Köşe Yazarları

EFSANELER ÖLMEZ…

Konuk Yazar Türkay Öyken yazdı







Bak bir varmış bir yokmuş… Böyle başlıyor tüm masallar…  Dedem Erol TERALI da bu dünyada gerçek olamayacak kadar eşsiz karaktere sahip biriydi. Bu yüzden böyle başlamamın daha uygun olabileceğini düşündüm…




Ölüm, kendimizi bildik bileli anlamlandırmaya çalıştığımız korkutucu bir olgu. Her canlı doğar, büyür ve ölür. Doğum ile ölüm arasında geçen süreye ise ‘ömür’ adını veriyoruz. Evet, bu kavramlara biraz ters düşecek ancak bana sorarsanız ‘ölümsüzlük’ de var. Var da olmalı zaten! Peki nasıl mı? Size verilen bu ömrü nasıl yaşadığınız, neler yapıp neleri yapmadığınız ile ilgili! Dilerseniz dilimin döndüğü kalemimin yazabildiğince birkaç şey anlatmaya çalışayım.



DÜRÜST, GÜVENİLİR, HİLESİZ, İYİLİK TİMSALİ BİR ADAM EROL TERALI… HERKESİN SEVİP SAYDIĞI, BENİM TEMELLERİM, DENİZİM VE YAŞAMIMI SÜRDÜRECEĞİM LİMANIM.

Sene 2000, o zamanlar kaldığımız ev ile okulumun arası yürüme mesafesi. Her okul çıkış zili çaldığında dedem Şht. Ertuğrul İlkokulu’nun kapısında beni bekler onu görür görmez kucağına atlayıp sımsıkı sarılır elimden tutup doğrudan eve yürürdük. Sokağın başına gelip eve yaklaştığımız zaman elini bırakıp koşar adımlarla eve ulaşıp ‘dedemi geçtim dedemi geçtim’ diye bağırarak sevinirdim. Daha dün gibi… Tüm yaşamı boyunca da geçirdiği tüm zorluklara rağmen hep böyle sıkı sarıldı bizlere. Ayağıma taş değse veya hasta olsam yüzü düşer üzülür ama bana hiç belli etmezdi. Yıllarca o bize biz de ona baktık. Hep derdi; ‘büyük kızım yedirir, küçük kızım giydirir’ diye. Teyzemin eli lezzetli, annem de giyim kuşama meraklı. TERALI duruşuyla da giyimiyle de dört dörtlüktü. Hani derler ya dört dörtlük insan yoktur ki bu söz bana göre de çok doğrudur. Dedem bu sözü bozan adamdı işte.

Erol TERALI, Gönendere’de, Akıncılar’da, Lefke’de, Yeşilırmak’da, Larnaka’da, Baf’da hemen hemen adanın her yerinde okulda ve okul dışında tam bir öğretmendi. Mezun olduğum lise Türk Maarif Koleji’nden emekli olmuştu. Ayrıca Türk Mukavemet Teşkilatında görev almıştı. Kıbrıs’ta koca bir neslin hayatına dokunan gönüllerde dürüstlük ve iyilik anlayışıyla yer etmiş bir adamdan bahsediyorum.

Mesleğine öyle bir aşıktı ki derslerinde tek bir İngilizce sözcüğü anlatmak için masa, kalem, cetvel kırmışlığı var. Dersi anlatmaz adeta yaşardı. Öğretmenliğin yalnızca dört duvar arasında olmadığını söylerdi hep bana.

 

Dedem takım tutmazdı. Ben fanatik Fener’li diğer torunu ise fanatik Galatasaray’lı. Hangi takımı tutuyorsun? Sorusunun üzerine hep ‘Beşiktaş’ cevabını verirdi. Erol Teralı böyle bir adamdı işte… Yine de tüm Fenerbahçe maçlarını benimle birlikte hiç sıkılmadan izler, maç öncesi sevdiği birkaç oyuncunun kadroda yer alıp almadığını sorar belki de sırf ben mutlu olayım diye isimlerini ezberlerdi… Alex, Arda, Volkan…

Bir Fenerbahçeli olarak yalnızca Fenerbahçe taraftarlarının bilip anımsayacağı İslam Çupi’nin söylemiş olduğu bir söz var; ‘Fenerbahçe büyüklüğü ne şampiyonluk büyüklüğü, ne kupa büyüklüğüdür. Onun büyüklüğü başka bir büyüklüktür işte adı konamaz!’ Tıp kı bu satırlardaki gibi Erol TERALI’yı tanıma şansı bulmuş, onu yaşamış, onunla birlikte yaşamış kişiler onun kıymetini bilecektir.

TERALI hem kişiliği hem de mesleği ile herkesin hayatına dokunmuş herkeste güzel anılar biriktirmiş bir çınar. Herkeste farklı değerler bırakan Erol TERALI benim için bir dede değil; bir ansiklopedi, bir fener en önemlisi gurur duyduğum BABAM!

