Dünkü Havadis gazetesinde Esra Aygın’ın Eide ile yaptığı röportaj, isabetli sorular sonucunda bugüne kadar müzakerelerde tarafların hangi konularda ilerleme kaydettikleri ile hangi konularda uzlaşıya vardıklarını daha açık seçik görmemizi sağladı. Artı öteden beri yazdığımca bir kez daha anladım: Eide iki halkı barışçı çözümde buluşturmak için kendine özgü politik yaklaşımlarına hem “felsefe” katıyor hem de “psikoloji!” Mesela Türk ve Rum halklarının birbirlerinden neden “korktuklarını” anlatıyor. Ve tabi ki “korkuların devamı” üzerinde bir çözüm olamayacağı imajını çakıyor..
Doğrusu yorumlarımızı okuyup bizi “ırkçılıkla” yahut “fanatizmle” suçlayanların aksine, süregelen çözümsüzlüğün en büyük nedenlerinden bir tanesinin iki halkın birbirine güven duymamasından kaynaklı “korkuları” olduğunu kabul edenlerdenim. Eide de o “korkuları” neşterliyor! Dolayısıyle “Müzakerelere iki halk arasında kağıt üzerinde imzalanacak kupkuru bir anlaşma vizyonundan bakmıyor. Varılacak anlaşmaya “ruh” katmaya çalışıyor bu yönü ile de selefi Downer’e fark atıyor…
NEDEN UZATTIM. Neden Eide’nin Türk ve Rum halklarının “korkularını yenmeleri” konusundaki değerlendirmelerini bu kadar uzatıp soruna özellikle mim koydum? Sorunu daha iyi anlatabilmek için önce Eide’nin Esra Aygın’a söylediklerini aktarayım.
EİDE’NİN TEŞHİSİ: “…Kıbrıs’ta geleneksel olarak bir toplumun güvenlik arayışı diğer toplumun aleyhine işledi. Kıbrıs Türkleri Türkiye’nin ordusu ve garantisi ile kendilerini güvende hissettiler. Ayni Türk ordusu ve garantisi Kıbrıslı Rumların güvensizlik hislerinin kaynağı oldu.. Ayni şekilde “darbe ve Enosis” Kıbrıslı Türklerin güvensizlik hissetmelerinin kaynağıydı ve bu nedenle güvenlik arayışına girdiler.. Kıbrıs’tan sadece can güvenliği değil, toplumların varlıklarını sürdürebilecekleri konusunda da kendilerini güvende hissetmelerini sağlayacak bir güvenlik sistemi gerekiyor…”
Eide “güvensizlik” sorununu dolayısıyle “çözüm aşamasında çok daha büyük önem kazanacak olan “güvenlik” sorununu deşerken sonuçta şunu söylüyor: “Garantörler de dahil ilgili uluslararası aktörlerin yapıcı tavrı nedeniyle bu konunun en zor konu olmayacağını düşünüyorum…”
BASİT DEĞİL: Tabi ki Eide de bilir. AB’nin ve garantör ülkelerin “Kıbrıs’ta barışçı çözümü güvenceye almaları olasıdır ama iki halkın “kafası ile ideallerini, tarihi ile bayrağını, ırksal aidiyetleri ile bağlı oldukları anavatanlarını” dışta bırakıp unutmalarını beklemek mümkün değildir…
“KIBRISLI” Kıbrıs adasında yaşayan insanları ifade eden bir coğrafi terimdir. Fakat “Helen olmak, Helen oluş inancı ile yaşamak” yahut “Türk olmak Türk kimlik ve özellikleri ile yaşamak” çok farklı olgulardır. Ve bunlar tamamen “millet ve milliyetçilik” kavramları ile emişmiş türlü çeşitli varoluş hasletlerini içeren “ulus-devlet” oluşa kadar uzanan karakteristik yapılanmalardır. Bu nedenledir ki “bugüne kadar iki halk birlikte yaşamak yerine sürgit kavga etmiş, savaşmış, sonunda iki bölgeye ayrılmışlardır..”
