“Nasıl çözüm” sorusuna bugüne kadar vermediğimiz cevap kalmadı. Genelde “iki halkı da rahatsız etmeyecek, istikrarı bozmayacak, lafın ağa babası olan Papaandreu’nun ifadesiyle “fonksiyonel bir çözüm.” Hem söylemi hoş hem işitilmesi!
Bugüne kadar bu hoş kokulu çözümün “nasılına” cevap veriliyordu ama dillerden düşmemesine karşın şöyle böyle 25-30 milyara mal olacağı söylenen faturasının kimlerden ve nasıl sağlanacağı çokluk seslendirilmiyordu. Buna karşılık kimileri dünya bankasından borçlanılarak, kimileri Amerika gibi tuzu kuru devletlerin bağışlarından yararlanılarak, kimileri de Kıbrıslıların borçlandırılarak çözüm finansmanı yaratacaklarını söylüyordu. Zaten geriye de başka seçenek kalmadığından “eh olabilir” diyor, bir yandan da gözümüzün ucuyla AB’nin mülteciler sorunu nedeniyle vermeyi kabul ettiği 3 milyar yuroyu hâlâ savsakladığını seyrediyorduk!
EİDE ÇÖZÜYOR! Tabi sadece “Eide” demek yetmez. Bu acar diplomat ayni zamanda bir “siyaset filozofu.” Sorunları önce ruhunda sonra beyninde çözüyor. Ve her halde son zamanlarda karnından konuşurken şöyle diyor: “Çözümü sağlayacağız da maliyetini nasıl karşılayacağız?”
Doğru! Çünkü Kuzey’deki beş on Rum mülküne bile okkayla parasal tazminat verildi! Nitekim astarı yüzünden pahalı olmalı MTK’nin bu mülklere ne kadar para ödediğinin ve mülklerin kimlerin eline geçtiğinin kesin açıklaması hâlâ yapılamıyor! Kaldı ki eğer Güzelyurt Kuzey’de kalacaksa… Maraş iade edildikten sonra “bakın ne hale getirdiniz diyerek Türkiye’yi ve bizi AB mahkemelerinde süründürüp milyarlarca yuro ödemeye mahkûm ederlerse… Veya ötesi tüm Rum köy ve kasabalarının ki Kuzey’in 1 milyon 800 bin dönümünün Rum mülkü olduğu söyleniyor… Parasal tazminatlarını Kim ödeyecek?
VE ÇAREYİ BULDU: İlle de “ben Kıbrıs sorununu çözeceğim” iddiasında belki de “BM’ler Genel Sekreterliğine kadar tırmanmayı düşünen” Eide, belki duşunu alırken “buldum” diye çırılçıplak yollara düşmedi ama düşüne düşüne finansal sorunu çözecek formülü buldu. “Çözüm zaten kendi kendini finanse edecekmiş!”
(Oldum olası ne paradan anlarım ne para işlerinden! Bu nedenle enayi yerine konduğumuz çok olmuş yemediğimiz kazık kalmazken iki yakamız da bir yere gelmemiştir!) Bu nedenle Eide’nin buldum dediği formülü de anlamadık! Azıcık anladığımız ise şu. Çözüm olacak, memlekete o kadar refah ve zenginlik gelecek ki tazminatı gerektiren mallar kendi kendini ödeyecek…
BİR SORUN VAR: Eide’ye göre çözümle birlikte “iklim” değişecek, soğuk havalar gidip sıcak havalar gelecek… Dış yatırımlar, iç yatırımlar derken Kıbrıs uzay mekiği gibi seyyareden seyyareye uçacak… Ha sorun nedir bilir misiniz? Meğer Eide hayal kurmayı da seviyormuş. Bilmiyorduk öğrendik!
**********
KISACA TAKILDIKLARIM: (GEÇEN HAFTANIN OLAYLARI İLE DALGALANDIKTI HÂLÂ DURULMADIK!)
Uzun süredir siyasiler insanları izliyorlardı çünkü onlar “STÖ’leri, Sendikaları, Birlik ve Dernekleriyle yollardaydı.
Fakat geçen hafta seyirci kitlesi değişti. Siyasiler sahne alırlarken halk da seyirci koltuklarına oturdu. Ve bayıla ayıla “istifaları” seyretti! Eğer film henüz bitmediyse bu hafta da devam edecek.
NELER OLUYOR? Bir kere bu istifaların endazesi kaçtı! Çünkü “kitlesel” hale dönüştü. Oysa hiçbir milletvekilinin ortada “ciddi ve illegal olaylarla ahlâki sorunlar” olmadan partisinden istifa etmesi kabul edilebilir değildir. Önce kendilerini oylayıp Meclis’e gönderen seçmene ayıp, sonra da Meclis’in “yüceliğine.”
Kaldı ki zaten bir avuç Milletvekili. On tanesi Bakan olsa 40’ı kalıyor. Bunlar da “yasama görevi” yapacaklarına eğer partilerinin sorunlarından kaynaklı böylesi istifalarla Meclisi olumsuz etkilerler ve bu yasama yılında ne Meclis Komisyonlarında ne de Bakanlıkların çalışmalarında tüzük gereği yer alamayacaklarsa, çekiverin kuyruğunu…
PARALAR NEREYE? Geçen hafta artık çalışanlarının Sigortaları ile ihtiyat sandığı paralarını bile ödeyemeyen Belediyelerimizin “trafik cezalarından 3 milyon TL’ye yakın gelir elde ettikleri açıklanıyordu. Bu paraları cari harcamalarında kullanmışlar.
Ayni hatayı devlet de yapıyor! Trafik cezalarını “trafiğin iyileştirilmesi için kullanması” gerekirken kendi bütçesel giderlerine aktarıyor! Fakat trafik’te sorunlar her gün biraz daha artarak, bir gün kimselerin düzeltemeyeceği kadar bozularak devam ediyor! Çünkü diyoruz, “arabalar artıyor, nüfus artırıyor, iskân alanları genişliyor, turist sayısı artırıyor… Ama “yollar ve trafik düzenlemesi” on yıl önce neyse şimdi beterince öylecene kalakalıyor! Ve kimseler sırf bu yüzden hemen her gün her kentte onlarca arabanın birbirlerine çarpa toslaya ilerlemeye çalıştıklarını seslendirmiyor! Bağırıp çağırmıyor! “Artık yeter” demiyor! Aksine “böylesi bir cehennem trafiğinde nasıl çok usta sürücü olduklarını ispat etmek için süratin süratini yapanlar, hem ölüyorlar hem öldürüyorlar! Buna karşın belediyeler çok rahat çünkü hesap soran yok! Özellikle Mağusa Belediyesi! Yollar kaldırımlar dökülüyor! Trafik dediğiniz işaretlerinden, sinyalizasyonlardan yoksunluk içinde, araba sürmek felâketle eşdeğerli oluyor fakat kimseden çıt çıkmıyor!
VE ÇOK ESKİ BİR SORUN: Fukara devlet dedik, ne yapsın gariban dedik! TC vermezse aç kalacak dedik… Fakat: Zaten sen 42 yıldır on tane okul yapmadın, mevcutlar Rum’dan kalma! Bari onarımlarını restorasyonlarını yap! Kısaca geçen hafta “okullar dökülüyor” diye kıyametler kopartıldıydı neyse tarihi Bayraktar Ortaokulu için tedbir alındı haberi geldi. Zaten Eğitim ya hey, bari okul binalarını kurtarın belki bir gün onlar da Eğitim Öğrenimi kurtarırlar!
KISACA: Geçen hafta terör olaylarının da üzdüğü sesli soluklu günler geçirdik. Ve hâlâ TC-KKTC Mali ve Ekonomik Protokolünü imzalamadık. Hâlâ su konusunda somut bir girişimde bulunmadık! Hâlâ süt üreticisinin sütüne, patates üreticisinin patatesine çare bulamadık! Kısaca bizim devlet “güneşse” sorunlar da “uyduları!” Dönüp dönüp çözümsüzlükleriyle önümüze geliyorlar!
































