Köşe Yazarları

DÜNYA HIZLA DEĞİŞİYOR: (DEĞİŞEN DÜNYADA NEDİR YERİMİZ?)

      Önce yakın tarihin bu değişim sürecine şöyle bir kuşbakışı nazar atalım: Hem 1. hem 2. Dünya savaşlarında, Ortadoğu, Avrupa yıkıldı sonra yeniden kuruldu!

Birinci Dünya Savaşına varıncaya kadar mesela Afrika  İngiltere’nin, Fransa’nın, Portekiz’in, Hollanda’nın, İtalya ve İspanya’nın öbek öbek sömürgelerinin kıtasıydı!

Yine 1914’e kadar dünya İngiltere, Fransa, Almanya, Amerika, Rusya, Portekiz, İspanya, Hollanda, İtalya, Danimarka, Japonya ve  Belçika’nın sömürgelerinden ibaretti!

  1. Dünya savaşında Osmanlı’nın Balkanlardan mağlup ve yorgun çıktığı o karanlıklarla örtülmüş  trajik yıllarda  Avrupa bugünkü ülkelerine kavuştuydu. Türkler de dahil tam 28 “millet” vardı.
  2. Dünya Savaşı ve sonrası artık “dün” gibidir gözlerimizin önünde! Tutun ki dünya büyük bir depremle yıkıldı yeniden kuruldu! Fakat artçı sarsıntılar hâlâ devam ediyor ve hâlâ yeni devletler doğmak için yıllarını, aylarını, günlerini bekliyorlar…

Mesela artık Amerikan himayesine girmiş PKK’nın devamı olan PYD Türkiye’nin hemen Güney sınırında bir “Kürt Devleti oluşturmak” için sancı koyuveriyor…

Osmanlı ayrıldıktan sonra parça körçe olan Ortadoğu  ile Kuzey Afrika  İngilizlerin, Fransızların, İtalyanların, İspanyolların sömürgeleri olarak yerlerini alırlarken ve bugünlere -ne kadar bağımsız oldukları tartışmalı-  gelirlerken ne başlarını kaldırabildiler iç savaşlardan ne de yangılardan kurtulabildiler! Hâlâ savaşıp ölüyor, yanıp yakılıyorlar!

DİKKAT: Vakta ki hem 1. hem  2. Dünya savaşları  Amerika’nın müdahalesi ile sonlandırıldı ve her zaman “müttefik” denilen ülkeler zafere ulaştı; dünya siyasetinde de yeni bir “Amerikan gücü ile sultası başladı!

Nitekim hiç rastlantı olmaması gerekir: Amerika 2. Dünya savaşından sonra hangi ülkeye müdahale ettiyse, o ülke “Kuzey-Güney” ayrımında hep ikiye  bölündü! Mesela BM’ler müdahalesi gibi görülse de Amerika ağırlıklı Kore savaşlarından sonra Kuzey-Güney Kore oluştu. Ardından Kuzey-Güney Vietnam! Peşinden ve elan yaşadığımız gerçeklerde zaten Osmanlı’dan bu yanadır kendi içlerinde istikrara varamayan Ortadoğu ülkeleri, bu kez Amerika’nın “Arap Baharı” ile darmaduman oldular!  Yaşanan felâketler bizim de yüreklerimizi yakıp dağlarken ve  hazır “biz” demişken gelelim bize.                                                                               ***                                                      BÜYÜK TARİHİN İÇİNDE Kıbrıs’ın ve Kıbrıs Türk halkının konumu ile siyasi durumunun  ne olduğuna cevap vermek zorundaysak başına “bu adada” ifadesini takarak  ilk sorumuz  şu olacaktır:

       Bir: Bu adada neyiz? Cemaat mı, toplum mu, ulus mu?

İki: Kuzey’de yaşarken siyasi yönden ne olmak isteriz? Bağımsız devlet mi? Güney’le oluşturulacak bir Federasyon mu? TC’ye bağlanmak mı?

