Köşe Yazarları

Elinden Kurtulamadığımız Kıbrıs Sorunu






Hatırlanacaktır. Bir süre önce  Sn. Akıncı Bakanlık görevi nedeniyle “müzakere heyetinden” ayrılan Özdil Nami’nin yerine bir başka atama yapmayacağını açıklarken, “artık usandım” dercesine “bir elli yıl daha müzakerelerle çözüm bekleyemeyiz” demişti..

Kısaca kadrosunu daraltarak  bir iki punto daha geriye çekmişti.

O günlerden bugünlere ise “Kıbrıs sorunuyla bağlantılı bakın hangi olaylar yaşandı:

       HER yıl tekrarlanan yeni bir Kardak krizi daha… Ege’de Türk yunan savaş gemilerinin karşı karşıya gelişi… Rum tarafının MEB’sinde yeni  bir hidrokarbon yatağına ulaşması… Erdoğan ile TC Genel Kurmay Başkanı Hulusi Akar’ın Yunanistan’ı uyaran demeçleri…

Kıbrıs’ta ise henüz  yeniden “Başkan” seçilen Anastasiadis’in sıcağı sıcağına müzakerelere hazır olduğuna yönelik beyanları… Bazı STÖ’nin sınır kapıları ve Rum’ların Kuzey’de ibadet haklarıyla ilgili açıklamaları…

YANİ istense de Kıbrıs siyasi sorununu ekseni etrafında oluşan olaylarıyla birlikte donduramıyoruz! Kestirip atamıyor, gündemden çıkartamıyoruz.. Bunları başarıp gerçekleştirsek de komşumuz rahat durmaz  ateşi bir yerlerden ha bire körükler! Komşumuz geri çekilse bu kez  yerine Yunanistan geçer!

Tüm taraflar Kıbrıs sorununa, “bu iş buraya kadar” demiş de olsalar; Crant Montana’da çözüm olasılığını  parmaklayıp tadına varmış BM’ler Genel Sekreteri Guterres bırakmaz sorunun peşini!

Nitekim haberlere göre şimdi de “üç aşamalı bir plan hazırlamış çözüm için. (Allah acısın bizi! Bu kez de bekle ki “birrr, ikiii, üççç diye sayarken, torunlarımızın torunları anca görsün, “eğer olacaksa” o mübarek çözümü!)

BİZ alışkınız ama!  Lozan’dan beridir (Türkiye sınırları içinde kalması gerekirken)  Türkiye’den koparılan “topraklar” gibi Kıbrıs da “çözümsüzlüğünü” taşıyarak geldi bugünlere..)

Ne var ki bizim şansımız vardı adanın Kuzey’ini olsun kurtardık. Şimdi bir şansımız daha vardır: “Kuzey’i tanınmış devlet yapmak!”

       BAŞA dönüyorum. Ve demek istiyorum ki eğer devlet olacak Sn. Akıncı’ya bir orduluk siyaset erbabı, danışman, yardımcı gerekir…

                                  **********

UZUN SÜRELİ PROGRAMLAR MI? YOKSA GÜNCEL TEDBİRLER Mİ?

“Hükümet programını çekmeceme koydum” dediydim ya.. Bakanlar programı pişirip kortarmaya başlamadan da oradan çıkarmaya hiç niyetim yok!

Oysa geçmiş programları didiklemeye çalışır, ilk kadın başbakan Sibel Siber döneminin dürüst ve başarılı  bakanı Aziz Gürpınar gibi bir yerlere asıp, ay’ı, haftası, günüyle “icraatlarda nereye gelindi neler eksik kaldı”  diye bakardım!

Söylemeye hiç gerek yok! Hiç bir hükümet ve Bakan, geçip giden günlerle zamanı durdurmaya muktedir olmadıkları için “programlar” hep uygulanma fırsatı bulamadan gerilerde kaldı!. (Kalmaya da devam ediyorlar! Kaldı ki her yıl erken seçime giderseniz dört yıllık programlar kime niyet kime kısmet olacak ki?)

Bu nedenle diyorum, ne kadar zor olursa olsun her düğümü çözecek bir ilmik ucu vardır. İnsanların günlük hayatlarını kaliteli ve huzurlu hale getirmek  “hükümet programın” başlangıcı olabilir..

Kaldı ki o “güncel” dediğimiz “günlerimizin” nasıl geçtiğini birlikte yaşayıp görüyoruz artık.

Şiddetin uyuşturucunun tavan yaptığı… Trafiğin korkunç kazalar makineleri haline geldiği… Burunlarımıza kadar pisliğin içine battığımız… Bu memleket, aslında  bizim! Ne var ki istenmeyen olaylar silsilesinde huzurlu olamıyor, memleketi sevmek yerine gitgide nefreti yaşar hallere düşüyoruz!

O zaman bir daha düşüneceğiz ama:  “Önce günlük sorunlar” mı çözülsün yoksa günlük sorunları izale edecek sosyoekonomik büyüme mi gerçekleştirilsin..

Yıllardır ikincisini başaramadık! Çok basit örneği, TC ile bu konuda ters düştüğümüzün ibretlik “mali ve ekonomik protokollerinin” savsaklanması, son “hükümet programında” da savsaklanmaya devam edileceği işaretini  veren bir takım palyatif tedbirlerden söz edilmesi..

Bir kere bu ülkede “özel sektörün önünü açamadık! Hem içteki hem dıştan gelen “yatırımcılar” hantal bürokrasiyle “özel sektörün” önüne konulan bürokratik engellerden yakınıyorlar..

Almış başını giden  inşaat furyası ötesinde (ki o da çarpık yapılaşma ve arazi spekülasyonlarıyla şaibelidir;) yatırım adına “büyük” kelimesiyle ifade edilecek bir proje yoktur. Ha  Havalanımızın inşaatı devam ediyor onun da kavgası bitmiyor! Bir de TC’den akan suyu tarıma kazandırma projesine el atılmış kim bilir kaç zamanda tamamlanır!…

Kısaca sürekli ve ısrarla yazdığımızca şimdilerde  bize asıl gerekli olan “günlük yaşamı” sürdürmeye çalışırken ayaklarımıza dolanan engelleri kaldıracak tedbirlerin alınmasıdır…

**********

KISACA TAKILDIĞIM: (SEVGİLİLER GÜNÜ MÜ-SEVGİLER GÜNÜ MÜ?) 

Keşke “Sevgiler Günü” olsaydı… İnsan sevgisi..Hayvan sevgisi..  Ağaç, doğa sevgisi…            “Temizlik tertip terbiye” sevgisi… “Güzellik, iyilik, şefkat, vicdan, dürüstlük” sevgisi…

Kitap sevgisi belki.. Sanat zanaat sevgisi…

Kısaca “sevgilerle yoğrulan bir dünya olsaydı biz de sevgilileri!

O zaman “Güney’deki komşumuzla” bile dalaşıp kavga etmezdik, koklaşıp sevişirdik belki!

Çevreyi kirletmezdik.. Hayvanları kaderlerine terk etmezdik.. Sevgilerle büyümüş insanlar gibi birbirimize sevgilerimizle sarılır, birbirimizi sevgilerimizle öperdik..

Böyle bir dünya yok ama nasılsa “sevgililer günü” var! Kutlarım. Her anınız sevgi dolu olsun..







Başa dön tuşu