Evet nerede kalmıştık! 43 yıl önce barış harekâtı sonucunda adanın Kuzey-Güney olarak ayrılmasında! Kuzey Türklerin Güney Rumların! Ne edip eylemişsek, hangi müzakere masasını kurup çözüm için pazarlığa oturmuşsak sonunda başarısızlığa tosladık!
“Yoksa” diyorsunuz “bu Kuzey-Güney gerçeğinin değişmesini Allah da mı istemiyor ki Rum’un kafasını değiştirmiyor, tam aksine ne zaman masaya otursa, olancasını da alıp beyinsiz bir kafa bırakıyor
Ne var ki sağ olsun arkadaşlarımız bir süredir bize Mont Pelerin’le Crans Montana’daki konferanslarla ilgili açıklama ve izlenimlerini aktarıyorlar da bir kez daha Anastasiadis’li Rum toplumunun ne istediğini, neyin peşinde koştuğu yeniden anlıyoruz! Dahası bugüne kadar anlayıp görmek istemeyenler de her halde artık anlamış olmalıdırlar!
NE OLACAK? Tabi bundan sonra! Önce açık seçik yazayım ama: . Bir “köşeci” olarak çoğu zaman “kişisel ve bencil görüşlerimi” değil “herkeslerin okurken çoğunluğunca katılacağı doğrulukta ve karşı görüşte olanları da rencide etmeden yazmaya çalışırım!
(Eğer “kişiselliğe” vurmuş olsaydım mesela bir yıl önce müzakereler yeniden başlarken “bu Rumlardan ne köy olur ne kasaba” der ve geriye kalan 364 gün hiç bir şey yazmadan Rum’dan köy ve kasaba olmayacağını bir kez daha ispat etmelerini bekler ve Montana’da konferans çökerken ben de size “demedim mi” derdim!)
GERÇEK: Tutun ki yukarıdaki laflarım sürecin esprisidir! Ancak gerçektir! Çünkü bu müzakerelerde de bir kez daha anladık Rum liderliği ile kilise ve halkı çözüm değil, “Kıbrıs adasını istiyorlar!” Bunu sürekli yazdık, yazmaya devam edeceğiz: Rum tarafı Türklerle asla ortak bir devlet kurmak istemedi! Amaçları zaman içinde ada egemenliğini ellerine geçirecek bir çözümdü!
Çünkü kendilerini “siyasi ve ekonomik yönden bu ada egemenliğine layık görüyor ve “bizim hakkımızdır” diyorlar! Üstelik bunu kilisenin “megali ideasına” bağlıyorlar ki mücadelelerine dini bir şekil versinler!
PSİKOZ: Bu bir “üstünlük psikozudur!” Nitekim eğer değişik koşullarda Rum’un konumunda olsaydık tırnağımızı bile vermezdik! Bakın dünyadaki bütün savaşların, anlaşmazlıkların, uluslar arası dalaşmalar ve kavgaların esasında “güçlü ile zayıfın,” “muzafferle mağdurun,” “mazlum ile zalimin” mücadeleleri vardır!
Kıbrıs Türk halkı bunları çok iyi bilmektedir çünkü Rum’un sayesinde yaşadı!
BİR GÖRÜŞ: Papaz Hrisostomos uzunca bir süre önce “çözüm olsa da yürümez” dediydi? Ee nereden biliyordu? İsa’dan gelen haberden değil tabi, bizzat kendinden! Çünkü çözüm olsa yıkacak!
Lafın kısası şu: Kıbrıs’ta iki bölgeliliği korumak gerek, bunun için de Türkiye’nin garantisi ile gücüne çok ihtiyacımız vardır çünkü Rum tarafı delilik yapmıyorsa nedeni adadaki Türkiye’dir!
_______________________________________________________________________________
EVET BÜYÜYORUZ!
Sanayi Bakanı Sunat Atun “KKTC sürekli büyümektedir” dedi. Doğrudur çünkü biz de gördüğümüz için biliyoruz, evet büyüyoruz:
Evet büyüyoruz: Çok katlı binalar inşa ettilçe dolayısıyla patlama noktasına gelmiş inşaat sektöründe… Bu nedenle “Girne’yi kaybettik” diyorlar, sıra Mağusa’daymış! Bu büyümenin literatürdeki adı “çarpık yapılaşmaymış!” Memleketi bir karabasan gibi sarmış, iflah olmazmış!
Evet büyüyoruz! Adına çevre kirliliği diyorlar! Aslında “pislik ve zibillik!” O kadar çok büyüyüp serpildiler, yayılıp dağıldılar ki memleketin bilumum “çevrecileriyle” belediyeleri Güzelyurt’tan Karpaz’a kadar yıllardır bu zibillikleri temizlemekle iştigal ediyorlar ama önüne geçmek bir yana artmasını bile önleyemiyorlar, o kadar “büyük” o kadar devasa! Dünyada emsali yokmuş!
Evet büyüyoruz: Özellikle trafik ve kazalarında! Nitekim o kadar çok büyüdük ki bu konuda, her gün trafiğe tutun ki 50 binin üzerinde araç çıkmakta, bu araçlara uygun trafik düzenlemesi yapılmadığından arabalar da tokuşa çarpışa kaza yapmakta, bazı yurttaşlar bu kazalar nedeniyle “ne şehit olmakta ne gazi bok yoluna gitti Niyazi” olmakta, tabi sorun büyürken memleket de birlikte büyümekte!
Evet büyüyoruz: Bankacılık literatüründe “gerçek kişi” ve “tüzel kişi” olarak ifade edilen “borçlanma sisteminin” toplam hacmi Temmuz 2017 itibarıyla 15 milyar 443 milyon, 640 TL. ulaştı! Bazı uzmanlara göre bu borçlanma bir dünya rekorudur. Ve bu rekor “borç yiğidin kamçısı” olduğu için KKTC’ye nasip kısmet olmuştur! Bir büyük büyüme de işte bu borçlar nedeniyle yaşanmaktadır!
Evet büyüyoruz: Hem de işsizlikle boğuşan ülkelerle yarışarak! Mesela sadece öğretmenler saflarında 110 civarında beden eğitimi öğretmeni, 900 edebiyat 2 binin üzerinde de İngilizce öğretmeni işsizmiş! Üniversitelerden mezun olan eczacılar, avukatlar, bilgisayarcılar da işsizliğin pençelerindeymiş ki yakında “büyük İşsizler Partisi” kurmak için çalışmalara başlamışlar ilk belirlemelere göre en çok üyeye sahip parti olacaklarmış!
Ezcümle çok ama çok büyüyoruz aman nazar değmeye!
_______________________________________________________________________________
KISACA TAKILDIĞIM: (FENER’İN İŞİ NANAY!)
Herkeste talih bizde kör Salih! Bir takımımız var yüzümüzü güldürecek ona da bu sezon bir haller oldu! Gelen dövüyor giden dövüyor! Futbolcuların ayakta duracak mecalleri yok! Bazıları diyor ki “tatilleri çok kısa olmuş dinlenememişler!” Bana sorarsanız yazdan kalma alışkanlıkla ya gece kulüplerinden çıkıp gelmişler yahut yat turlamalarından! Ki sahada ancak bu kadar horlarlardı! Kısaca Vardar karşında Fenerbahçe sıfırdı! Zaten 2-1 de yenildi layığını buldu!.. Bu yıl Fenerden umudu kesin çünkü işi nanay!
































