Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

DÜNYA DEĞİŞİRKEN. (SAVAŞ DEĞİL BARIŞ. SİLAH DEĞİL EKONOMİ!)  

Artık savaşların da tank top tüfek yerine “ekonomik yaptırımlar” gibilerinden caydırıcı unsurlara dönüştüğü bir yeni dönem başladı dünyada.

Tabi dünkü yazımda da belirttiğimce, böylesi bir “ekonomik savaşın” yabancısı değiliz..                               Nitekim Rum tarafı 1963’den sonra yıktığı Kıbrıs Cumhuriyeti’nin üzerine oturmak ve tüm Kıbrıs’ı yutmak sevdasında  Türk tarafını saf dışına iterken,  adayı terk etmesinin kapılarını açmak için  çok hayati olan “kırk maddenin” Türklere satışını, Türk bölgelerine aktarılmalarını yasaklamış; bu kararı bozmaya ve Türklere satışlarını sürdürmeye çalışan Rum tüccarlara EOKA teşkilatlarıyla  ölüm tehdidinde bulundulardı!       Sonuçta  yıllarca  Türk halkına yara bandından çocuk mamasına kadar kırk maddenin satışını yasaklayarak ekonomik ambargo uyguladılardı..                                                ***                                                BİLİNİYOR: Şimdilerde Rusya Ukrayna   savaşına devasa askeri gücüyle  katılması beklenen Amerika 3. bir Dünya Savaşı olasılığına kapı açmamak için bundan vaz geçerek ,Rusya’ya karşı   “Ekonomik Ambargo” silahını  kullanmaya başladı..                                                        Bu konudaki  haberleri izlerken anlıyoruz ki daha şimdiden Rus Oligartları  denilen dünyasal ticaretin büyük şirketleri ticari kuruluş ve bankaları çatır çatır çökmeye başladılar..

Putin’e beddular yağdırırlarken “battık” diye feryat ediyorlarmış..

PEKİ ŞİMDİ şunu söyleyebilir miyiz? “Bundan sonra savaşlar benzer ekonomik argümanlarla gerçekleştirilecek.”  Ve hedefteki kaleler sadece dışta  değil, ekonominin gördüğü zarardan dolayı içten de batacak!

VE ŞUNU da anlıyoruz: Ekonomik gücünü elinde bulunduran, bu konuda kendine yeten ülkeler ayni zamanda ekonomik yönden kendinden güçsüz ülkeler karşısında peşin ve tartışmasız  üstünlüktedirler..

…GERÇEKTE bunları yazmaya bile gerek yoktu. KKTC’e bakmak bile fikir verebilir. Hem Güney’deki Rum toplumu ile kıyasladığımızda hem de kendi içimizdeki ekonomik potansiyelimizle ölçüp tarttığımızda…Nitekim ne görürüz?

***

İŞTE GÖRDÜĞÜMÜZ: Eğer bu adada bizim de bir siyasi davamız varsa…                                                          Eğer Kuzey’de özgür ve egemen devlet olarak dünya yuvarlığında (en az Rum toplumu kadar) ekonomik yönden yerimizi alacaksak…

Eğer yetişmekte olan yeni nesil insanlarımızla bu topraklara sağlamca tutunacaksak…

Çözümsüzlükten kaynaklı ticari ambargolarla açmazlara  karşın bu ülkede ekonomik yönden mevcut potansiyelimizin çok üzerine çıkmamız gerekir..

Tersinden deyişle bugün sürdürdüğümüz “ekonomi” değil “bakkalcılık” oyunudur!

***

BUNU ANLAMIŞSAK bir daha düşünmek zorundayız: Şöyle ki eğer “ekonomi” dediğiniz üretmekse, plan program geleceklere yönelik ortaya konan  hedeflerse, bunları siyasi sorunu da dikkate alarak bir kez daha gözden geçirmeliyiz..

MESELA Güney’deki akaryakıt Kuzey’e oranla daha ucuzken ve komşu arabasına bu taraftan akaryakıt pompalarken siz kalkar da bu akaryakıtı Güneydeki fiyatını da aşacak sekilde  zamlandırır  ve kaz gelecek yerden tavuğu esirgerseniz, tutun ki kendi elinizle kendi ayağınıza kurşun sıkarsınız!

Kİ çarşı pazarda yaratılan “suni pahalılık” da bu cümlenin içindedir..  Ki adamlar Kuzey’den alış veriş yaparlarken Euro akıtırlar..

***                                                RUSYA UKRAYNA savaşından başlayıp, Amerika’nın ekonomik ambargolarını hatırlatıp, Rum’a kadar gelmem bir rastlantı olmamalıdır..

