malının karşılığını Rum hükümetinden almak için vekalet verdiği avukata para kaptırmış birisi… O arazi için burada eşdeğer alınmış mı, alınmamış mı bilmiyorum. Ancak bu vakalar bu kadar aleniyete döküldükten sonra, artık Mal Tazmin Komisyonu mu olur, Başsavcılık mı, İçişleri Bakanlığı mı, bunları takip etmeli ve Kuzey’de tazmin edildiği halde, Güney’den de tazminat alan varsa, bunları saptamalı ve cezalandırmalı diye düşünüyorum. Zaten iskan politikamız adaletsizlik üstüne kurulu. Yenilerini de eklemeyelim…

HAKSIZ MI:
Bir okur yorumu; “Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı, göstermelik trafik çalıştayları falan düzenlemek yerine, asıl işi olan yol bakımına yoğunlaşsa olmaz mı? Bütün yollar köstebek gibi kazılıp bırakılmış”… Yolların bu durumuna eminim en çok araba tamircileri seviniyor. Bırakın sokak aralarını, ilçelerarası yollarda çukursuz 10 metre gitmek bile imkansı neredeyse. Yol değil, resmen tarla…

NE OLACAK ŞİMDİ:
Kıbrıs Türk Futbol Federasyonu Başkanı Hasan Sertoğlu, FIFA’nın Türkiye Futbol Federasyonu’nun KKTC’de temsilcilik açma talebini reddettiğini açıkladı. Bu işi vatan, millet edebiyatına getirenler şimdi ne yapacak. Çıkıp FIFA’nın kararını tanımıyoruz mu diyecek yoksa, bu konuyu siyasi ranta dönüştürmek istedik ama, beceremedik, özür diliyoruz mu diyecekler göreceğiz…

 

ZİRVEDEKİLER
Mustafa Akıncı: Yapılan anketlerle ilgili olarak, Hakim Zeka Bey’in sözlerini hatırlatan Akıncı, “Nasıl ki mahkeme kararı sokakta halkın nabzıyla ilişkilendiriliyorsa, kağıt üstünde yapılan şeylerin sınaması da ancak halk nezdinde olabilir. Eğer birileri masa başında kâğıda bir şeyler geçiriyor, bunu kamuoyuna yansıtıyor, sokak ise başka türlü söylüyorsa, o masa başında hazırlananların hiçbir geçerliliği yoktur ve olamaz…” diyor.

DİPTEKİLER
Hellime Gel Hellime: CTP Cumhurbaşkanı adayı Sibel Siber’in, hellim konusundaki açıklamasına oldukça içerlemiş Sayın Eroğlu anlaşılan. Hemen arşivleri karıştırmış ve 2012 yılında yazdığı 4 mektubu bulmuş ve patlatmış açıklamayı. İyi güzel de, 2012 nere 2015 nere. Son 3 yılda hellim konusunda ne yaptığıyla ilgili bilgi ve mektup yok herhalde. Bu hellim konusu son 2 yılda hararetlenmemiş miydi?



Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı