Eide’nin seçimlerden sonra müzakereleri yeniden başlatmak amacında adaya gelmesi zamanlama açısından ne kadar isabetlidir bilmiyoruz! Eğer Rum tarafında böylesi bir Cumhurbaşkanlığı seçim kampanyası söz konusu olsaydı Eide’yi kapıdan içeri sokmazlar, biraz daha bekle derlerdi!
Oysa bildiğim kadarı ile KKTC’den bu konuda her hangi bir telkin gelmedi. Ne baş müzakereci konumundaki Eroğlu’ndan ne de Başbakan ile Dışişleri Bakanından. Eide ise bugün Eroğlu daha sonra Anastasiadis ile görüşeceği açıklamalarını çoktan yaptı. Yaptı da Türk tarafı açısından şu anda müzakerelere yeniden başlanması için zemin yoklaması yapmak yanlış! Şu yönden:
SEÇİM SONRASI: Eğer “Eroğlu kazanmazsa” varsayımından hereket ederek diyorum ki hangi aday seçilirse seçilsin farklı bir müzakere yöntemi uygulayacaktır. Adaylara baktığımda “Güney’e daha yakın bir anlayışın politikasını sezinliyorum.. Tabi bunu da işkembe’i küpradan atmıyorum, adayların seçim kampanyaları ile “çözüme ilişkin görüşlerini dikkate alarak” iddiama koyuyorum! Az biraz açılımını yapmak gerekirse çok kısaca hatırlatayım.
Eroğlu için çözüme yönelik “Federal sistem” iki devlet esasında iki bölgeli ve kesinlikle Türkiye’nin de garantisini içeren eşitliğe dayalı bir statü ön görüyor. Tutun ki “konfederal sistem.” Öteki adaylar bu görüşü paylaşmıyorlar. Daha esnek mesela çözümden önce Maraş’ı içine kattıkları güven yaratıcı önlemlerle Birleşik Kıbrıs lafzına uygun bir süreç gözlüyorlar… (Ankara ile uyum konusunu dışta bırakıyorum çünkü sonuçta siyasi irademizi önce kendimiz kullanacağız.)
MÜZAKERELER BAŞLARSA: Eğer Eroğlu kazanırsa güven tazeleyecek. Dolayısıyla masa başında daha ödünsüz bir politika izleyecek…
Diğer adaylardan ise kim seçilirse “yeni bir Cumhurbaşkanı” olacak.. O makamda nasıl bir rota izleyeceği, siyasi iradesini nasıl kullanacağı ve ötesi tüm politik argümanları müzakerelere nasıl yansıtacağı da “yeni” olacaktır. Bunu Eide de bilir. Seçimden sonra “müzakere kadrolarının da değişebileceğini bildiği halde! Buna karşın yine de adaya geldiyse, bilin ki hangi “adayın Cumhurbaşkanı seçileceğinin nabız yoklamasını yapacaktır! Kendini olası müzakerelere hazırlamak için. **********
Sivil toplum örgütlerimiz: (Ne kadarı ne kadar işlevseldir?)
Ben 2 binin üzerindedir zannediyordum. Meğer bin 875 imiş! Sivil Toplum Örgütlerimizden söz ediyorum. Bazı demokrasi sevdalıları 300 bin kişilik toplumda bu kadar çok STÖ olmasını halk iradesinin tecellisi olarak kabul ediyorlar. Öyleyse verilen rakamlara bakalım: Mesela:
Sağlıkla ilgili STÖ’lerimizin sayısı 74’tür!Kültürel konularla ilgili 264 STÖ vardır! Kadın hakları ile falan 45 STÖ!
Toplumsal dayanışma konularında 470 STÖ vardır!
Mesleki STÖ’nün sayısı 290’ı buluyor!
Spor alanlarında 552, Din konularında 74, şehitlerle ilgili 26 STÖ! Çevreciler 55, emekliler 6 STÖ’yü oluşturmuşlar!
ŞİMDİ BEKLEMEZ MİSİNİZ? Memlekete hizmet etme cehdi ile kurulan bu kadar duyarlı ve fedakâr Sivil Toplum Örgütlerine sahiplikte KKTC’nin uçmasını beklemez misiniz?
Mesela her yeni Bakan ile bir yeni sistem arayışına sokulan Sağlık kurumlarımızın yine de sistemsizlikten şikayet ettikleri gerçeklerde “Sağlıkla” ilgili 74 STÖ’nün işlevini merak etmez misiniz? Ki memlekette Devlet Hastahanesi denilen bir iki hastaneden gayrısı da yok! O 74 örgüt bir omuz verseler hastanelere hastaneler, sağlıksızlıklara sağlıklar katmazlar mı?