Çünkü yine Rusya Ukrayna savaşının tetiklediği  bir başka olayı mimleyeceğim:

Yunanistan Başbakanı Miçotakis’in Erdoğan’la İstanbul’da görüşmesi olayı..

DOĞRUSU beklediğim yada çoğumuzun beklediği bir görüşme değildi!                                                                 Her ne kadar uzunca bir süredir TC ile Yunanistan kendi aralarında ve genellikle daha alt düzeylerde heyetler arası müzakereler sürdürüyor idiyseler  de biliyorduk ki zirvede buluşulmaz, sorunlar orada tartışılıp deşilmezse asıl istenen hedefe varmak mümkün olmayacaktır.                                                  “NEDİR  o hedef” derseniz  TC ile Yunanistan’ın iki komşu ülke olarak sadece barışması değil, ekonomik ve ötesi alanlarda da işbirliği yapmalarıdır.                                                                        ***

ERDOĞAN  Miçotakis buluşması bu beklentilere kapı açar mı açmaz mı bilmiyorum ama olay bir “başlangıç” olarak umut vericidir..

Nitekim yıllar önce yine Türkiye ile  Yunanistan böylesi yakın komşuluk ilişkileri kurmak için arayışlara girdiklerinde   bakın ne diyordum:

“BARIŞ yanlıları  Abdi İpekçi’lerin, Theotorakis’lerin, Zülfi Livaneli’lerin, Papaandreu’ların birlikte sirtaki oynadıkları   günlere nazire, bugün de  Türkiye ile Yunanistan arasında yeni bir sayfa açmak her iki ülkenin de çıkarına ve ve ülkeler arası barışa  büyük katkı sağlayacaktır.”

Kİ o eskilerde iki ülke arasında sadece Kıbrıs sorunu vardı. Şimdi Ege sorunu, hidrokarbon yatakları sorunu da var! Demek ki sorunları halletmeden zamanda yürümeye devam etmek yeni ve daha büyük sorunlar doğurmaktadır..

NİTEKİM eğer o yıllarda oluşturulan barışçı dostluk ortamları korunup yaşatıbilinseydi bugün Türkiye Yunanistan iki hasım ülke olarak karşı karşıya gelmezlerdi.. Kıbrıs sorunu bu kadar uzun sürmezdi..

DOĞU Akdeniz’deki doğal zenginlikler ortak işletmeler haline gelir, her iki ülke, Kıbrıs Türk ve Rum toplumları bu kaynaklardan yararlanırlardı. Hatta turizmde iş birliğine giderlerdi..

***

BU YAZDIKLARIM hayal değildir! Her an ve hâlâ olabilecek gerçeklerdir.

Hayal olan Yunanistan’ın, aynen Rusya’nın Gürcistan’ı gördüğünce, Ege denizini kendi gölü gibi gördüğüdür! Kıbrıs’ı malı zannettiğidir!

BU siyasi paranoyadan kurtulduğunda Kıbrıs sorunu da çözümsüzlükten kurtulacaktır..

DİYELİM ve dönelim “bize!”

***

KISACA TAKILDIĞIM: (VE SUCUOĞLU NİHAYET ANTALYA TURUNDAN KKTC AVDET ETTİ!)

Şimdi sormaz mısınız? Antalya konferansı bittiği halde bu kadar süre oralarda ne yaptınız?                                Sn. Başbakanla bazı Bakanlardan söz ediyorum. Fakat özellikle siz Sn.  Başbakan. Tuvalete gitseniz milletin haberi olur..                                                          Kaldı ki ülkenin en zor dönemlerinden biri yaşanıyor ve siz  hiç bir şey yapmasanız bile görevinizin başında olmanız, ülkede bir yönetim erkinin bulunduğunu hatırlatmanız gerekirken ortadan kayboluyorsunuz!                                                                                                             ***                                         …ÖTEDEN  beridir bazı Bakanlarımızın zırt pırt ülkelerden ülkelere uçtuklarına hep takılırım. Çünkü parasal harcamaları ceplerinden değil, devletin hazinesinden çıkmaktadır.

ASIL önemlisi bu Evliya Çelebi gibi gezip tozmaların KKTC’e ne yarar sağladığıdır.Yarım asırdır dünya kazan bazı yöneticilerimiz  kepçe, ayak basmadıkları ülke kalmadı!

Eee! Hani bunun KKTC’e yönelik faydaları? Aksine siz dolanıp durdukça KKTC daha çok batmakta!              Artık durulun oturun biraz da memleketin sorunlarıyla ilgilenin.. En azından ilgileniyormuş gibi yapın o bile kabulümüzdür