Hükümetin döviz karşısında ne yapacağını henüz anlayamadık.
Çalışmalarının sürdüğünü, yakında açıklanacağını söylüyorlar.
Geçtiğimiz haftalarda, banka ya da işletmelere kur sabitleme önerisi yapılabileceği, onların da bunu kabul etme zorunluluğu olmadığı falan söylenmişti.
O günden sonra bazı bankalar, müşterilerine, hükümetten böyle bir talep gelirse, kabul edeceklerini söylediler. Döviz kredisi ödeyenler de umutla bekledi.
Dün Ekonomi Bakanı Özdil Nami’nin “kur sabitleme imkanı yok” açıklaması yeni bir hayal kırıklığı yarattı.
Tamam, paranın kontrolu elimizde değil. Ama dövizle yapılan alışverişler için hükümet bir insiyatif alıp, bankaların, şirketlerin, üniversitelerin birlikleriyle görüşse, böyle bir tavsiyede bulunsaydı, kabul edecek olanlar vardı.
Hem hükümet rica ettiği için, hem de kendi kredibiliteleri için. Dahası ödemesi büyük ölçüde duran kredilerin geri dönüşünü sağlayabilmek için.
Hep olaya borçlular açısından bakıyoruz.
Bir de alacaklıları düşünsenize…
Yaptığımız kısa bir araştırmada, döviz borçlularının büyük çoğunluğunun iki aydır kredilerini ödemediklerini öğrendik. Ev konusu da böyle, banka kredisi de, okul harcı da.
Kuru sabitlemek onların da işine gelecek. En azından akışı sağlayacaklar.
Bir şey daha, ekonomi öylesine hassas bir konu ki, başka meselelere benzemez. Atılan yanlış bir adım, yapılan spekülatif bir açıklama, her şeyi tepetaklak edebilir.
Tabii tam tersi de mümkün. Ne yaptığını bilen, güven veren kararlı bir duruş ve alınan insiyatif de beklenenin üstünde olumlu bir sonuç getirebilir…
BET OFİSLER MESELESİ NE OLDU…
Oturduğum apartmanın altında yıllardır bir bet ofis var. Herkes şikayetçi ama, bir türlü yaşam alanımızdan uzaklaştıramıyoruz. Özellikle hafta sonları, bize ait park yerleri bet oynamaya gelenler tarafında işgal ediliyor. Bazen rica minnetle, bazen tartışarak araçlarını çektirmeyi başarıyoruz. Ve bu her gün böyle sürüp gidiyor…
Benim esas anlatmak istediğim bu değil. Dün bet ofisin kapısında üç tane çocuk görüdüm. Üzerlerinde gittikleri okulun formalarıyla. Yasa var ya, “21 yaşından küçükler giremez” diye. Onlar bunun da yolunu bulmuşlar. Kapının önünde durup bet ofise girmesinde mahsur olmayan yaşça büyük birisine 20 TL uzatıp, kendisine kart almasını istedi. Belli ki onunla bet oynayıp, yine yaşça büyük birisinden yatırmasını isteyecek. Parayı veren çocuğa dönüp, “harçlığını kumara yatırmaktan utanmıyor musun” dedim, “para benim değil” diye cevap verdi. Onun veya yanındakilerinden birinin, ne fark eder…
Yıllardır daha nelere şahit olmadım ki. Arabamı park etmeme yardım edip ardından “abi beş lira verir misin” diyen bir çocuğun, verdiğim parayla gidip bahis oynadığına, yaşı 13-14 olmasına rağmen içeride verdikleri sigarayı keyifle tüttürdüğüne; ailelerinin verdiği paraları kumarda kaybedip, apartmanın elektrik odasında yatıp kalkanlara…
Sözde çocukların oralara girip “kumar” oynamalarını engellemek için yasa çıkardık. Sadece kendi kendimizi kandırmaktan başka bir işe yaramıyor…
Yeni hükümetimiz bu tür yerleri kapatmak yerine sayısını azaltacakları, daha sıkı denetleme yapacakları sözünü vermişti. Henüz bir karar yok. Tamam buralardan alınan yüklü miktardaki işletme vergilerinden vazgeçilemiyor belki ama, insanların yoğun olarak yaşadıkları apartmanların altında, mahalle aralarında, okullara yakın yerlerde olanları da mı öneleyemeyeceğiz?
YERİN KULAĞI VAR
MEDİTASYON MU YAPSAK:
“Sosyal Yemek”, duaları da beraberinde getirdi. Öyle fazla umutlu olmasa da, yine de çözüm isteyenler kendi meşrebince dileklerde bulundular. Aklıma belki de otuz yıl kadar önce meditasyon guruları Maharishi’lerin rahmetli Denktaş’tan, kendilerine adada toplu bir meditasyon yapma izni vermesini istedikleri geldi. Toplu halde aynı konuya yoğunlaşırlarsa, istedikleri değişimi sağladıklarını, hatta Kıbrıs konusunu da çözeceklerini iddia etmişlerdi. Bugünkü halimizi onlara benzettim.