Mesela: “Dayanışma” adı etrafında 479 STÖ oluşmuş! Bakın bakalım toplumun gül cemaline? Ve şüpheyle sorun: “yoksa Kıbrıs Türk toplum bünyesindeki bunca ayrılıkla yaratılan çatışma ortamları bu STÖ’nün kendi aralarındaki “aykırılıkları” ile “iktidar muhalefet” tartışmalarından mı kaynaklıdır?” Hiç şüpheniz olmasın öyledir!
STÖ’LERİNE İNANIYORUZ: Fakat ayni amaç uğruna oluştukları halde parça körçe örgütlenmelerle çoğu fantastik gösterili etkinliklerini ayni inancımıza koyamıyoruz!
Buna karşın “Çevrecilere bin çevreci daha eklensin” diyebiliyoruz! Belki o zaman memleket temizlik tertip görür” düşüncesinde!. Fakat kendi siyasi görüşlerini, sol sağ fraksiyonların ahkâmlarında halk katlarına empoze etmek için oluşan ve bunun için görevlendirilmiş bazı dış “odaklardan” ödenen “örgütlere” ayni değer yargısı içinde bakamıyoruz!
Bugün gençlerin en büyük sorunlarından birisi bu tip “örgütler” elinde beyinlerinin yıkanmaya çalışılmasıdır! Siyasi partilerin emir kulları durumuna getirilmelidir!
MADALYONUN DİĞER YÜZÜNDEKİ KTAMS’SI: Geçen cumartesi bir STÖ’sü olması gereken KTAMS’ın Genel Kurulu yapıldıydı. Kıbrıs Türk Amme Memurları Sendikası Başkanı Ahmet Kaptan büyük bir övünç ve gururla açıkladıydı: “Siyasileri görmeden mutlu bir gün geçirdik!” Olay şuydu:
KKTC’den ne devlet ne de siyasi kimlikli hiç kimse Kurul Toplantısına davet edilmediydi ve Kaptan onların yüzlerini görmediği için ne kadar mutlu olduğunu açıklıyordu.
Ki “sendikal varlığı ile başkanlığı, o siyasileri sevip tanımasa bile işlevi ile hak saydığı eylemleri, mücadelesi ile etkinlikleri bizatihi “yüzlerini görmediği için mutlu olduğu o siyasilerin” sayesindedir! Devlet varsa Sendika da vardır. Çekin o beğenmediği siyasilerin oluşturduğu devleti KTAMS’ın altından, kıç üstü yere çakılır bir daha kalkmaz!
Kuvvetler ayrılığını savunurken, bir sendikanın devlet ve “siyasi kimlikli seçilmişlerine” yönelik bu “boykotunu” anlamak mümkün değildir!
DEMEK İSTEDİĞİMİZ ŞUDUR: STÖ’leri elbet olacaklardır. Fakat memleketi kendi kafalarına göre yönetip dizayn etmek için değil. Böylesi bir amaç aynen Meclisi basan sendikacıların eylemlerinde görüldüğü gibi “devlete” yönelik “tertipli isyanı çağrıştırır!” KKTC zaten iyicene gerildi bundan yararlanmak isteyenler olabilir ama daha fazla gerilmemeli. “İç barış” her bir şeyden daha önemlidir…
**********
Kısaca takıldığım (Köpeklerin sorunları ile yaptığınız eyleminizin kabul edilmesi mümkün değildir!)
Bir süre önce artık “ordular haline geldiler” dediğim başı boş köpekler sorunu bu kez de o başı boş köpeklerin asıl “kaynağı” olan DAÜ Kampüsü’nde de protestolu yürüyüşlerle kınandıydı. Üniversiteli kızlı erkekli öğrenciler DAÜ’ye bırakılan köpeklerden yakınırlarken onlara sahip çıkılmasını talep ettilerdi. Bazıları bu başıboş köpekler sorunu eylemine irili ufaklı köpekleri ile katıldılardı!
ŞİMDİ SORUYORUM: “Başıboş köpekler ve bakımlarıyla idameleri sorunları” nedeniyle köpekleri ile birlikte eyleme katılan o öğrenciler yarın üniversite tatile girdiğinde yahut mezun olduklarında adadan ayrılıp ülkelerine dönerlerken “sahibi oldukları çoğu kayıtsız olan o köpeklerini ne yapacaklar?”
Barınağa mı teslim edecekler? Barınak yok! Tanıdıklarına mı emanet edecekler? Mağusa’da kimi tanırlar ki? Belediye’ye mi verecekler? Yoksa ağlaşsalar, yürekleri yansa bile başıboş köpekler ordusuna katılmaları için tasmalarını çözüp DAÜ Kampüsü’ne yahut yollara mı salacaklar? Bu nedenle yazıyorum: “Köpekler için yaptığınız eylemeniz kabul edilmemiştir!”
