Dedem Erol TERALI’yı 2 Mart sabahı ani geçirdiği beyin kanaması sonucu sabah yatağında hareketsiz olarak teyzem ile birlikte bulduk. Gece sağlıklı girdiği yatağından sabah kendi kalkamamıştı. Kısa bir süre içerisinde ambulans ile YDÜ Hastanesi Acile kaldırdık. Yapılan ilk müdahale sonrasında derhal ameliyata alındı. Muhtemelen o günü o sabahı ömrüm boyunca unutamam. Çekilen tomografi sonrası ameliyat öncesi yaptığım görüşmede doktorun ağzından duyduğum o berbat cümleler; ‘Yaşı ve geçirdiği kanamanın şiddetine bakılırsa ameliyattan çıkma şansı %0 yine de ameliyatı yapmamı istiyor musun?’ Karar vermem için saniyelerim vardı. Ve o gün o kararı ben değil dedem verdi aslında. Erol TERALI’nın bugüne kadar ailesi ve memleketi için verdiği mücadeleler geçti beynimden ve hiç düşünmeden ameliyatı yapalım dedim. Kanamanın büyüklüğü ve verdiği hasarı bir kenara bırakacak olursak ameliyat başarılı geçti ve kanama durdurulmuştu. TERALI her zaman ki gibi kendine yakışanı yapıp ‘bizleri bırakmayacağının’ mesajını vermişti o gün. Asıl yolculuk o gün o an başlamıştı.  Uzun bir tedavi ve yoğun bakım süreci… Geçirdiği kanamaya bağlı olarak ilk zamanlar bilinci kapalı olan dedem günler geçtik sonra yine kendine yakışır mücadeleyi vererek sevenlerinin desteğini de hissederek kısa süreler de olsa bizleri duymaya tepki vermeye başlamıştı. Hastane’de geçirdiği süre boyunca annem, teyzem ve ben dönüşümlü olarak hep yanındaydık. Aile dostlarımız ve sevenlerimiz de gerek bizleri ziyaret ederek gerekse telefonla arayarak bu süre zarfında bizleri ve dedemi hiç yalnız bırakmadı.

Dedemle yaptığımız sohbetlerde bizlere sözlü olarak cevap veremese de o bakışlarıyla ve bunca yıl olduğu gibi bize sımsıkı sarılarak ve savaşarak en büyük cevabı verdi. Kocaman bir parantez de YDÜ Hastanesi Yoğun Bakım doktoru Doç. Dr. Gülay Eren ve ekibinde yer alan tüm hemşirelere açmam gerek. Onlar yolun en başından dedemin yanında durarak başta dedem olmak üzere en büyük mücadeleyi verdiler. Onlara elimden geldiğince Erol TERALI’nın kim olduğunu anlatmaya çalıştım. Ve dedemin mücadelesi ve bize gösterdiği mucizeler sayesinde sanırım bir nebze de olsa başarabildim. Geceleri hastane odasında dedemle baş başa ettiğimiz sohbetleri ve ona anlattıklarımı yazmak isterim ancak bu pek mümkün değil. Çünkü Erol TERALI’nın benim üzerimdeki emekleri ‘anlatılmaz yaşanır’ derler ya hani, o cinsten.

Hastane sürecinin ardından bizleri bekleyen bir ev süreci vardı. Dedemin en sevdiği limon ağacı, çitleri ve fesleğeni yeniden görebilmesi için odasını ufak çapta donanımlı bir hastaneye dönüştürdük. Ve tüm hazırlıkların ardından yoğun bakım hemşirelerinin refakatinde TERALI yine evinde, odasında, bizimle kızları ve torunu ile birlikteydi. Eve gelir gelmez yatağında gözünü açıp limon ağacına baktı onun için dalından kopardığım limonu avcundan hiç bırakmadı. Hüsnü Şenlendirici’nin klarnetini, Ahmet Selçuk İlkan’ın şiirlerini en sevdiği şarkıları yine birlikte dinledik… Teyzemin pişirdiği yemek kokuları yine odasında burnunda tüttü… Her sabah olduğu gibi annem işe gitmeden önce yine dedeciğime seslenip ayrıldı evden ve o an dedemin ağzından; tek bir kelime ‘Nermin’ ismi döküldü… Yani ‘sen işe gidiyorsun Nermin burada mı kalacak?’ demek istemişti bizlere. Yanındaki hemşire dahil hepimiz bu duruma donup kalmıştık. Sanırım bazı şeyleri anlatmaya kelimelerim yetmiyor.

Dedem sağlıklı olduğu son gece eliyle başımı okşayarak girdiği yatağından sabah sağlıklı uyanamadı. Verdiği tüm mücadele ve savaşa rağmen bedenen aramızdan ayrılmış olsa da eli hep başımın üzerinde, Erol TERALI’yı da başımın üzerinde yaşamaya ve yaşatmaya devam edeceğim.

Garnabitin hep seninle ve senin yolunda yaşayacak DEDEM, TERALIM, ATAM, BABAM..

Tek başıma da her şeyi halledeceğim ama insan arada bir başının okşanmasını istiyor.

                                                                                            

TORUNU Türkay ÖYKEN

 

 









Başa dön tuşu