       Bu sorulara bugüne kadar kimse açık ve net cevap vermedi! Çünkü Kıbrıs Türk halkı her zaman kendini “yanı başındaki bir güce sığınıp dayanmazsa yıkılıp gidecek güçsüz bir yapısallıkta hissetti!”

Mesela Türkiye’ye yıllarca Anavatan dedi ama self determinasyon hakkını zorlayarak “bağlanmayı” istemedi!

       Tarihinin hiçbir döneminde Rum halkı ile  dostça  ilişki kuramadı! Fakat bünyesinden çıkardığı bazı kişi ve örgütleri; “Türk halkının bir yerlere sığınma ve dayanma hislerini kullanarak bu kez rotayı Güney’e kırdı! “Devlet” tercihine karşın “federasyon” tercihi bunun sonucudur!

       OYSA: Rum halkı için “federasyon” bir amaç değil, bir araçtır! Ve artık hem dünyanın en yeni devleti hem de tüm adanın devleti olmak için zamanın geldiğini, zeminin ise çok müsait olduğunu görmekte, stratejisini de buna göre çizmektedir!

       MEĞALO İDEA: Yazıma 1. Ve 2. Dünya savaşları sonunda Avrupa, Afrika gibi kıtaların nasıl yeni yeni devletler doğurduğunu, adlarını yazarak başladıydım. (Amacım tarih dersi vermek değildi zaten haddim de olamazdı!) Ve araya “devlet” olmak için her yolu deneyen üstelik Amerika ile AB’den destek alan Kürt hareketine bağlı PYD’ı sıkıştırdıydım!  Şimdi bir ekleme yapmam gerekirse bugün AB’de 28 devlet vardır ve bunların bazıları daha dün kurulmuşlardır!

Geliyorum Güney’e: İki asırdır Rum halkı liderleri ile kilisesi Tüm adayı yutmak anlamına gelen “meğola İdea”nın  peşindedir. Bu amacına  da Yunanistan’la birlikte varmak istemektedir. Varırsa hem “Helenizmin bir parçasıdır” dediği ada egemenliğine sahip olacak hem de Yunanistan adalarına bir türlü takamadığı son halka durumundaki Kıbrıs’ı da bağlayacak!

TEK ENGEL VARDIR: Adadaki Türk halkı ve Türk halkının garantörü Türkiye!   Şu anda Türkiyesiz bir Kıbrıs oluşturmak için tüm bu unsurları birbirlerinden kopartmak üzerine strateji geliştiriyor!   Federasyon şemsiyesini Türk halkının da altına girmesiiçin bunun açmıştır! Ve Kuzey’deki bazı kişilerle siyasi parti  örgütlerinin de desteğini alarak yoluna bunun için devam etmektedir!

       Bu nedenle Anastasiadis’in yeniden müzakere masasına dönerken koyduğu şarta hiç şaşmayın! “Bir daha diyor böyle olaylar tekrarlanmayacaktır!”  Bu ne demektir? “Müzakereler bitene kadar bittikten sonra da devam edecek bir siyasi oluşumda, Kıbrıs’ın Türkiye ile ilişkileri “Türkiyesizlik” olarak devam edecektir!

Ötesi çok kolaydır: Yunanistan, AB, BM’lerde Rusya faktörü,  Mısır, İsrail hatta Filistin gibi ülke ve güçlerle Türk halkını susturması da mümkündür, içinde eritip yok esamesine getirmesi de mümkündür. Kıbrıs’ta makas Rum tarafının bu siyasi görüşleri lehine gitgide kapanmakta, tüm siyasi inisiyatif Güney liderliğinin eline geçmektedir.

DİKKAT! Güney R.Y’ni  Kuzey üzerine serdiği siyasi tezgâhı ile “kaybettiklerine”  sahip olmak için mücadele ediyor. Türk halkı “Rum kazanırken kaybederse” bir daha bu adada tutunamaz!

 



İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı