Türkiye basını bizimle dalga geçiyor. Doğrusu dalga geçilecek kadar da varız..
Turizm mevsimi geldi ama pandemi ne gitti ne bitti! “Aç-Kapa” üzerine gelişen tedbirler yetmediğinde “karantinalara” baş vurulmakta..
Ne var ki turizm mevsimiyle birlikte ülkeye gelecek turistler söz konusu olunca bu kez de “kelepçeyi” keşfettik! Gelen turiste kelepçe takacak 24 saat gözetim altında tutacağız!
TC’den bir gazeteci bu kararla ilgili yorumunda bakın ne diyor: “Otel dışına çıkacak turistin bileğindeki kelepçe anında Sağlık Bakanlığındaki görevlilere bildirim gönderecek!”
Ve şöyle devam ediyor: “Artık gelip sizi polis mi alır yoksa bakanlık ekip yollayıp hastaneye mi gönderir bilemiyorum!”
Gazeteci yorumunu şöyle bitiriyor: “Zaten bir buçuk yıldır evlerde kelepçeli gibiyiz.. O yüzden tatilde kelepçe takmak da neyin nesi?” *** BİZDE bu konuda yıllar öncesinden gelen deyimler vardır. Mesela “kapıyı ört dedik sırtına vurdu!” “Yahut Cingânenin bir erkek çocuğu oldu çeke çeke bilmem neyini koparttı” falan..
Her halde böylesi “kapalı ve kelepçeli turizmin” ilk mucidi biz oluyoruz! Ve doğrusu sadece abartmıyoruz. Turist diye gelecek olanlara resmen potansiyel koronavirüslü muamelesi yaparken hakaret ediyoruz!
YANİ diyorum bula bula bulduğunuz tedbir bu mu olmalıydı?
Turizmi canlandırmak için aklınıza gelen çözüm bu muydu?
Üstüne üstlük son karar da şu: “Yurt dışından gelen herkes ev karantinasına tabi olacak!”
…Geçiyorum ve son günlerde dillere pelesenk şu “üretim” meselesine geliyorum ***
EVET ÜRETELİM, FAKAT! Son dönemlerde başta Erdoğan’lı Ankara olmak üzere Kıbrıs Türk halkının daha üretken bir konuma getirtilmesinden söz edilmektedir.
Keza Sivil Toplum Kuruluşlarımız sanayi ve tarımla ilgili Birliklerimiz, Başkan ve Yönetim Kurulları da “daha çok üretmeliyiz” demektedirler..
Bu nedenle TC’den akan suyun topraklarımızı sulaması, küçük sanayinin gelişmesi öncelikli uğraşlarımız olmalı..
Nitekim geçtiğimiz günlerde Sanayi Odası Başkanı Ali Kamacıoğlu da “kendi ayaklarımız üzerinde duran bir ekonomik yapı için kalkınmamız gerektiğini” söyledi ve ekledi: “Üretmek kurtuluşumuzdur!”
BİR “köşeci” olarak “üretimi artırmak üzerine yapıla gelen bu beyanları, söz konusu önerileri tabi ki ciddiye almak gerekir. Çünkü “üretmek” avantaya dayalı tüketim toplumu oluştan kurtulmanın tek çaresidir.
Ne var ki kafamdaki “üretme önerilerini” henüz derleyip toplamaya bile fırsat bulamadımdı, iki gün Mağusa limanından onlarca belki yüzü aşkın sayıda arabanın özel araçları üzerinde liman kapısından çıkışlarını izledim. Hepsi de gıcır gıcır ve lüks arabalardı…
YANİ ne? Bir portakal bahçesinin olanca portakallarını satsanız bir tek arabanın sterlin kuru üzerinden parasını yine de derleyemezsiniz!
Bir vapur dolusu enginar, patates ihraç edip parasıyla bir tekini satın alsanız, yine de borçlu kalırsınız!
Kaldı ki söz konusu o lüks arabaların ülkeye ithalinde yine de “çiftçinin, hayvancının, süt ürünleri imalatını gerçekleştiren sanayicilerin emeği ile terinin karşılığı olan kazandığı parası da vardır.. *** BUNLARA KARŞIN: KKTC ne tarım ne sanayi ülkesidir. Yani ne tarımı ne de sanayisi ile rekabetçi bir ülke olamaz. Zaten siyasi konumu itibarıyla doğru dürüst tek pazarı Türkiye’dir.. Ötesi nanay!
