Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
KıbrısKöşe Yazarları

Dünya nerede durmuştu?

Burak Karataş

Cim karnında bir nokta: Kıbrıs Sorunu çözülmeden pek çok meselenin üstesinden gelebiliyor bölge aktörleri… Bunun farkındayız, değil mi?

Tabii ki efendim, elbette ki… Devlet büyüklerimiz ne güne duruyorlar? Niye habire kurultay, kongre, erken seçim, baskın seçim, yatkın seçim, kalkın seçim, talkım seçim, salkım seçim, seçin de seçin yapıyoruz ki… Bunun için değil midir?

Öyle bir zaman gelecektir ki her taş yerine oturacaktır ve de Kıbrıs Sorunu çözülecektir, biz de o zamana hazır olmalıyız.

Peki… Ne yaparak hazırlanabiliriz?

Evvela: Sovyetler Birliği’nin 1991 senesinde resmen çöktüğünü kabul ederek. (Olmaz… O bizi bozar!)

Tamam, o halde şunu deneyelim: Elimizde şu adanın bir parçası var… Kuzey kısmı… Burada iyi, adil, düzgün bir yönetim kurabilirsek eğer hem kendi halkımızla iyi ve sağlıklı ilişkilerimiz olur her bağımsız ulus gibi hem devlet deneyimimiz olur, kendimizi kandırmamış oluruz. Buna binaen muhtemel ve muhayyel bir Yeni Kıbrıs Devleti için de ‘yaptıklarımız, yapacaklarımızın teminatıdır’ fikri gereği hareket etmiş oluruz. Vaktimiz boşa geçmemiş olur.

Bunu ne zaman dedik? (Farz edelim) 1975’de. Ya da 1983’te. Ya da 2004’te. Fark etmez.

Sonuç ne oldu aziz arkadaşlarım, ülküdaşlarım, yoldaşlarım, emekçi halkım? Sana soruyorum, yanıtı sen vereceksin.

Memnun musun ülkenden, hayatından? Sorunun var mı? Varsa çözülebileceğini düşünüyor musun? Hakikaten adlı adınca bir varoluş mücadelesi yaşadığımıza kâni misin?

Yoksa “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyor ve ister KKTC ister KTC ister federal bir modelde (fark etmeksizin) kendi çıkarlarını sağlayabildiğin ölçüde yaşayabileceğini mi ifade ediyorsun, her halk gibi? En temel ihtiyaçların: Can, mal güvenliğin gibi… Manevi ihtiyaçların: Kendine vatani aidiyet hissettiğin, evladını okula yolladığın, kendin okuduğun, dostunun, akrabanın olduğu o memleket (ismi ister Türkiye olsun, ister Yunanistan) hep yanı başında bulunsun, mümkünse… Başka?

Suyumuz olsun. Elektriğimiz. Televizyonumuz ve internetimiz. Gazetelerimiz, medyamız. Hatta Yüce Meclis’imiz. O Meclis’te kavgalarımız. Vekillerimiz. Bakanlarımız. Bakmayanlarımız. Bakamayanlarımız. Reis-i Cumhurlarımız, Okul Müdürleri ve Okul Müdür Muavinlerimiz. Fedakar Öğretmenlerimiz. Mümtaz memurlarımız. Falan filan…

İyi, hepsi var. Peki sen ne istiyorsun? Bunu düşündün mü? İyice karar verdin mi?

Bak, boşa sormuyorum… Dünya durmuyor… Gün gelince sorarlar bu sualleri… O zaman 2004’teki gibi kemküm etmek de sökmez. Hazırlıklı olmak, agâh olmak gerekli.

Hoca her an tahtaya kaldırabilir, başını Kürt meselesinden alabilirse!