EğitimKöşe YazarlarıSürmanşet

Eğitim adına 2020’den ders çıkarmak…




Tüm dünya 2020’yi neredeyse covid-19 virüsü ile mücadele ederek geçirdi. Tüm dünyada okullar geçtiğimiz Mart ayından itibaren bir süre kapandı, daha sonra tekrar açıldı. Okulların en uzun süre kapalı kalan ülkelerden biri de biz olduk.

Birçok ülkede okullar Haziran ayından sonra açıkken, bizde Mart ayından Ekim ayına kadar okullar kapalı kaldı. Eğitim adına ciddi kayıplarımız olduğu kesin. Bu kayıplar öyle birkaç yıl içinde önümüze çıkacak eksiklikler değildir. Zaman içerisinde karşılaşıp göreceğiz. 1985-86 öğretim yılında ilkokulların 6 yıldan 5 yıla indirilmesi ve o yıl 5’inci sınıfların da mezun edilmesi sonrasında o çocukların ileriki eğitim hayatlarında ne sıkıntılar çektiklerini çok iyi hatırlıyorum.

Şu anda ülkede yarı zamanlı bir eğitim devam ediyor, o da artan covid-19 vakaları nedeniyle sekteye uğramış durumda. Bizim ülkede yıl içerisinde okula gitme süresi 170 gün civarıdır. Öyle görünüyor ki bu yıl bunun yarısını gidecek çocuklar okula… Şimdi bir de Şubat tatili erkene alındı ve eğitime bir süre ara verildi. Peki vakaların düşeceği garantisi var mı? Yok.

Peki eğitim ne olacak? Eğitimin ne olacağı ile ilgili artık biraz daha bilimsel, biraz daha sorun giderici adımlar atmak gerekecek. Gelişmeler gösteriyor ki 2021’de de eğitim covid-19 engeline takılmaya devam edecek. Ocak sonrası dönemi yeniden planlayıp, “öğretim faaliyetlerini daha fazla nasıl verimli hale getirebiliriz” üzerinde kafa yormak gerekiyor.

…Ve elbette 2020’den çıkarmamız gereken dersler var. Örneğin online eğitim konusunda atmamız gereken adımlar var. Hem alt yapı noksanlığı, hem öğretmen eğitimi, hem de materyal bakımında geliştirilmesi gereken noktalar var. 2020’de yaşadığımız online eğitim süreci bazı eksiklikleri yüzümüze vurdu. Önemli olan bunları tespit edip bir sonraki döneme bunları düzeltmek, eğitimin daha iyi yürümesine katkı koymak gerekecek.

Ülkede ilk ve ortaöğretimde 53 bin öğrenci var. Bunların içinde ana dili Türkçe olmayanlar, mevsimlik işçi çocukları, gelir düzeyi düşük aile çocukları da vardır. Birçok evde internet, bilgisayar, tablet gibi olanaklar yoktur. Devlet olarak bunları her eve sağlayabilirsek iyi olur ancak kısa sürede bunun olması da pek olanaklı görülmüyor. Dolayısı ile yüz yüze eğitimi “nasıl daha iyi, daha güvenli yapabiliriz” konusuna yoğunlaşmak gerekiyor.

Toplum olarak covid-19’u yenmek için kurallara tam anlamı ile uyduğumuz söylenemez. Devletin de önlem alma konusunda kafası karışık olduğu için bugün yükselen vakalarla boğuşmak zorunda kalıyoruz. Bunun acısını şimdi, bugünlerde çekiyoruz. Çekmeye de devam edeceğiz.

Şimdi yeniden toparlanma zamanı… Toplum olarak vakaların yeniden sıfır düzeyine inmesi için yapmamız gerekenleri unutmadan, devleti de denetim yapmasına baskı unsuru olmalıyız. Aksi taktirde bu vakaların düşmesi çok zor.

Vakaların düşmemesi demek, eğitimin daha da aksaması, ekonominin daha da çökmesi demektir. Eğitim adına 15 günlük bir düşünme süremiz var. 18 Ocak’tan sonra eğitimin kesintisiz devam etmesi için herkes şapkasını önüne koyacak. Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Öğretmen Sendikaları ve vatandaşlar birlikte hareket edip eğitimi daha iyi bir noktaya çekmek gerekiyor. Bunu beceremezsek kaybeden çocuklarımız olacaktır.

Toplum olarak kime güveneceğimiz konusunda da kararsızlığımız var. Bundan dolayı da her kafadan bir ses geliyor ve bu da bilgi kirliliği yaratıyor. Devletin de bu konuda güven verici olması, vatandaşı daha da rahatlatacak. Eğer farkında olmazsak eğitim elimizin içinden kayıp gidecek ve ondan sonra toparlamak da zor olacak. Benden söylemesi…







Başa dön tuşu