Denecek ki “üretmeyelim mi?”
Hatta daha çok.. Fakat “turizm ve üniversite gelirleriyle takviye ederek..”
Pandemi nedeniyle asıl yitirdiğimiz işte bu iki sektör oldu! Bütün ticari ve ekonomik dengeler bozuldu! Bunlara karşın mesela turizmi canlandırmak yerine “kelepçeledik” demek istiyorum. Ve ekliyorum:
Aralık 2020’de yeni koalisyon hükümeti kurulurken Başbakan Ersan Saner şöyle dediydi: “Ekonomi gelirleri ağırlıklı olarak turizm ve üniversiteler üzerinden sağlanır…”
Sağlanır da şimdilerdeki duruma bakın:
***
HÜKÜMETİ’İ ALÎLERİMİZ DURUMU: Hiç sormayın. Ne yerdedir ne gökte! Arafta kaldı!
Artık TC’den parasal katkı isteyecek yüz de kalmadığından bankalardan borçlanmaya başladı.
Artı Belediyelerden emekli olan başkanların emeklilik paralarını belediyelerin ödemesini istemekte.. Ki kelin merhemi olsaydı kendi başına sürerdi.
Fakat olay ne Ersan Saner hükümetinin ne gelip giden hükümetlerin “yönetim başarısızlıkları” değildir..
Siyasi çözümsüzlükten kaynaklanan sorunlar yanı sıra hâlâ bir devlet felsefesine sahip olunamamasıdır.
Kaldı ki bir yandan çözüm gözlenir ve nasıl çözüm olması gerektiği kıyasıya tartışılırken; öte yandan “büyük devlet oluşu” bile aşan iddiada bir avuçluk Kıbrıs Türk halkını yönetmeye hükümet dayanmıyor.
Her gelen bir yılda ya erken seçim yada bir yeni koalisyon hükümetiyle yer değiştirerek gidiyor!
Ne istikrar ne program ne plan! Günü birlik palyatif kararlarla devlet yönetmeye çalışılıyor. ***
ŞİMDİ BU GERÇEĞE BAKALIM: Saner hükümeti iktidara gelirken doğruya doğru plan program vaadinde bulunmadıydı.
Ve gerçekten de doğru olanı yaparak “biz dediydi yarım kalan projeleri tamamlama hedefindeyiz..”
O günlerde bu konuda her halde bir şeyler yazmış olacağım, büyük olasılıkla da şöyle yazmış olmalıyım.
AFERİN.. Demek ki iktidara gelen hükümetlerin plan program yapmalarına gerek yoktur. “Biz yarım kalmış ne kadar proje varsa onları tamamlayacağız” demek yetecektir..
Çünkü her gelen hükümet “yapacağım, gerçekleştireceğim” diye başlar ve nokta oturtmaya fırsat bulamadan gider! Gelip giden KKTC hükümetleri böylesi bir rahatsızlıktan muzdariptirler ki Saner koalisyon hükümetine de sormak artık vacip oldu: ***
ALTI AY GEÇTİ: Hani yarım kalan işleri tamamlayacaksınız? Mesela belediyeleri birleştirecektiniz? Mağusa limanını restore edip limana benzetecektiniz? Bir devrelerde gürültü patırtıyla tozu dumana katan şu “Emirnameler” ne oldu? İmar İskân işleri?
Çok değil, var mı artık Maraş’ın açıldığını hatırlayan? Açtınız da ne oldu ne yaptınız? İki cami arasında binamaz kaldı!
Son kararınız memleketin karanlık akşamlarını şafkartmaktı ama galiba o da lafta kaldı zaten para yok!
Neyse ki Türkiye yolları falan yapıyor. Suyu da akıtıyor bir sıkıntı yok da artık ne yollara sığabiliyoruz ne suyu doğru kullanabiliyoruz.
Sadece trafik kazalarında ölüp ölüp ölüyoruz!
Dert değil ama. Yeter ki hükümetlerimiz payidar olurken vatan sağ olsun!
Ki sonunda turizmi de kelepçeleyerek bir umudu daha KKTC’nin karanlıklarına gömdünüz!!
