SEÇİM HESABIYMIŞ:
Muhalefetten Akıncı-Anastasiadis buluşmasının, Akıncı’nın Cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönelik manevrası olduğu iddiaları geldi. Hem de koro halinde… Ne komik. Yahu daha 2 sene var. İki senede derelerin altından ne sular akar siz bile şaşarsınız. Şimdi bugün bir süreç başlasa, 2 yıl gitmez ki. Attığınız taş ürküttüğünüz kurbağaya deysin bari…
İNŞALLAH GEÇ KALINMAZ:
“Döviz karşısında elimiz kolumuz bağlı değil” diyen Başbakan Tufan Erhürman, dövizdeki yükselmeye karşı hükümetin bir yol haritası bulunduğunu, sektörlerle de görüşülerek çok kısa sürede gereken açıklamaların yapılacağını ve tedbirlerin alınacağını söyledi. Aman bu işi fazla uzatmayın, vatandaşın dayanacak gücü kalmadı. Yakında döviz yüzünden mahkeme kapılarına düşecek o kadar çok insanımız var ki. Sektörlerle görüşün, fikir alın ama, ne yapacaksanız bir an önce yapmaya bakın. Sizin eliniz kolunuz bağlı değil belki ama, dövizin yükselişi karşısında vatandaşın nutku tutuldu bilesiniz…
UBP’YE YARAYACAK:
Yerel seçimlerde dört partinin Lefkoşa için anlaşma noktasına gelmemesi ve büyük ihtimalle partilerin kendi adayları ile seçime gitmeleri en çok UBP’nin işine yarayacak. İddiaya göre Lefkoşa’da mevcut başkan Mehmet Harmancı üzerinde henüz bir konsensüs sağlanamadı. Özellikle CTP’nin kendi adayını çıkarma konusunda ısrarı sürüyor. Mağusa’da da durum aynı. Büyük kentlerde ittifak yapmayıp, beldelerde yapacağınız ittifak kendinizi kandırmaktan öteye gitmez. 4 partinin bu yolla İlçeleri kaybetmesi sürpriz sayılmayacak…
BU AYIPTAN KURTULUN:
Meclis’te, kayıttan düşen ve kayıttan düşmemesine rağmen geçmişe dönük seyrüsefer borcu olanlar konuşuldu. Bunları konuşup sonuca bağlasınlar, şikayetim yok ama, devlet bütçesine en büyük parasal katkıyı yapan Araç Kayıt Dairesi’nin içler acısı durmunu da ele alabilseler. İnsanların saatlerce kuyruklarda beklediği, paranızla rezil olduğunuz, yıkılmaya yüz tutumuş bina için de bir formül arayışına gidebilseniz. Bunu sadece vatandaşlar için değil, yıllardır o binada çalışmak zorunda kalan memurlar için de yapmalısınız…
VATANDAŞ ÇARESİZ:
Marketçiler, ülkeye vergisiz giren ve normalde asker ailelerine uygun fiyata alışveriş yapma imkanı sağlamak için kurulan askeri kantinler nedeniyle zor günler yaşadıklarını belirterek çare üretilmesini istediler. Kendilerince haklı olabilirler ancak, alım gücü düşen vatandaş ne yapsın. Hergün yeni zamlarla karşılaşmaktan usandılar. İki kuruş daha ucuz diye, haklı olarak bu kantinlere akın ediyorlar…
ZİRVEDEKİLER
Birikim Özgür: “Birkaç ay sonra yerel seçimler için sandık başına gideceğiz. Belediye başkan adayları tek tek televizyonlara çıkıp konuşuyor. ‘Türkiye ile imzalanan su anlaşması kötü’! Hararetle bu anlaşmanın ‘kötülüğünü’ anlatıyorlar…Anlayamadığım bir şey var: Yönetmeye yeniden talip oldukları kentlere bazı Afrika ülkelerinden bile kötü olan altyapıyı mı layık görüyorlar? Bu mudur vaatleri? Yoksa yalvar yakar AB’den 10 yılda 5 milyon Euro destek temin edip iki mahallenin kanalizasyon altyapısını tamamlayınca kendilerini başarılı mı addedecekler?”…
DİPTEKİLER
Bir Bu Eksikti: Türkiye’de sıkça yaşandığına şahit olduğumuz “cinsel tahrik” vakası sonunda bize de bulaştı. Girne Karaoğlanoğlu’nda, “Kızlar açık saçık giyiniyorlar, tahrik oluyorum” deyip pantolonu indiren sapık, polis tarafından yakalandı. “Bizde ne varsa sizde de olacak” dediklerinde, herhalde bundan bahsetmiyorlardı…
































