KKTC ile TC arasında geçtiğimiz hafta içinde imzalanan antlaşma ile KKTC liselerinde kesintisiz öğrenim gören TC vatandaşı öğrenciler de, KKTC’deki üniversitelere girişte KKTC vatandaşlarının elde ettiği haklardan yararlanacak. Anladığım kadarı ile kabaca antlaşmanın anlamı bu… Bu konuda ciddi sorunlar yaşandığı biliniyordu. Uzun yıllardır bu ülkede yaşayan ve vatandaşlık veya serbest dolaşım hakkı bekleyen ailelerin çocukları ve eğitim adına bir sorunu giderildi.
İyi güzel de, bu sorun nerden çıktığı üzerinde de kafa yormakta yarar var. Gelmiş geçmiş hükümetlerin doğru dürüst bir nüfus politikası üretmediği, kimlikle girişle birlikte, neredeyse Türkiye’den elini sallayarak herkesin geldiği bir ülke haline gelen KKTC’de bu nüfus akışının yarattığı sorunların olması da kaçınılmazdır. Bu ülkede büyük oranda çalışmak için gelen ve uzun süredir bu ülkede kalan Türkiyeli göçmenlerin çocukları tabii ki bugüne kadarki yanlış politikaların sorumlusu olamazdı. Sorunları çözülmeliydi. Gerek üniversiteye girişte gerekse askerlik konusunda… Geçmiş yıllarda çok sayıda örnek var askerlikle ilgili… Neredeyse tüm yaşamını bu ülkede geçirmiş çocukların askerlik çağına geldiğinde hiç bilmedikleri, yaşamadıkları Türkiye’de askerlik yapmak zorunda kalıyor olması çok ilginç… Bu durum halen devam ediyor mu? Açıkçası bilemiyorum.
TC-KKTC arasında geçtiğimiz hafta imzalanan antlaşma da aslında sorunlara palyatif çözüm üretmekten başka bir şey değil. Sorunun derinine inmeyen, günü kurtarmaya yönelik bir antlaşma olmasına rağmen olumlu sayılabilir.
********
Aklıma takılan bir başka konu da İlahiyat Koleji meselesi… Bu okulla ilgili düşüncelerimi birçok kez bu köşeden defalarca yazdım. Bilindiği gibi Yüksek İdare Mahkemesi 17 Haziran 2016 tarihinde bu okulla ilgili bir karar üretti ve şöyle dedi: “Lefkoşa’da Haspolat’ta İlahiyat Koleji açılması hususunda alınan kararın veya yapılan işlemin hükümsüz ve etkisiz olduğuna ve herhangi bir sonuç doğurmayacağına karar verilir”.
DAÜ Hukuk Fakültesi eski öğretim üyesi ve CTP Genel Sekreteri Yrd. Doç Dr. Tufan Erhürman geçtiğimiz günlerde sosyal medya hesabından YİM’in aldığı karara atıfta bulunarak şöyle dedi: “İyi İdare Yasası’nın 23’üncü maddesinin 1’inci fıkrası ise şöyle der: “İdare, yargı kararlarının gereklerini en geç otuz gün içerisinde yerine getirir”. Mesele, laik eğitim ilkesi, böyle bir okulun gerekli olup olmadığı veya okula gereğinden fazla öğrenci alınıp alınmadığı noktalarından hareketle de tartışılabilir ve tartışılıyor. Ama bunların tümü bir yana bırakıldığında bile ortada ciddi bir hukuki sorun var. Kararın üzerinden 30 değil 40 gün geçti ve hükumet henüz bu kararın gereklerini yerine getirmek konusunda hiçbir şey yapmadı. Umarım bu tutumu okullar açılıncaya kadar sürdürmek ve sorunu öğrenciler ve velilerle sendikaları bir kez daha karşı karşıya getirmek suretiyle “çözmek” niyetinde değildirler.”
Tufan hocanın bu ifadelerinden anladığım Eğitim Bakanlığı’nın bu konuda mahkemeyi dikkate almayan tavrı yasalara ve hukuka aykırı. Umarım erken bir zamanda bu konuda bir karar üretilir de eğitim bakanlığı bir ayıptan kurtarılır.
Eğitim Bakanlığı’nı bekleyen bir başka sorun da öğretmen ve okul yöneticisi eksiklikleri. Eğitimin önemli paydaşlarından sendikalar geçtiğimiz hafta içinde eksiklikleri kamuoyu ile paylaştı. Eğitim Bakanlığı ve Maliye Bakanlığı bu talepleri karşılayabilecek gibi görünmüyor. Bu da demektir ki, yine yeni öğretim yılı öğretmen eksiklikleri ile başlayacak.
Son bir merak! Sahi Bayraktar Ortaokulu ne oldu? Bir buçuk ay sonra okullar açılıyor. Bu okul yeni öğretim yılına yetişecek mi? Yoksa yine yüzlerce öğrenci başka okula mı taşınacak?
Benimkisi de merak işte…
