SONUÇ: Dünyanın en iyi anlaşmasını da yapsanız “iki halkı güvenlik içine alacak kalıcı ve caydırıcı anlaşmayı yapmazsanız çözümün ömrü Kıbrıs Cumhuriyeti kadar bile olmaz.. Kaldı ki özellikle bu sorunu mülk konusunda “para” olayı ile çözmek “halkları para ile satın alıp” çözüm sağlamak hiç mümkün değildir. Zaten Eide de bunu bildiği içindir ki “maddiyatın” yanına “manevi değerleri” de katıyor…
**********
KISACA TAKILDIKLARIM: (OLASI ÇÖZÜMÜN EKONOMİK VERSİYONLARINA HAZIR MIYIZ?)
Değil mi ki ayni adayı paylaşacak iki komşuyuz. Ki geçmişte de “iç içe değil yine komşuyduk!” Fakat Türk halkı ile Rum halkını yan yana getirmeye çalışan “neo barış” yanlıları çözümü sadece iki halkın kaynaşması esasında görüyorlar. Ya ekonomik ilişkiler? Mesela bu konuda Rum tarafına baktığımızda adamların çözüm olacakmış gibi harıl harıl arayışlar içinde olduklarını görüyoruz. Hatta Eide de bu konuyu gündemine aldı bakın ne diyor:
Eide ne dedi: “…Kıbrıs’ta sanki para kaybedecekmiş gibi çözümün maliyetinden söz ediyorsunuz.. Gerçekte bütün çalışmalar zaman içinde bulunacak bir çözümün çözümsüzlükten daha fazla zenginlik getireceğini söylüyor…”
Neofidu ne dedi: Disi Başkanı Neofidu Kıbrıs sorununa bütçe disiplinini ve kamu ekonomisinin sürdürülebilirliğini peşinen güvence altına almayacak bir çözüm bulunması halinde Troyka yeniden geri gelecektir! Ayaklarımızı yere basmalıyız!
VE EKLEYELİM. Rum liderliği Güney’de çözümün ekonomik yönünü tartışırken Dünya Bankası ile de görüşmeler sürdürüyor… Yani Bir dünya devleti olan Güney çoktan harekete geçti.. Çözümün maliyetinin 25 Milyar euro olacağı söyleniyor.. Ve Güney daha şimdiden olası bir çözümü dikkate alırken, Kuzey’deki mülkünün tazminatından kapacağı paraları nasıl cebellu edeceğinin hayallerinde damak şaplatıp salya koyuveriyor!
Ya Türk tarafı? Suyu daha bitiremedik! (Galiba da hiç bitmeyecek çünkü olay çeşmelerden kesintisiz tatlı su akmasını, kurak çorak Kuzey topraklarının sulanıp yeşermesini aştı, ranta dönüştü! Artık hesabı yapılan tek şey suyun sayesinde ne kadar parasal gelir elde edeceğimiz oluyor. Zaten Türkiye ile kavga da bu nedenleydi. Kör gözüne parmağım yapılan teklif, “sen suyu akıt ama ötesine karışma” gibilerinden akla mantığa sığmayan bir teklifti!)
Halâ da su sorununu tartışıyoruz! Ve halâ kesin bir karara varmadık! Kaldı ki aklımızı başımızda toparlayarak o dillerden düşmeyen “hemen çözüm” lafına uygun ciddiyette, “geleceğin ekonomisi ile finansal yapılanmasına” şimdiden plan programlarla hazırlanacağız!
Kİ UNUTMAYIN: Çözüm olursa Federal Merkez bankasının sultası altına gireceğiz. Kendi bölgemizde AB üyesi olsak da ne kadar “bağımsız ve egemen” olacağımızı bilmiyoruz. Fakat öyle bugünkü gibi plansız programsız kendi başımıza buyruk ve sendikalarımızın eylemleri ile grevleri oranında şekil bulan bir ekonomik serüvenle vaziyetleri idare edemeyeceğimizi her halde bugünden idrak etmeliyiz… Çünkü olası çözümde Rum ekonomik monopolüne karşı artık “Türkten Türke” kampanyaları başlatacak bir Denktaş da olmayacaktır!

Önceki Haber
Sonraki Haber

























