Elbette öyle bir güne sığdırılamaz “kadınların hak hukukları..” Ki onlar “bir gün” kadar da değillerdir ta Adem ile Havva’dan beri…
Yine de bu vesileyle rahmetlik annemi düşündüm bir kez daha. Babaların, “sonra şımarır” düşüncelerinde çocuklarından esirgedikleri o sevgi gösterilerini, anaların nasıl yücelttiğini hatırladım yeniden..
FUKARA kasabaların, köylerin derme çatma izbe evlerinde evlat yetiştirmenin ne kadar zor olduğunu bu vesileyle bir kez daha yaşadım.. Başımı göğsüne koyduğumda duyduğum o ilahi huzurla güveni, sonrası hayatım boyunca hiçbir şekilde ve ortamda yaşayamadığımı zaten öylesi bir ana şefkatini de “anamdan öte” bulamayacağımı büyük bir minnet duyguyla yeniden hatırladım..
HURMA dallarından nasıl zembiller yaptığını, onları daha ilk okul öğrencisi olduğum dönemlerde Maraş bandabuliyasına götürüp 2 şilin tanesine sattığımı, anamın fukara evimize bu şekilde parasal katkıda bulunduğunu büyük bir minnet duygusuyla yeniden yaşadım..
Beni nasıl döverse dövsün hiç korkmadığımı zaten ağlar gibi yapıp hakkım olanın tırnağı kadar bile cezalandırılmadığımı, hasret dolu tebessümlerle bir daha düşündüm..
Ve “evet doğrudur” dedim kendime: “Ana gibi yar olmaz..”
***
DÜN “ANNELER GÜNÜYDÜ” Biliyorum çok çok sevildiler.. Bazıları rahmetle anıldılar.. “Nine” olmuşluklarında torunlarına sarıldılar, kızları damatları oğullarıyla kucaklaştılar..
Ölenlerin mezarları ziyaret edildi, dualar okundu, hatırlar canlandırıldı..
VE bir “Analar Günü” daha fakat bu kez dünyasal bir felaketin, Rusya Ukrayna savaşının “Allahsız ve insafsız” olayları nedeniyle ne kadar kutlanabildiyse öylesi kutlandı işte! ***
“BİR ANNELER günü daha gelip geçti” diyecektim ama geçtiğimiz “Anneler Günü” dolayısıyla gerçekleştirilen bazı toplumsal etkinliklerin medyadaki haberlerini okuduğumda “işte budur” dedim! “Sadece Anneler gününde değil.. Tüm zamanlarda eğer kadın “ana” ise o bağışlanacak hediyelerin en büyüğü ancak böyle olur dedim.. Anlatayım:
OLAY ŞUYDU: Çoğu zaman küçük kıvılcımlardan çıkar büyük yalazlar.. Nitekim ilgili haberleri okuduğumda “ha gayret” dedim. Kadınlar Gününde kadınlarımıza en büyük hediye bu olmalıdır diye düşündüm.
KISACA olay “Girişimci Kadınlar Kalkınma Kooperatifinin” Sipahi köyünde, işte o küçük kıvılcımlardan birini daha tutuşturmasıydı..
Olay şuydu: GİKAD (Kıbrıs Türk Girişimci İş Kadınları Derneği) 10 kadına dikiş makinesi bağışında bulundu…”
Haberin devamında şöyle deniyordu: “Bu kadınlarımız önce dikiş kursu görecekler. Ürettikleri ürünlerinin pazarlanması için de köy Muhtarlığı destek verecek.”
GİKAD Başkanı Dr. İçim Çağıner Kavuklu “hedefimiz diyor, Yeşilırmak’tan Yenierenköy’e, Karpaz Burnundan Kormacit’e, Kormacit’ten Akıncılara kadar kadınlarımıza hem ekonomik hem de sosyal açıdan güçlenmeleri için destek olmaktır…”
Ayni bölgede şimdilerde emekli öğretmenlerimizden Meral Bilgeer bu çalışmalara katkıda bulunuyor.. Ömür boyu sürecek öğretmenliğiyle… ***
ÖTE YANDAN Sibel Tatar’ın öncülüğünü yaptığı bir başka çalışan, üreten kadınlar örgütlenmesinde “Kadın Emeği Pazarı”nın açıldığı haberini okuyorum. Haftada üç gün ürünlerini pazarlayacaklarmış. Beyarmudu Belediyesi de katkıda bulunacakmış…
…Geçmişte yine böylesi örgütlenmelerle mesela bazı Köylerdeki kadınlara yönelik “enstitüler” kurulduydu. Dikiş nakış kursları gerçekleştiriliyordu..
***
ÇALIŞAN nüfusun ancak yüzde otuzunu kadınların oluşturduğu KKTC’de elbette ki “kadınlara” yönelik kat edilecek daha çok yollar vardır..
Ki o “çalışan kadını” sadece devlet dairelerinin masa başlarında düşünmemek gerekir..
ONLAR Sağlık hizmetlerinde doktor hemşire.. Onlar evlerimizin temizliğini yapanlarken yaşlıların bakıcıları.. Tarlada bahçede eşine yardımcı.. Hasat zamanlarında ağaçların dallarında… Patates soğan sebze bahçelerinde toprağa ter döken kadınlar.. ***
İŞTE Dün bu “kadınların günüydü!” İnanın yine “işlerinin üretimlerinin tezgâhlarının başındaydılar. Yine ter döküyorlardı hem de “günün kendi günleri olduğunu bilmeden..” Hatırlatmamışsa birileri hatırlamadan!
GEÇ de olsa sadece “Kadınlar gününde” değil.. Yılın bütün günlerinde bütün günler kadınlara kutlu ve mutlu olsun diyorum.. ***
KISACA TAKILDIĞIM: Rusya Ukrayna savaşları nedeniyle insanlar hak bildikleri şikâyet ve serzenişlerini bile bir süre ertelemek yada da daha ötelere itmek zorunda kaldılar!
Değil mi ki dünyanın bir bölgesinde “insanlık felaketi” olarak adlandırılan savaşlar vardır.. Değil mi ki insanlar ölüp öldürülmektedir.. Ve değil mi ki bu nedenle dünyada ekonomik sıkıntılar baş göstermiş, parasal değerler darmaduman olmuştur…
ZATEN durum vaziyetlerimiz iyi değildi ama en azından “şikâyet hakkımızı” kullanır, bas bas bağırırken sinirlerimizi boşaltır, olaylar karşısında kırmızı görmüş azgın boğalar gibi önümüze gelene tos atarken en cafcaflı kelimeleri sıralar… Kısaca deşarj olurduk!
İşte şimdi o fırsatı yitirdik! Ağzımızı açıp “pa” ile başladıktan sonra “ne olacak bu pahalılık diyecek olsak lafı ağzımıza tıkarlarken, “kör müsün be adam görmüyor musun Rusya Ukrayna savaşını? Yarattığı fasaryaları ekonomiye vurduğu darbeyi.. Dünyanın her yanı kırılıyor pahadan…” Diyerek lafı gerisin geri ağzımıza sokacaklar!.
KİM? Pahalılıktan anamızı ağlatan buna karşılık Meclis’ten güven oyu alan Sucuoğlu Hükümeti!
Parlamenter sistemmiş! Yok “Demokrasiymiş!” Hiç biri değil.. Bizzat seçip iktidar yaptıklarımızın halka attıkları “kazık sistemidir” sözünü ettiğimiz!
































