sen eğer yine İstanbul’san
senin ıslıklarınsa saplanan bu ıslıklar
gözbebeklerimde gezegenler gibi dönen yalnızlığımdan
bir tekmede kapılarını kırıp çıktım demektir
ulan bunu sen de bilirsin İstanbul
kaç kere yazdım kim bilir
kaç kere kirpiklerimiz kasaturalara dönmüş diken diken
1949 eylül’ünde birader mırç ve ben
sokaklarında mohikanlar gibi ateşler yaktık
sana taptık ulan
unuttun mu
sana taptık
…
Çaktırmadan uyarlayalım:
…
Bak Ayşe
Sen eğer yine Ayşe isen
Hani 74 Temmuz’unda birader Memed ve ben
Dağlarda şabanlar gibi ateşler yaktık
Unuttun mu
Uçaklar gelirken
Sana taptık ulan
Sana taptık
…
Peki şimdi ne olacak
Büyük birader Amerika’ya gitmezden önce
“Aramızdaki farklar dağlar kadar” demiş
Eğer “senin ıslıklarınsa saplanan bu ıslıklar” onun dudaklarına
Ulan
Yine tosladık demektir
…
Hatırla
O yakıcı temmuz’da
“Adaya barış için geldik” demiştin
Ayşe
Eğer sen yine o Ayşe isen
“Kaç kere yazdım kim bilir”
Bunu bilirsin
Kırk yıl geçti aradan
Her defasında birader Memed ve ben
Hayal kırıklıklarına uğradık
Eğer sen
Aynı Ayşe isen
“Kaç kere kirpiklerimiz kasaturalara dönmüş diken diken”
Büyük birader Amerika’ya giderken
Söyledikleri eğer doğruysa
Aradaki fark dağlar kadarsa
Ulan
Yine yan bastık demektir
…
Duyuyorsan
Biliyorsan
Anlıyorsan
Ama bunu sen de bilirsin
Ve sen yine o bildiğimiz Ayşe isen
Söyledikleri doğruysa büyük biraderin
Eğer o sözler senin yapıştırdığın sözlerse dudaklarına
Ulan
Boşuna taptık demektir
…
(Alıntı şiir Atilla İlhan’ın “İstanbul Ağrısı” adlı şiirinden)
































